Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, AllaTurkaa sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

halil_66

Orta Düzey

  • "halil_66" bir erkek

Mesajlar: 536

Kayıt tarihi: May 4th 2011

Konum: İzmir

  • Özel mesaj gönder

61

Saturday, 12.09.2015, 22:01

Tarihimizi emek vererek paylaşan herkeze gönülden teşekkür ediyorum sizinde emeğinize sağlık çok memnun oldum bu paylaşımlardan

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

62

Saturday, 12.09.2015, 22:28

Tarihimizi emek vererek paylaşan herkeze gönülden teşekkür ediyorum sizinde emeğinize sağlık çok memnun oldum bu paylaşımlardan


Sayın halil_66 begeniniz için çok teşekkür ederim ,gönlünüze sağlık. Selam ve saygılar.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

63

Monday, 14.09.2015, 20:46

Anadolu’da Vasalleşmenin Başlaması
Osmanlı Beyliği, tarih sahnesine çıktıktan sonra, Anadolu beylikleri ile ilgili olarak
genellikle dikkatli bir siyaset takip etmiştir. Askeri operasyonlarında ağırlığı Bizans ve
Balkan coğrafyasına vermiş ve gaza siyaseti gütmüştür. Gazada elde etmiş olduğu büyük
başarılar, Osmanlıları “Anadolu Türkmen Beylikleri Dünyası”nda özel bir konuma getirmiş
ve döneminin siyasal çekim merkezi olmayı başarmışlardır. Bu dikkatli siyasetin bir
yansıması olarak komşu ve civar beyliklerle çatışmadan kaçınılmıştır.
I. Murad dönemi ise Anadolu Türkmen beylikleri ile olan ilişkilerde bir kırılmanın
yaşandığı dönem olmuştur. I. Murad, takip etmiş olduğu vasalleştirme siyaseti ile Osmanlı
Beyliği liderliğinde bir anlamda gevşek bir konfederasyon yapısı oluşturma amacı gütmüştür.
I. Murad’ın Rumeli’de faaliyetlerini yoğunlaştırması neticesinde, Anadolu
topraklarında da bir güvenlik tehlikesi ortaya çıkmıştı. Bu yüzden I. Murad, burada ortaya
çıkabilecek tehlikeleri de hesaba katmak durumunda kalmıştır. Tehlikenin en büyük kaynağı
olarak da, diğer Batı Anadolu beylikleri üzerinde Osmanlılarla aynı iddiaları paylaşan ve
benzer bir siyaset güden Karamanoğulları görülmektedir. Bu iki siyasal yapı, bu dönemde
ciddi bir rekabete girmiş görülmektedir. Osmanlılar, burada, gaza dolayısıyla edindikleri
kâfirle savaşma şöhretini de etkili bir biçimde kullanmış görülmektedirler. Lakin iki hadise
Osmanlıları Anadolu Türkmen Beylikleri Dünyası’nın lideri haline getirmiş ve bu sayede
Osmanlıların Anadolu’daki hâkimiyet sahası genişlemiştir.
Karamanoğlu Alaaddin Bey, Osmanlıların gaza şöhretlerini üstlenebileceğini
göstermek amacıyla o dönemde Memlük sultanının yaptığı çağrıya uyarak, Kıbrıs Krallığı’nın
himayesinde bir kale olan Gorigos’u kuşatma altına almıştır. Lakin diğer Anadolu
beyliklerinin de destek verdiği bu sefer, bir hezimetle neticelenmiş ve bu müşterek ordu
dağılmıştır. Karamanoğulları’nın imajı bu seferle ciddi bir biçimde zedelenmiştir. Bu sefer
sonrası, Hamidoğlu İlyas Bey kendi adına sikke kestirip, hutbe okutmuş lakin Karamanoğlu
Alaaddin Bey karşısında zor duruma düşünce Osmanlılardan ve Germiyanoğulları’ndan
yardım istemek zorunda kalmıştır. İlyas Bey’in ardından Hamidoğulları tahtına oturan
Hüseyin Bey de, Osmanlı himayesine girmiş ve Karaman sınırında olan Akşehir, Beyşehir,
Seydişehir, Yalvaç ve Karaağaç gibi yerleri I. Murad’a satmıştır. Yine bu dönemde, I.
Murad’ın oğlu Bayezid ile Germiyanoğlu Süleyman Bey’in kızı evlenmiş ve Kütahya, Emet,
Simav ve Tavşanlı çeyiz olarak Osmanlılara verilmiştir.
Osmanlı kaynaklarında yer alan bu bilgilere ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Bu tarz
toprak genişletme keyfiyeti, gaza ile şöhret yapmış olan Osmanlı Beyliğinin kendi gibi
Müslüman unsurlara karşı askerî operasyonlarını meşrulaştırma niyetinin bir göstergesi
olabilir. Her ne şekilde olursa olsun, bu bölgelerin 1380’e gelene kadar Osmanlıların eline
geçmiştir. Osmanlı Beyliği ile Karamanoğulları arasında sıkışmış bulunan Hamidoğulları ve
Germiyanoğulları gibi beylikler yönlerini Osmanlılara çevirmiş görünmektedirler.
Hamidoğulları’ndan alındığı iddia edilen bölge, Karamanoğulları ile yaşanan
problemin görünür sebebi olarak takdim edilir. Nitekim Osmanlı askerleri
Hamidoğulları’ndan alınan yerlere yerleşince, Karamanoğulları ile sınır komşusu olmuşlardır.
1385 senesinde, I. Murad Rumeli’ye geçince Karamanoğulları söz konusu bölgeyi ele
geçirmiş, sultan da ertesi sene Karaman Seferi’ne çıkmıştır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

64

Monday, 14.09.2015, 20:47

Karaman Seferi
I. Murad, 1385 senesinde Sırp seferinden dönüşte Edirne’de, Karamanoğulları’nın
Hamidoğulları’ndan alınan bölgeye yönelik seferinden haberdar oldu. Kışı Bursa’da
geçirdikten sonra, 1386 baharında Karamanoğulları üzerine sefere çıktı. Frenkyazısı denen
mevkide cereyan eden bu savaşı, Osmanlı kuvvetleri kazanmış, Karamanoğlu Alaaddin Bey
Konya’ya kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Onu takiben giden I. Murad, Konya’yı kuşatsa
da, Alaaddin Bey’in itaatini bildirmesi neticesinde bu toprakları kendisine bıraktı.
Frenkyazısı Savaşı’nda alınan mağlubiyet, Karamanoğulları’nın Anadolu beylikleri
üzerindeki iddialarının sona ermesi anlamına gelmektedir. Daha evvel Osmanlıların en büyük
rakibi olan Karamanoğulları’nın nüfuzu iyice kırılmış, daha evvel onların yüksek hâkimiyetini
kabul eden unsurlar, Osmanlı himayesine girmişlerdir. Böylece Osmanlıların Anadolu’da
hâkimiyeti pekişmiş, Sivas’a kadar olan bölgede Osmanlı hâkimiyeti tesis edilmiştir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

65

Monday, 14.09.2015, 20:48

Anadolu’daki Vasalleşmenin Sonuçları
Anadolu’da yaşanan bu vasalleşme süreci, Kosova Savaşı’nda netice vermiş; Osmanlı
ordusu içerisinde Batı Anadolu beylikleri askerleri de görev yapmışlardır. Lakin I. Murad’ın
Kosova Savaşı’nda hayatını kaybetmesinden sonra, bu ittifak çatırdamış, Karamanoğulları son
bir çabayla diğer beylikleri yanına alarak Osmanlı topraklarına saldırmıştır. Bu yeni durum, I.
Bayezid döneminde Anadolu beylikleri üzerindeki siyasette köklü değişikliklere neden
olacaktır.
Osmanlı Devleti’ne vasallik bağı ile bağlanan bu unsurların, Osmanlı hâkimiyetini
kabul etmede zorluk yaşayıp yaşamadıkları konusu açık bir konu olmamakla birlikte, bu
beylikler halkı ile Osmanlı tebaası, toplum yapısı itibariyle benzerlikler gösteriyorlardı. Bu
yüzden halk nezdinde ciddi bir kriz yaşanmıyor görünmektedir. Öte yandan Osmanlılar,
hâkimiyeti altına aldıkları bu gibi yerlerin yerel aristokrasisine de saygı göstermekte, onları
timar sistemi içerisinde konumlandırmakta ve mülklerinin ellerinde kalmasını temin
etmektedir. Bu yüzden, bu bütünleşmede bu uygulamalar etkin olmuştur denebilir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

66

Wednesday, 16.09.2015, 20:27

I. BAYEZİD DÖNEMİ: MERKEZÎLEŞME ÇABALARI


İlk Gelişmeler: Anadolu ve Karaman Seferleri

I. Murad, savaş meydanında ağır bir şekilde yaralanınca, yerine büyük oğlu olan Bayezid’in geçmesini vasiyet etmiştir. Böylece I. Bayezid, Osmanlı tahtına oturmuş, ilk iş olarak da savaşta esir edilmiş olan Sırp prensi Lazar’ı idam ettirmiştir. Ayrıca tahtı için potansiyel tehlike olarak gördüğü kardeşi Yakup’u da devlet erkânının
nasihatleri
doğrultusunda iktidarın bölünmezliği anlayışının bir yansıması olarak öldürtmüştür. Henüz kardeş katli uygulaması kurumsallaşmamışken, I. Bayezid’in kardeşi Yakub’u öldürmesini, Savcı Bey’in babasına isyanının hatıralarının taze oluşuyla açıklamak mümkün görünmektedir. I. Murad’ın ölüm haberi üzerine, Anadolu’da bir takım karışıklıklar ortaya çıkmıştır. I. Murad döneminde takip edilen dikkatli siyaset neticesinde Osmanlılara vasallik bağıyla bağlanmış olan beylikler, Karamanoğulları önderliğinde tekrardan bağımsızlıklarını kazanmak için bir takım girişimlere başlamışlardır. Karamanoğlu Alaaddin Bey, Germiyanoğlu II. Yakub Bey ve Sivas’ta bulunan Kadı Burhaneddin bu kargaşadan istifade etmek suretiyle Osmanlı topraklarına saldırıda bulunmuşlardır. Karamanoğulları, I. Murad zamanında Hamidoğulları’ndan alınmış olan Beyşehir’i alıp Eskişehir’e kadar ilerlemiş; Germiyanoğulları Kütahya, Emet, Simav ve Tavşanlı’da yeniden hâk
imiyet
kurmuş, Kadı
Burhaneddin
ise Kırşehir’i zapt etmiştir
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

67

Wednesday, 16.09.2015, 20:30

Birinci Anadolu Seferi ve Batı Anadolu Beyliklerinin İlhakı

I. Bayezid ise, bu gelişmelere kayıtsız kalmayarak Anadolu Seferi’ne çıkmıştır. 1389
-
90 kışında çıkılan bu seferde, Candaroğulları’nın Kastamonu şubesinin başında yer alan Süleyman Bey, Bizans imparatorunun oğlu ve taht ortağı olan Manuel ve Osmanlı vasali olan Sırp kralı ve onlara bağlı kuvvetler de bulunuyordu. Öncelikli olarak Germiyanoğulları üzerine yürüdü ve Germiyanoğlu Yakup Bey’i yakalayarak hapsettirdi. Ardından Denizli’yi ele geçirerek Aydınoğulları Beyliği üzerine yürüdü. Aydınoğulları Beyliği, tıpkı Saruhanoğulları ve Menteşeoğulları gibi, karada örgütlenmekten ziyade denizde örgütlenmişler ve gaza faaliyetlerine bu şekilde devam etmişlerdi. Bu yüzden, kara kuvvetleri güçlü değildi. Bunun neticesi olarak, Osmanlı ordusuna mukavemet edemeyeceklerini bildiklerinden teker teker teslim olmayı tercih ettiler. Aydınoğlu İsa Bey teslim olduğu için Tire’de ikametine ve vakıflarını idare etmesine müsaade edildi. Ardından Menteşe Bey’i Mahmud Bey teslim oldu. Kendisi Menteşe Beyliği’nin Balat şubesinin başındaydı; Muğla şubesinin başında olan Mehmed Bey ise teslim olmayıp kaçmayı tercih etti. Saruhan Beyliği toprakları da bu süreçte ele geçirildi. Bu sefer esnasında, İzmir’e gidilmemesi, I. Bayezid’in seferi uzatmak istememesi ile alakalıydı. Aynı şekilde, ele geçirilen yerlerde ticari imtiyazları bulunan Venedik’in bu imtiyazları tanınmak suretiyle, gerek onların dostlukları kazanıldı, gerekse de bölge ekonomisin canlılığı muhafaza edildi. Bu sefer esnasında ayrıca, Aydınoğulları himayesinde olan Anadolu’daki tek Bizans şehri Alaşehir de ele geçirildi.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

68

Tuesday, 22.09.2015, 13:06

Karaman Seferi


I. Bayezid’in bundan sonraki hedefi Karamanoğulları Beyliği olmuştur. Yukarıda da
beyan edildiği üzere, Karamanoğulları, I. Murad’ın Kosova’da ölümü üzerine, Beyşehir’i ele
geçirmişti. Bu yüzden I. Bayezid, Rumeli’deki vasallerinin ve Bizans İmparatorluğu’nun
gönderdikleri askerlerin de içerisinde bulunduğu büyük bir ordu ile 1390 Mayıs’ına
gelindiğinde, ikamet ettiği Afyon’dan hareketle Karamanoğulları üzerine yürümüştür.
Öncelikle Beyşehir geri alınmış, Hamidoğulları toprakları ele geçirilmiştir. Yine bu sefer
esnasında, Antalya da Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Hamidoğulları’na ait toprakları oğlu
İsa Bey’e tevcih ederken, Antalya’nın idaresini de Firuz Bey’e bırakmış, böylece yukarıda
zikrettiğimiz merkezileştirme siyasetini devam ettirmiştir.
Daha sonra Konya üzerine yürüyen I. Bayezid şehri kuşatmıştır. Karamanoğlu
Alaaddin Bey, Osmanlılara mukavemet edemeyeceğini anladığından Taşeli’ne çekilmiştir.
Hasat mevsimi olduğundan I. Bayezid, askerlerinin halkın mahsulüne dokunmasını kesinlikle
yasaklamış, böylece yerel halkın desteğini kazanma arayışına da girmiştir.
Karamanoğulları’na, müttefikleri olan Candaroğlu Süleyman Bey ve Kadı Burhaneddin’e
bağlı kuvvetlerden destek gelmeyince, barış istemek zorunda kalmışlardır. I. Bayezid de,
özellikle Rumeli’de yaşanmakta olan gelişmeler dolayısıyla bu barış teklifini kabul etmiştir.
Bu antlaşma ile zaten Osmanlılara ait olan lakin Karamanoğulları’nca işgal edilmiş Beyşehir
ve Akşehir Osmanlılarda kaldığı gibi taraflar arasında Çarşamba Suyu’nun sınır olmasına
karar verilmiştir (1391).
PROF. DR. MAHMUT AK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

69

Tuesday, 22.09.2015, 13:07

Anadolu’daki Vasalleşmenin Sonuçları
Anadolu’da yaşanan bu vasalleşme süreci, Kosova Savaşı’nda netice vermiş; Osmanlı
ordusu içerisinde Batı Anadolu beylikleri askerleri de görev yapmışlardır. Lakin I. Murad’ın
Kosova Savaşı’nda hayatını kaybetmesinden sonra, bu ittifak çatırdamış, Karamanoğulları son
bir çabayla diğer beylikleri yanına alarak Osmanlı topraklarına saldırmıştır. Bu yeni durum, I.
Bayezid döneminde Anadolu beylikleri üzerindeki siyasette köklü değişikliklere neden
olacaktır.
Osmanlı Devleti’ne vasallik bağı ile bağlanan bu unsurların, Osmanlı hâkimiyetini
kabul etmede zorluk yaşayıp yaşamadıkları konusu açık bir konu olmamakla birlikte, bu
beylikler halkı ile Osmanlı tebaası, toplum yapısı itibariyle benzerlikler gösteriyorlardı. Bu
yüzden halk nezdinde ciddi bir kriz yaşanmıyor görünmektedir. Öte yandan Osmanlılar,
hâkimiyeti altına aldıkları bu gibi yerlerin yerel aristokrasisine de saygı göstermekte, onları
timar sistemi içerisinde konumlandırmakta ve mülklerinin ellerinde kalmasını temin
etmektedir. Bu yüzden, bu bütünleşmede bu uygulamalar etkin olmuştur denebilir.
PROF. DR. MAHMUT AK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

70

Tuesday, 22.09.2015, 13:09

İlk Gelişmeler: Anadolu ve Karaman Seferleri
I. Murad, savaş meydanında ağır bir şekilde yaralanınca, yerine büyük oğlu olan
Bayezid’in geçmesini vasiyet etmiştir. Böylece I. Bayezid, Osmanlı tahtına oturmuş, ilk iş
olarak da savaşta esir edilmiş olan Sırp prensi Lazar’ı idam ettirmiştir. Ayrıca tahtı için
potansiyel tehlike olarak gördüğü kardeşi Yakup’u da devlet erkânının nasihatleri
doğrultusunda iktidarın bölünmezliği anlayışının bir yansıması olarak öldürtmüştür. Henüz
kardeş katli uygulaması kurumsallaşmamışken, I. Bayezid’in kardeşi Yakub’u öldürmesini,
Savcı Bey’in babasına isyanının hatıralarının taze oluşuyla açıklamak mümkün
görünmektedir.
I. Murad’ın ölüm haberi üzerine, Anadolu’da bir takım karışıklıklar ortaya çıkmıştır. I.
Murad döneminde takip edilen dikkatli siyaset neticesinde Osmanlılara vasallik bağıyla
bağlanmış olan beylikler, Karamanoğulları önderliğinde tekrardan bağımsızlıklarını
kazanmak için bir takım girişimlere başlamışlardır. Karamanoğlu Alaaddin Bey,
Germiyanoğlu II. Yakub Bey ve Sivas’ta bulunan Kadı Burhaneddin bu kargaşadan istifade
etmek suretiyle Osmanlı topraklarına saldırıda bulunmuşlardır. Karamanoğulları, I. Murad
zamanında Hamidoğulları’ndan alınmış olan Beyşehir’i alıp Eskişehir’e kadar ilerlemiş;
Germiyanoğulları Kütahya, Emet, Simav ve Tavşanlı’da yeniden hâkimiyet kurmuş, Kadı
Burhaneddin ise Kırşehir’i zapt etmiştir.
Kaynak;
PROF. DR. MAHMUT AK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

71

Sunday, 27.09.2015, 15:54

XII. ve XIII. Yüzyıllarda Anadolu'daki Kültür ve İmarHareketlerine Bir Bakış


Anadolu Selçuk Devleti kurulurken, bunun ilk zamanları Anadolu
istilâsı ile geçmiş evvelâ Bizans ve arkasından Haçlılarla uğraşılmış ve
nihayet XII. yüzyılın son yarısında mücadeleler eski hızını kaybederek
bir îmar faaliyeti başlamıştır. Anadolu Selçukileri orta ve doğu
Anadolu'da kurulmuş olan Danişmend, Mengûcek, Saltukoğulları'nm
memleketlerini en geç XIII. yüzyıl ortalarına kadar tamamen ilhak
ettikten sonra Anadolu'da bir Türk topluluğu vücuda geimiş ve bu
küçük beyliklerin ilmî ve sosyal müesseselerinin ilâvesi suretiyle
umumî bir kültür ve îmar bütünlüğü kendisini göstermiştir. Şunu daha
evvel kaydedelim ki Anadolu Selçukilerinde resmî muharrerat farsca
olduğundan hükümdarlara ve ümeraya ithaf edilen eserlerin pek çoğu
da farsca olup arapça eserler pek azdır ve türkçe ise hiç yoktur.
Daha XII. yüzyılın ikinci yarısında Selçuk memleketleri dahilindeki
istikrar ve dış siyasetteki bazı muvaffakiyetler dola-yısiyle Anadolu
Selçuk devletinin ilmî ve içtimai bakımlardan kalkınmakta olduğu
görülüyor ki bu da ikinci Kılıç Arslan (1156—1192) ve oğlu Rükneddin
Süleyman (1196—1203) zamanlarından başlamış bulunmaktadır.
Gerek bu iki hükümdarın ve gerek bunlardan sonra gelen Selçuk
sultanlariyle vezir ve beylerinin Anadolu'daki kültür ve sosyal
müesseseleri ve ilmî hayatı yükseltmek için âdeta birbirleriyle rekabet
ettiklerim müşahede ediyoruz; bu fikrî hareket dolayısiyle memleket
haricinden de bir hayli ilim adamı Anadolu'ya, gelmeğe başlamış,
bunlara karşı gösterilen yüksek himaye ve hüsn-i kabul Urfa, Suriye,
Irak ve İran taraflarından bir hayli âlim, mütefekkir, edip ve
sanatkârların Selçuk memleketlerine gelip yerleşmelerine sebep
olmuş ve bilhassa münevver bir hükümdar olan İkinci Kılıç Arslan'la
yine münevver ve açık fikirli olan ve her biri bir vilâyette valilik eden
oğullarının ilim adamlarına gösterdikleri rağbet bunların muhitlerinde
birer fikir çerağı uyandırmıştır.
Bilhassa felsefî eserleriyle meşhur olup onikinci asrın son
yarısında yaşamış olan ve Şahabeddin Maktul diye anılan Şahabeddin
Sühreverdî 18 Anadolu'ya geldiği zaman ikinci Kılıç Arsian'ın fevkalâde
hüsn-i kabul ve iltifatını gördü. Kendisinin mensup olduğı Işrakiyun
felsefesini Anadolu'da yaymasına ses çıkarılmadı 19. Halbuki aynı zat
daha sonra aynı kanaatinden dolayı Halep ulemasının verdikleri fetva
ile S el âh a d-din Eyyubî tarafından 585 H; 1189 M. de katledilmişti.
Şahabeddin Maktul, İkinci Kılıç Arslan'ın oğlu Niksar emiri Berkyaruk
namına Pertevnâme isimli farsca felsefî eserini ve Harput Emiri
İmadeddin Ebu Bekir bin Karaarslan adına da Elvâh-ı İmadiye adlı
yine felsefî bir kitabını telif etmiştir 20
.
Berkyaruk, münevver, şair ve felsefeye meraklı olduğundan
kendisine ithaf edilen bu eseri okuyarak bütün rumuzları Öğrenmiştir.
Sultan ikinci Kılıç Arslan namına müteaddid eser sahibi olan Tiflisli
Ebu'1-Fazl Hüseyin bin Mehmed tarafından arapçadan farscaya
çevrilen bir Melheme kitabiyle Kâmil-üt-tâbir isminde bir rüya
tabirnamesi vardır. Bu Melheme kitabı sonradan türkçeye çevrilmiş
olup bir nüshası Ayasofya kütüphanesinde 2705 numaradadır. Yine
Niksar Emiri Nasırüddin Berkyaruknamına 558 H. 1163 M. de
Kemalüd-din Ebu Bekir bin İsmail tarafından farsca Ravzat-ül-Menâzır
TM Melik-in-Nâsır isminde bir kelâm kitabı ve İkinci Kılıçarslan'm
diğer oğlu Muhyiddin Mesud adına da Ebu Hanife Abdülkerim bin
Ebi Bekir tarafından El-Ihtiyârat fi MecmaVr-Rübaiyât adındaki bir
Rubaiyat mecmuası kaleme alınmıştır.
İkinci Kılıç Arslan'm oğullarından Tokat Emiri ve daha sonra
Selçuk Sultam olan Rükneddîn Süleyman da Şababeddin
Sühreverdî'nin felsefesini kabul edenlerden idi. Kadirşinas bir
hükümdar olan Rüknüddin namına veziri Malatyalı Meh-med bin Gazi
tarafından kaleme alınmış olan Ravzat-ül-Ukul adında farsca Kelile ve
Dimne tarzında bir eser vardır. Rükneddin Süleyman Şah kendisine bir
kaside takdim etmiş olan şair ve edip Zahir-i Faryabî'ye iki bin altın ile
on cins at, beş köle, beş cariye, beş katır ile her cinsten elli kat
elbiselik göndermişti.
Rükneddin'in vefatiyle XII. yüzyıldaki fikir hareketleri hakkında
bilgimiz şimdilik bu kadardır; XIII. yüzyılın ilk yarısında ise bunlara
nazaran daha mebzul olarak ilmî, edebî ve tasavvufî eserlere rast
gelmekteyiz. Bu asrın ilk yarısı, Orta Asya'daki Moğol istilâsı
dolayısiyle o taraflardan Anadolu'ya bir çok ilim adamlarının hicret
etmeleri itibariyle pek mühimdir. Bu gelenler arasında Meviâna
Celâlüddin Rumî'nin babası Sultan-ül-ulema Bahaüddiıı ile onun
talebesi Burhanüddin Muhakkik-i Tirmizî de vardır.
XIII. yüzyılda ise Işrakıyun felsefesi yerine Anadolu'da Vahdet-i
Vücud felsefesinin inkişafı başladığını şiir, edebiyat ve tasavvufun
revaç bulmakta olduğum görüyoruz.
ikinci Kılıç Arşla n'ınKüçük oğlu olup onüçüncü asır başlarında
Selçuk Sultanı olan Birinci Giyasüddin Keyhus-rev, Farscadan başka
rivayete göre rumca ve lâtince de biliyordu; güzel farsca şiirleri
vardır1. Mehmed bin Ali Ravendi tarafından 599 H. 1202 M. de telif
edilmiş olan Kitab-ı Râhat-üs-Sudur ve Ayeî-üs-sürur isimli Selçuk
tarihi bu Giyasüddin Keyhusrev namınadır 21
.
Birinci Giyasüddin Keyhusrev'in oğlu Birinci İz-zeddin Keykâvus
(1210-1219) malûmat sahibi ince fikirli şair ve kadirşinas bir
hükümdardı. Bundan dolayı babası devrindeki fikir hareketleri bunun
zamanında da kuvvetle devam etmiş şiir ve edebiyat bu, baba oğul
devrinde daha çok rağbet görmüştür.
MusuPdan Emir Hüsameddin Sâlar'm kızı, izzeddin Keykâvus
hakkında yetmiş iki beyitli bir kaside kaleme alıp takdim ettiği zaman
İzzeddin, kasidenin her beytine yüz kızıl (tam ayarlı) altın vermiştir.
Nizamüddin Erzincanî, Şem-seddin Tabsî de güzel kasideler
takdimiyle, Sultan Izzed-din'in bol ihsanına nail olmuşlardı. Hattâ
Nizamüddin tarafından Tabsî'ye nazire olarak kaleme alınan kasideyi
pek ziyade takdir eden îzzeddin Keykâvus, bu zatı Divan başkâtipli-
ğinden emir-i arız vazifesine terfi ettirmişti. Kadı Burha-nüddin
Anevî'nin Enis-ül-Kulub adlı farsca tarihi îzzeddin Keykâvus admadır.
Bu, Kadı Burhanüddin (Ebu Nasr bin Mesud) Anevî Sivas kadılığında
bulunmuş olup Izzeddin'in Sivas Darüşşifası vakfiyesinde adı
geçmektedir. Yine bu hükümdar adına yukarıda adı geçen Malatyalı
Mehmed bin Gazî'nin Berid-üs-saâde ismiyle büyüklerin vecizelerinden
toplanmış bir eserde görülüyor, izzeddinKeykâvüs bu
zattan arapçayı ve kavaid-i arabiyeyi öğrenmiştir.
Birinci izzeddin Keykâvus Ankara'da, evvelce namazgah denilen
ve şimdi yerinde Etnografya müzesi olan mahalde güzel bir medrese
ile Sivas'ta Darüşşifa ismiyle meşhur hastaha-nesini yaptırmıştır.
Bunun devrindeki âlim, edip ve şairler arasında veziri Mecdüddin Ebu
Bekir ile Tuğraî Şemseddin Hamza ve Emir-i arız Nizamüddin Ahmed
ve sonradan vezir olan Şemseddin İsfahanı'yi görmekteyiz.
Yine bu XIII. yüzyıl, fikir hareketleri ve iktisadî durum itibariyle
Anadolu'nun en mesud bir devridir. Alâüddin Key-kubad, şair, ressam
ve mahir bir oymacı idi; mütaleayı ve ilmî mübahaseleri pek severdi.
Devlet yasasına son derece riayetkar olup bu hususta katiyyen
müsamaha göstermezdi. Sık sık okuduğu eserlerden birisi İmam
Gazalî'nin mev'ize ve ahlâktan bahseden Kimyây-ı saadet) isimli farsca
eseri ve diğeri de Nizamülmülk'ün Siyasetnâme'si idi. Meşhur
mutasavvuf Şeyh Sadrüddin Konevî, M evi âna Celâlüddin Rumî,
in Dâyc. Seyyi (I BuhıüdIin Muhakkik-i Tîrmizî gibi yüksek
mutasavvıflar bunun devrinde büyük hürmete mazhar olmuşlardı.
Şeyh - i ekber Muhyİddin Arabî, bunun zamanında Anadolu'ya gelerek
Konya, Sivas ve Erzincan taraflarını gezerek Vahdet-i vücud felsefesini
neşretmiştir. Nec-meddin Dâye, Mirsâd-ül-ibad fi mebde-i ile'l-miad .
isimli eserini 1230' da Sivas'ta ikmal ederek, Ai'aüddin Keykubad'a
ithaf etmiştir 22
.
Mevlâna'mn mesnevisi, Divan-ı kebiri, Fih-i mafih ve mektubatı
ile Sadrüddin Konevî'nin Nüsus , Fükuk, Risaletülvücud vesair bir hayli
eseri onüçüncü asrın tasavvufî kıymetli teliflerindendir. Sadreddin
Konevî'-nin Allame Nasırüddîn Tusîîle ilmî meseleler üzerinde mükâ-
tebeleri de vardır. Ahmed bin Said El-Zencanî tarafından siyasete
müteallik olarak kaleme alınan Kitab-ül-letaif-ül-Alaiye fVl-fezail-is
seniyye'si Alâüddin Keykubad adına telif edilmiştir.
Alâüddin Keykubad devri âlimleri arasında UVmtye'li Kadı
Siracüddin (Ebü's Sena Mahmud bin Ebi Bekir) ile meşhur Selçuk
kumandanlarından Kemalüddin Kâmyar'ı zikretmek lâzımdır. 682 H.
1283 M. senesinde doksan yaşında vefat eden Siracüddin, Konya'da.
Kadi'l-kuzat denilen en yüksek mertebeye yükselmiş olup en meşhur
eseri mantık ve ilm-i kelâma dair Metali ül envar 'dır. Bu zat kelâm ile
tasavvuf arasındaki fark dolayısiyle mutasavvuflara daimî surette
tarizde bulunmuş ve garip tesadüf eseri olarak Mevlâna Celâlüddin
Rumî'nin cenaze namazını kıldırmıştır.
Bir müddet Buhara'da, tahsil görmüş olan Kemalüddin Kâmyar
ise felsefe, fıkıh ve şiirde tam bir vukuf sahibi olup felsefede üstadı
Şahabüddin Sühreverdi idi.
Alâüddin Keykubad'ın vefatından az zaman sonra memleketin
başına çöken moğol tahakkümü sebebiyle fikir hareketleri burmuş
gibidir. Artık eski refah devrine ait eserlere pek de tesa-o f
edilmemektedir. Bu XIII. asrın ikinci yarısında ikinci İzzeddin Keykâvüs
namına 655 H. 1257M.de telif edilen Letaif-ül-hikme isminde bir
felsefe kitabına tesadüf ettiğimiz gibi 1257 de Selçuk veziri Muînüddin
Süleyman Pervane namına Saîdüddin Ferganî'nin telif ettiği tbn Farız'ın
meşhur kasidesinin şerhi olan farsca Meşarık-ud-derar-iz-züher
fi heşf-i hakayık-ı nazm-id-dürer tasavvufî bir eserdir.
683 H. 1284 M. de Mahmud oğlu Hatib Mehmed'in İkinci Mesud
namına telif ettiği farsca siyasete dair Kıstas-ül-adâle ile El-Evamir-ülAlaiye)
isimli farsca îbn Bîbî Selçuknâmesi, Horasanlı koca Dehhanî'nin
Üçüncü Alâüddin Keykubad'ın emriyle yazdığı farsca manzum
selçuknâme ve Sadr-ı Mütetabbib diye meşhur olan Rük-neddin Ebu
Bekir'in münşaata dair Ravzat-ül-küttab ^jj) ( ^LSOi isimli eseri ve şair
Nasırı tarafından 689 H. 1290 M. de Ahi Mehmed namına yazılan
Fütüvvetnâme ile yine aynı zatın 699 H. 1299 M. de yazdığı manzum
îşrakat risalesi ve Yusuf isminde biri tarafından sükâtun faidesine dair
yazılan ve mühim hikâyeleri ihtiva eden Hamuşnâme, diğer bazı
tercümeler ve risaleler XIII. yüzyılın ikinci yarısında kaleme alınmış
eserlerdir, 23
Kaynak;3 Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları : 1 / 22-27
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

72

Sunday, 27.09.2015, 16:01

Karaman Oğulları Beyliği


Son tetkiklere göre Karaman aşiretinin, Oğuzların Salur veya
Afşar boylarından birisine mensup oldukları hakkında iki rivayet
vardır. Birinci Alâüddin Keykubad Türkmen aşiretlerini Rum ve Kilikya
hudutlarına yerleştirdiği sırada 1228 senesinde de Kilikya
Ermenilerinden aldığı Ermenâk (Kamerüddin ili) taraflarına da
Karaman aşiretini yerleştirmişti. Bu tarihte Karaman aşiretinin beyi
Sadeddin oğlu Nûre Sofi adında Babalîlerden birisi idi. Bu aşiret on
üçüncü asrın sonlarına doğru yani Anadolu Selçuk Devletinin
çöküntüye başladığı sıralarda mühim rol oynamış, gerek Ermeni
kuralları ve Moğollarla ve gerek Moğollarla beraber hareket eden
Selçuk kuvvetleriyle kanlı çarpışmalar yapmışlardır.
Nûre Sofi denilen Karaman beyinden sonra oğlu Keri-müddin
Karaman aşiret beyi olup Dördüncü Kılıç Arslan tarafından kendisine
Ermenâk tarafları dirlik yani timar olarak verilmiş ve kardeşi Bonsuz
da Selçuk hükümdarının sarayında Candar yani muhafız olarak
vazifelendirilmiştir (654 H./1256 M.).
Kerimüddin Karaman, Selçuk ailesi arasındaki ihtilâflardan
istifade ederek nüfuzum arttırmış, hattâ Konya üzerine yürümüş ise
de muvaffak olamayarak mağlup olmuş ve kardeşleri Zeynehhac ile
Bonsuz yakalanarak îdam edilmişlerdir. Karaman'-ın 660 H./1262 M.
de vefatı üzerine Rükneddin Kılıç Arşları bunun oğullarını Gevele
kalesine hapsetmiş ise de vezir Muînüddin Süleyman Pervâne'nin
müdahalesiyle serbest bırakmış ve bunlar yine babalarının Ermenâk
timarına sahip olmuşlar ve büyükleri olan Şemseddin Mehmed Bey
Karaman beyi olmuştur.
Mehmed Bey, moğollarla çarpışmış iki defa onları bozmuş ve
Konya'yı zabt ederek Selçuk hanedanından olduğunu iddia ettiği
Giyasüddin Siyavüş adında birisini —ki Selçuknâme-lerde tezyif yollu
Cimrî denilmektedir— Selçuk hükümdarı îlân ederek 39 Siyavüş adına
para bastırıp kendisi de onun vezir ve kumandanı olmuştur (1277).
Mehmed Bey, bundan sonra yine Moğol ve Selçuk kuvvetleriyle
yaptığı bir müsademede maktul düşmüştür (1278 ).
Mehmed Beyden sonra kardeşi Güneri Bey, Karaman beyi olarak
Selçuk hanedanı arasındaki saltanat kavgalarında rol oynamış ve bu
da 1300 senesi nisanında vefatına kadar Moğollarla onların nüfuzları
altındaki Selçukîler ve Ermenistan kıraliyle mücadelede
bulunmuştur.
Güneri Beyden sonra Karaman beyliği kardeşlerinden Mahmud
Beye geçmiş ve 1307 veya az daha sonra vefatı üzerine aile arasındaki
birlik sarsılmış, Mahmud'un iki oğlu Bur-haneddin Musa ve Bedreddin
ibrahim Beyler arasında ihtilâf çıkmış ve bu münasebetle Karaman
beyliği üzerinde Memlûk sultanlarının tesiri görülmüştür.
Bedreddin'den sonra yerine oğlu Halil bey Karaman beyi olmuştur.
Halil bey'in 745H./1344 M. tarihli Larende vakfiyesine göre 40 bu
tarihlerde hükümdar olduğu anlaşılıyor.
Karaman oğulları, Ilhanilerin Anadolu valilerine karşı cephe alarak
1314 de Konya'yı elde etmişlerdir. Anadolu beylerinin II-hanilere karşı
rabıtalarını temin etmek üzere 1314 veya 1316 senesinde 41
Anadolu'ya gelmiş olan Beylerbeyi Emir Çoban, Konya'yı geri almış ve
burası tekrar Karaman oğullarına geçmiş ise
deDemirtaş720H./1320M. de Konya'yı zabtetmiş (Menakıb-ül-ârifin
tercümesi 445), nihayet Anadolu valisi Demirtaş'm Mısır'a firarı
üzerine Karaman oğulları serbest kalmışlardır (1327).
Karaman beylerinden Halil Beyin oğlu olup biraderi Sey-feddin
Süleyman beyin katlinden sonra 762 H./1361 M. De 42 Karaman
hükümdarı olan Alâüddin Ali bey, Osmanlılarla ilk münasebatta
bulunan zattır. Zamanı vekayiinin tetkikinden, kendisinin faal,
mücadeleci ve azim sahibi bir hükümdar olduğu anlaşılmaktadır.
Alâüddin Ali Bey, 772 H./1370 M. den evvel1 Osmanlı hükümdarı
Murad Hüdavendigâr'ın kızı Nefise Sultan diye tarihlerimizde yanlış
olarak adı geçen Meek hatuni2 almış ve bu suretle iki devlet arasında
akrabalık teessüs etmiş ise de Osmanlıların Anadolu'ya yayılarak
kendi hudutlarına kadar dayanmalarından endişe eden Alâüddin Bey
fırsat bularak bunu önlemeğe çalışmış ve bu yüzden iki devlet
arasında muharebeler olmuştur.
Osmanlılarla Karamanlılar arasında ilk muharebe, Murad
Hüdavendigâr'ın, Hamidoğlu Hüseyin Beyden satın almış olduğu
şehirlerden Akşehir, Yalvaç, Karaağaç, Beyşehri, Seydi-şehri gibi
yerlerin Karaman hududu üzerinde bulunmaları sebebiyle Alâüddin
Bey bundan kuşkulanarak bu taraflara taarruz edip Beyşehri'ni
almıştır. Bunun üzerine Rumeli'den Anadolu'ya geçen Sultan Murad
ilk defa çetin bir muharebeden sonra Ka-ramanoğlu'nu mağlup
ederek onu Konya'da muhasara etti ise de kızı Melek Hatun'un
ricasiyle aldığı yeri iade ederek sulh oldu (788H./1286 M)43
.
1389'da Murad Hüdavendigâr'ın Kosova'da şehid olması ve
yerine gççen oğlu Yıldırım Bayezid'e karşı Anadolu beylerinde
Osmanlılar aleyhinde bir hareket belirmesi üzerine Osmanlı
hükümdarı Anadolu'ya geçerek Batı Anadolu'da Saruhan, Aydın, Balat
tarafındaki Menteşe beyliklerini ilhak eyledikten sonra
Karamanoğlu'nu da mağlup ederek sulhe mecbur eylemiş (1390) ve
daha sonra tekrar Osmanlı hududunu geçerek muahedeyi bozması
üzerine Yıldırım Bayezid, Akçaçay muharebesinde Karaman ordusunu
bozmuş ve Konya'ya, kapanan Alâüddin Beyi orada yakalayarak
öldürtmüş ve bunumüteakip Karaman beyliğinin pek çok yerlerini
daha doğrusu Toros dağlarının Jsuzey kısmındaki
memleketleri^lde^derejk, bu beyliğe son y,exv mistir (800 H./1398
M).
Alâüddin Beyin katlinden sonra Larende yani Karaman^da onun
iki oğlu ile zevcesi Melek Hatun'ı elde eden Yıldırım Baye-zid bunları
Bursa/'ya göndermiştir, bu iki kardeş Ankara muharebesinin sonuna
kadar Bursa'da kalmışlardır. Timur Han, Karaman beyliğini, Bursa'dan
getirttiği Alâüddin Beyin büyük oğlu Mehmed Bey'e vermiştir (805
H./1402 M).
Bu hâdiselerden sonra Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat
mücadeleleri sırasında Karamanoğlu Mehmed beyin ve daha sonra
oğlu İbrahim Beyin Osmanlılar aleyhine müthiş taarruzları ve hattâ
Osmanlılara karşı Sırplar ve macarlarla ittifak gibi hareketleri varsa da
bunlar Osmanlı vekayii kısmında gösterilmiş olup iki devlet arasındaki
bu husumet o beyliğin tamamen ortadan kaldırılmasına kadar devam
etmiştir. 44
Kaynak;44 Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları : 1 / 43-47
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

73

Wednesday, 30.09.2015, 00:55

I. Bayezid Anadolu ve Karaman Seferleri


I. Murad, savaş meydanında ağır bir şekilde yaralanınca, yerine büyük oğlu olan
Bayezid’in geçmesini vasiyet etmiştir. Böylece I. Bayezid, Osmanlı tahtına oturmuş, ilk iş
olarak da savaşta esir edilmiş olan Sırp prensi Lazar’ı idam ettirmiştir. Ayrıca tahtı için
potansiyel tehlike olarak gördüğü kardeşi Yakup’u da devlet erkânının nasihatleri
doğrultusunda iktidarın bölünmezliği anlayışının bir yansıması olarak öldürtmüştür. Henüz
kardeş katli uygulaması kurumsallaşmamışken, I. Bayezid’in kardeşi Yakub’u öldürmesini,
Savcı Bey’in babasına isyanının hatıralarının taze oluşuyla açıklamak mümkün
görünmektedir.
I. Murad’ın ölüm haberi üzerine, Anadolu’da bir takım karışıklıklar ortaya çıkmıştır. I.
Murad döneminde takip edilen dikkatli siyaset neticesinde Osmanlılara vasallik bağıyla
bağlanmış olan beylikler, Karamanoğulları önderliğinde tekrardan bağımsızlıklarını
kazanmak için bir takım girişimlere başlamışlardır. Karamanoğlu Alaaddin Bey,
Germiyanoğlu II. Yakub Bey ve Sivas’ta bulunan Kadı Burhaneddin bu kargaşadan istifade
etmek suretiyle Osmanlı topraklarına saldırıda bulunmuşlardır. Karamanoğulları, I. Murad
zamanında Hamidoğulları’ndan alınmış olan Beyşehir’i alıp Eskişehir’e kadar ilerlemiş;
Germiyanoğulları Kütahya, Emet, Simav ve Tavşanlı’da yeniden hâkimiyet kurmuş, Kadı
Burhaneddin ise Kırşehir’i zapt etmiştir.
Kaynak;
Prof. Dr. Mahmut AK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

74

Tuesday, 6.10.2015, 22:00




Yıldırım Bayezid'in Hanımları Ve Çocukları

Osmanlı kaynaklarına göre; Yıldırım Bayezid'in izdivaç et­tiği hanım sayısı, Germiyanoğlu Süleyman Şahın kızı Devlet -şah Hatun ile başlar ve bu birincidir. 2. si ise, Sırp Kralı La-zar'ın kızı Maria veya Olivera Despina'dır. 3. hanımı ise Aydi-noğlu beyliğinin reisi İsa Bey'in kızı Hafsa Hatundur. Devlet-şah Hatun, annesi tarafından Mevlâna Celâleddin Rumîye Mevlânanm oğlu Veled Çelebinin kızı Mutahhare Hatundan dünyaya gelmesiyle mensubdur. Düğünleri 778/1378'de ya­pılırken çeyiz olarak Germiyanoğlu Tavşanlı, Emet, Simav şehirlerini verdi. Devlet Hatun İsa ve Musa Çelebileri dür-ya'ya getirmiştir. Devletşah Hatun 1414'de Bursa'da vefat ettiğin de 1402'de husulegelen Ankara hezimeti ve kocası Yıldırım Bayezid'in vefatının üzerinden oniki yıl geçmişti. Ta-biiki iki oğlunun taht kavgalarının da şahidi olduğunu göz önüne alırsak bir hayli muzdarib yıllar geçirdiğine hükmede­biliriz. Bir rivayete göre Devlet hatun'un Çelebi Mehmed'in de validesi olduğu söylenirsede bu hususu doğrulayan her­hangi bir kayıt olmadığını, tam tersine Çelebi Mehmed Sulta­nın annesinin, bir mühtedi olan, 816/1414'de ölen adînin da­hi bilinmediğini, İsmail Hakkı CJzunçarşıh vesikalarla ispat edilmiş demektedir. Yıldırım'ın ikinci hanımı Sırp Kralı La-zar'ın kızıdır. Kosova savaşı sonrasında Lazar'ın yerine geçen Lazaroviçle antlaşan Yıldırım Bayezid bu evliliği siyasi açıdan pek münasip gördü. Olivera Despina adlı bu hanımın Maria diye anıldığı varittir. Osmanlı tarihçileri bu kadının padişahı baştan çıkardığını bu işte sadrıazamı Çandarlı Ali Paşanında engelleme yerine teşvikkâr olması ayrı bir talihsizlikse de, Yıldmm'a düşen cihangir bir ruha sahip olma, yürekli ve bi­lekli bir dev şahsiyet olarak kendisini taşımak ve muhafaza etmek olmalıydı. Hemen ilâve edelimki bu hanımın erkek kardeşi Stefan Ankara savaşı esnasında bozgun husule gel­diğinde sadnazamından tutunda, evlâtlarının çoğunun firar yoluna düştüğünde eniştesini bırakmayarak onunla birlikte kılıç salladığını kaimbiraderin sadık bir kimse olarak tema­yüz ettiğini hatırlatalım. Maria Despina'nin müslüman ismi alıp aimadiğinı, Islâmla şereflenip şereflenmediğine dâir bir bilgiyede sahip değiliz. Ancak Yıldırım Bayezid'den olan iki kızı ile beraber Bursa Yenişehir'de Timur'un adamları tarafın­dan yakalanmışlar ve Kütahya'da bulunan Timurlenk'e'gön-derilmiş ve Timur'unda bu hanımı saki gibi yâni içki dağıtıcı­sı olarak sofrasında bulundurduğu mehazımız olan Padişah­ların Kadınlar ve Kızları adlı kitapda, 8. sahifede yer almak­tadır. Bayezid'in 3. hanımı olarakda Aydınoğlu Beyliğinin re­isi Isa Bey'in kızıdır. Kosova zaferi sonrasında Anadolu Bey­liklerini Osmanlı genişlemesini engellemek ve onlarca yutul­mayı önlemek için kurdukları komployu haber alan Yıldırım, en iyi müdafaa, hücumdur anlayışı içinde bunların üzerine tek tek yürüdü. Aydınoğlu Isa Bey, Yıldırım karşısında har­ben bir şey yapamayacağını kestirdiğinden ve bu arada da Hafsa Hatun'un talibi olan Yıldırım'ı kendine damat olarak uygun gördüğünü söyleyince iş kolaylaştı. Osmanlıya akra­ba olurken, topraklarının bir bölümünü de böyiece muhafaza etmiş oldu. Hafsa Hatun hakkında fazla bir bilgi sahibi olma­dığımız gibi Tire'de bir çeşme, Bademiye'de bir zaviye yap­tırdığını, vakıflar kuran biri olduğunu öğreniyoruz. Yukarıda saydığımız üç hanımın dışında Aldersonun iddiasına göre Osmanlı Devletinin bu 4. padişahı şu kadınlarlada izdivaç yapmıştır: Salono Kontu Louise Fadrique'nin kızı Maria, 5. Jan Paleologos'un adı bilinmeyen kızı Angelina, Macar John'un kızı Maria, Kostantin'in adı bilinmeyen kızı olmak üzere dört hanımı ileri sürer. Bizim kaynaklarımızda bunlara-dâir hiç bir kayıt yoktur. Bu bakımdan böyle iddialarıda ihti­yatla karşılamak gerekir ve hedefleri meçhul iftiralar olarak değerlendirmekte yanlış olmaz. Hazreti Yıldırım Bayezid'in kız evlâtlarına gelince; bunların hemen başında Hundi Ha-tun'u zikretmek gerekirki bir kutlu rüyanın ışığında gerçekle­şen bir evliliğin sahibidir Hundi Hatun. Hani derlerya gökyü­zünde kıyılmış nikâhlar vardır! Ondan bir nikâhtır bu hanım-sultanin yapmış olduğu izdivaç çünkü damad Mehmed Şem-seddin nâmı diğer Emir Sultan'dır. Padişah kızı bu nasibi rü­yasında görmüş ve orada işaret edilen sırra bağlı olarak her­halde Rumelide seferde olan babasına Emir Sultan'a varaca­ğını bildirmiştir. Yıldırım da her zamanki gibi öfke atına bin­miş ve kızı ile müstakbel damadı katlettirmek için kırk kişilik bir kuvvet göndermişsede evliyanın eazımından olan Bunari (k.s)'u muhafaza eden Mevlâmız, gelenleri bir kaditmişler gi­bi hareketsiz hâle koymuştur. Bu olağan üstü hâli haber alan padişahın mukavemeti kırılmış ve kendi elleriyle kızını bu yüce zâtla evlendirmiştir. Hundi Hatun bu izdivaçda üç evlat doğurmuş ve Emir Ali adı verilen oğul ile iki kızı olmuş­tur. Neçâre, bu çocuklar annelerinden evvel, bu dünyadan ayrılmışlardır. Hundi Hatun, Emir Buharinin Bursa'daki tür­besinde medfundur. Oruz hatun diye de bir kızı olan Yıldı­rım' in bu evlâdı hakkında bir malumat bulunmamaktadır. Yi­ne Fatma Hatun adıyla bilinen diğer bir kızı ağabeyi Emir Süleyman Çelebi tarafından Edirne'ye götürüldü. Bizans İmparatoru İle anlaşan Süleynaan Fatma Hatunu Bizans'a gön­derdiği ve bununla antlaşmaya sadık kalacağını ispata çalış­tığı söylenir. Sultan Çelebi Mehmedin kızkardeşinİ Bi­zans'tan, Bursa'ya getirttiği ve orada bir sancakbeyi ile ev­lendirdiği bilinir. Fatma Hatun vefatından sonra Orhan Gazi türbesine defnolundu. Erhondu Hatun adlı bir kızı daha olan Bayezid'in, ünlü kumandanlardan Pars bey'in oğlu Yakup bey ile evlendirdiğine dâir, elimizde fc>.ilgi olup, Umur ve Çele­bi Mehmed adlı iki oğlu olan Erhondu Hatun hakkında da daha fazla malumat sahibi değiliz. Lakabı ile müsellem Yıldı­rım Bayezid'in oğullarına gelince; yaş sırasına göre; Süley­man, Ertuğrul, İsa, Mustafa, Mehmed, Musa, Kasım, Yusuf, Hasan, Büyük Musa ve İbrahim olmak üzere 11 erkek çocu­ğu olmuştur. Ankara savaşından sonra meydana gelen fetret devri diye anılan dönemde devlet-i âliyye, 13 sene gibi mü­himce yıllan taht kavgalarıyla geçirmek mecburiyetinde kal­dı. Mütecaviz Timur, bu saldırısıyla müslümanların büyük bir bölümünün ızdırablara duçar olmasına sebeb olduğu gibi, İs­lâm faaliyetinin, inkıtaa uğramasına sebeb olduğunu asla unutmamalı ve onun bu tecavüzünü asla hiçde hoş görme­mek lâzım gelir. Sultan Yıldırım Bayezid'in sadnazamlanna gelince Çandarhzâde Ali Paşa, babasından devr aldığı sada­reti, Kosova Meydan savaşının yüce şehidi, Murad-ı Hüde-vandigâra hizmetle geçirirken, takdir tecelli ettiğinde ve tabt-i âli Osmaniye Yıldırım geçtiğinde babasından kalma sadrı-azama görevinde devam etmesi emrini veren yeni padişah, tek çiçekle yaz olur mu? Sorusunuda sordururcasma, tek sadrıazamla 13 yıl süren saltanatını tamamlarken, Yıldırım; Ankara savaşında ya şahadet ya istiklâl diyerek elindeki gür­zü ile Timur saflarını darmadağın ederken sadrıazam Ali Pa­şa cebanet göstererek hem kendi etti firar hemde mahdum­ları kaçışa zorladı. Musa Çelebide babasının yanında pürsa-dakat, meydan-i harbi terk etmedi. Dolaysıyla aslında tecrü­beli sadrıazam Yıldırım'ın Timur karşısındaki, hâl ve tavrını kellesinide kaybetmeyi göze alarak, üst perdeden değil ma­kule çekmenin yolunu bulsaydı vazifesini başarıyla tamam­lamış olur idi.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

75

Monday, 23.11.2015, 04:26



SULTAN ÇELEBİ 1. MEHMET
Hicri 804/miladi 1402 senesi Ankara savaşının elim neti­cesinden sonra Mehmed Çelebi'nin sabırla, merhametle ve cesaretle örgü örer gibi kendisin devlete hazırlaması onbir sene sürdü. Nihayet Evranos Bey'İn yardımlarımda arkasına alan Sultan Çelebi Mehmed Hazretleri devlete sahip olurken Fetret Devri'ninde bittiğini ilân ediyordu. İşte o sırada tarihler Hicri 816/milâdi 1413 yılını gösteriyordu.
1402'den 1413'e kadar geçen zamanda ehli İslam'ın yara­larının, temelinden oynamış devletin, tedavi ve sağlamlaştı­rılması tahtı ele geçirmekten daha kolay değildi.
Çelebi Sultan Mehmed, nev'i şahsına münhasır bir zat oia-rak iki sıfatı ile temayüz etmiştir: Bilhassa sükunet ve yakı­şıklılığına rağmen, çok kuvvetli pazulara malik ve kendisine verilmiş olan «Pehlivan Çelebi» unvanına layık bir zattı. İkinci sıfatı ise, son derece merhamet sahibi olmasıydı. Gerek dev­lete, gerek şahsına karşı defalarca isyan eden Cüneyd Bey ve Karaman Oğlu'nu her seferinde affetmesi, O'nun merha­metinin en büyük numuneleridir.
Çelebi Sultan Mehmed'in ilk işi; Rumeli taraflarının intiza­mını temine çalışmak oldu. İşte bu sırada Bursa'dan gelen bir haberci, Süleyman Çelebi'nin küçük oğlu Kayser tarafın­dan tahta teşvik edilerek salıverilmişti. Küçük şehzade, ya­nındaki adamlarıyla Eflak'a gitmek üzere Karin Âbâd'a geldi. O bölgedeki akıncılar, tahta çıkmasını temin etmek için, Yanbolu'ya götürdüler.
Durumu haber alan padişah, hemen Yanbolu üzerine yürü­dü. Çelebi Sultan Mehmed'in geldiğini gören asiler, hemen dağıldılar. Şehzade, bizzat kendi lalası tarafından yakalanıp Çelebi Sultan Mehmed'e teslim edildi. Merhamet sahibi Çele­bi Sultan Mehmed, kendisini öldürmeyip sadece azarlıyarak O'nu Bursa'ya gönderdi. Kendisine ve kız kardeşine ikram­larda bulunmuştu. Bu sırada Bursa'yı ele geçirmeye çalışan Karamanoğlu'na sefer açılmış, Bursa'yı kurtarmaya gidilir­ken bu asi şehzade, seferin gecikmesine sebeb olmuştu.
Sultan Çelebi Mehmed, yanında ağabeyi merhum Musa Çelebi'nin cenazesiyle, Bursa üzerine yürümeye devam etti. Tahtın tek sahibinin Sultan Çelebi Mehmed olduğu haberini alan Karamanoğlu'nun aklı başından gitti. Kale muhafızı İvaz Paşa'nın şecaati ve metaneti Bursa Kalesinin düşmesini ön­lemişti. Ne var ki, kalenin etrafındaki şehri ateşe yerdiren Karamanoğlu, telaş içinde kaçmaya başlayınca, Karama­noğlu'nun «Harman Danesi» adlı bendelerinden birinin «Os-manoğlunun ölüsünden korkup bu kadar telaşa kapılıyoruz, ya dirisi gelse halimiz nice olur?» dediği meşhur olmuştu.
Karamanoğlu'nun Bursa'dan kaçması üzerine, Sultan Mehmed şehre girer girmez İvaz Paşa'yı mükafaatlandırarak, kendisine vezirlik ihsanında bulundu.
H. 817/M. 1414 senesinde Karamanoğlu'nun üzerine yü­rümek için sefer hazırlıklarına başladı. Bir taraftan Kastamo­nu Bey'i İsfendiyar Bey'e, orduya katılmasını veya oğlu ile beraber kuvvet göndermelini isteyen haberi gönderirken, Germiyanoğlu Yakub Bey'i sefere çıkacağından haberdar edip, tedarikli bulunmasını istedi. Bu haberleri alanlar, icabı­nı yerine getirdiler. İsfendiyar Bey, oğlu Kasım Bey'i kuvvetli bir ordu ile gönderdi. Germiyanoğlu ise, sultanın ve ordusu­nun konaklayacağı yerlerde aldığı tedbirlerle yiyecek hazır etti.
Çelebi Sultan Mehmed, bu durumlardan çok memnun kal­dı. Sefere Seyyidgazi üzerinden yürüyüşe devam edildi. Ön­ce Akşehir, sonra Beyşehir, Seydişehir ve daha sonra da Konya yakınlarında Orta Çayır denilen yere gelindiğinde, Karamanoğlu ordusuyla görünmüştü. Yapılan savaşta Kara-manoğiu mağlub ve münhezim olarak kaçtı.
Karamanoğlu'nun yakalanamayışmdan çok üzülen Sultan Çelebi Mehmed, o sırada yağmurların çok şiddetli sellere sebeb olması yüzünden, ordunun çektiği sıkıntıyı görünce, merhamet dolu kalpli bu sultan, üzüntüsünden yatağa düştü. Zamanının en büyük hekimlerinden olan Ferhat ile Şirin hi­kayesinin Türkçe manzum yazarı Şeyhî lakabh Sinan, padi­şahın hastalığını derhal teşhis etti: «Karamanoğlu bu hastalı­ğın sebebidir. Bu üzücü olayların müsebbibidir. O yakalanır­sa bu hastalık geçecektir.» dedi. Bunun üzerine Yıldırım'ın bergüzarı, Çelebi Sultan Mehmed'in en yakın bendegânı Ba-yezid Bey, dağlarda saklanan Karamanoğlu'na, yaptığı bir baskınla onu ele geçirdi. Padişahın huzuruna getirdi. Hekim Mevlana Sinan Şeyhî'nin, teşhisinin doğruluğu derhal mey­dana çıktı. Karamanoğlu'nun yakalanışı, padişahın sıhhatine kavuşmasına yetti. Karamanoğiu için büyük bir çadır kurdu­rup, onu ağırladı. Bu sırada Konya Kalesinde bulunan Kara­manoğlu Mehmed Bey'in mahdumu Mustafa Bey Konya'nın ileri gelenlerini yanına alarak Sultan Mehmed'in huzuruna vardı. Babasını affetmesi İçin eşrafia beraber yalvarmaya başladı.
II. Abdülhamid Han cennetmekân, merhametini bu ced­dinden tevarüs etmiş olacak ki, O da böyle merhamet dolu bir insandı. Bir emri ile yok edebileceği Hareket Ordusunu, müslüman kanı akmasın diye bütün ısrarlara rağmen o yok edici emri vermedi. O ordu, O'nu 33 sene maharetle idare ettiği Osmanlı Tahtından indirirken, Osmanlı'nın tarih sayfalanna gömülmesini çabuklaştırmaktan başka birşey yapma­dığının farkında mıydı? Evet... Belki de...
Bu yalvarmalara dayanamıyan Çelebi Sultan Mehmed, Karamanoğiu Mehmed Bey'in bu istirhamlara;
«— Ey lütufkâr hükümdar! Bu sefer de beni bağışlarsa­nız, (eiini göğsüne koyarak) bu can bu tende durdukça sa­dakatten ayrılmıyacağim.» diyerek, çok ağır yeminler de ila­ve edince, aff-ı şahaneye mazhar olduğu gibi, Konya'yı yine eline almış oldu. Huzurdan çıkan Karamanoğlu Mehmed Bey, çadırdan biraz uzaklaşınca, koynundan çıkardığı bir gü­vencini öldürdü ve
«— Osmanoğlu ile düşmanlığımız beşikten mezara ka­dardır» diye söylenerek Konya'ya gitti.

Avrupa'ya İlk Elçi Gönderilmesi

H. 819/M. 1416 Yılında Venedik'e bağlı bir prensin müsta­kil idaresi altında bulunan Nakça, Andra ve bazı Akdeniz adalarına yerleşmiş olan korsanlar, Osmanlı gemilerinin yol­larını kesiyorlar, yağma ediyorlardı. Çelebi Sultan Mehmed, hazırlattığı harp gemileriyle Adalar Denizine bir sefer tertipie-di. Gelibolu önlerinde Venediklilerle karşılaşan harp gemileri derhal savaşa tutuştu. Çok şiddetli bir savaştan sonra her iki taraf da kendi limanlarına çekildi. Çünkü her iki taraf da ağır yaralar almıştı. Şunu da unutmamalı ki, Venedik gibi usta gemicilerin ve büyük kalyonların bulunduğu donanmaya, Osmanlı gemileri küçük gemiler olmalarına rağmen ezilme-dikleri gibi, mağlub da olmamışlar, Venedik Donanmasını püskürtmeye muvaffak olmuşlardı. Bu deniz savaşsndan sonra Akdeniz (Çanakkale) Boğazı düşman harp gemilerine kapatılmıştı. Venedik Donanması birkaç defa daha gelip Ak­deniz boğazındaki kaleleri topa tutmuşsa da bir netice ala­mayınca, elçiler gönderip anlaşma yapmak istemişlerdi. Bu anlaşma isteği kabul edilmiş ve Sultan Çelebi Mehmed Haz­retleri tasdik ettiği anlaşma suretlerinden birini göndermek üzere saray çavuşlarından bir yaveri Venedik'e gönderdi.
Görülüyor ki ticaret ne kadar önemli bir faktör olarak orta­ya çıkıyor. Hatırlayacağımız gibi I. Murad-ı Hüdavenigâr za­manında Venedik'e yakın olan Raküza Hükümeti, Devlet-İ Osmaniyye'nin ilerleyişinden ne kadar büyük bir devlet çıka™ cağını tahmin ettiğinden, iştigali olan ticari hayatını emniy-yete almak için Hüdavendigâr Hazretlerine bağlılığını bildir­mişti. Bilindiği gibi deniz taşımacılığının en önemli unsuru emniyettir. Bu emniyeti sağlamak için, Osmanlı'nın parlak istikbalini gören Raküza Cumhuriyeti ilk anlaşma yapan Av­rupa ülkesi olmuştur. Daha sonra da Süleyman Çelebi'ye müracaat eden Venedik O'nunla da bir anlaşma yapmıştı.
Sultan Çelebi Mehmed'e başvurarak anlaşma yenilemeyi isteyen yine Venediklilerdi. Çünkü ticaret o ülkenin can da­marıydı. Bu can daramarınin en önemli geçidi Osmanlının elindeki Akdeniz Boğazında düğümleniyordu. Böylece Avru­pa'ya ilk elçi Sultan Çelebi Mehmed zamanında gönderilmiş oluyordu.
Rumeli ve Anadolu'da intizamın temini ile uğraşan Çelebi Sultan Mehmed, adım adım dolaşıyor, nizamı îkame etmeye çalışıyordu. Sultan Orhan Gazi Hazretleri zamanında fetho-lunmuş, Ankara Savaşından sonra Kayser'in eline geçmiş bulunan Hereke, Gebze, Darıca, Pendik ve Kartal H. 822/M. 1419 yılında Timurtaş Paşa'nın oğlu umur Bey tarafından harp yapılarak, kan akıtılarak, baş verilip can alınarak geri alındı.
Çelebi Sultan Mehmed, Eflak ve Engürüs üzerine yürüme­ye karar verdi. H. 819/M. 14İ6 yılında ayağına kapanan Ef­lak Bey'ini, merhametle dolu kalbi yine afla mükafaatlandır-di. Eflak'ın işini halleden Sultan Çelebi Mehmed Hazretleri, kutlu zaferlere başlangıç olan adımlarını, Engürüs üzerine çevirdi. İlk işi, Engürüs'ün kuvvet istinadı olan Severin Kale­sini zabt eden İslâm ordusu, Engürüs'ün kalbini koparıp al­mış gibi olunca, Engürüs'e düşen; Çelebi Sultan'ın ayakları­na kapanmaktı... Onlar da türlü hediyeler sunarak öyle yap­tılar.

Bir Kaza

Edirne'ye dönmek üzere İslâm Ordusu, yola revan olduk­tan bir müddet sonra, padişah atını hızla sürerken, tökezle­yen at yere düşmüş ve üzerindeki muazzam süvari Mehmed Çelebi Hazretleri vaziyete hakim olmuşsa da, şiddetli düşüş bir rahatsızlık vermişti. Zaten her savaşta İslâm'ın bir neferi olarak kılıç elinde, kefen boynunda, baş alıp şan veren bu kahramanoğlu kahraman sultan, her gazada yaralar almış, defaatle savaşlardan «gazi» rütbesiyle terhis olmuştu. Rivayet olunur ki, vücudunun 40 yerinde yara vardı. Onlar, o yaralar, Allah nezdinde makbul izlerdendi. Çünkü Mahbub-u Hûda, hadis-i şeriflerinde bunu beyan buyurmuşlardı...

Sultanın Anadolu'ya Seferi

Şehzade Murad Hazretlerini «veliahd şehzade» olarak Amasya Sancağına vali göndermiş bulunan Sultan Çelebi Mehmed, attan düşmenin verdiği sarsıntıyı üzerinden şifayab olarak attıktan sonra Timur fitnesinin çıban başlarından olan Karakoyunlu Yusuf, birtakım karışıklıklar çıkarmış, Orduy-u Hümayun da bu çıbanı yoketmek üzere sefere çıkmıştı. Kara Yusuf, İrak ve Azerbeycan taraflarında istiklal ilan etmiş, Di­yarbakır Beyi Kara Osman ile Bayburt ve Erzincan için ce-delleşmeye başlamıştı. Uzun zaman devam eden çekişmeler­den sonra Kara Osman Bey Erzincan'ı ele geçirip Pir Ömer'in idaresine vermişti. Ne var ki bu Pir Ömer'de nefs-i
emmare ağır basmış, kendisine beldeler zabtetme hissi ha­kim olmuştu. Bunu için de Şebinkarahiar'ı fethetmeye kendi­ni vazifeli addediyordu. Bu fikir, Pir Ömer'i topladığı askerle Şebinkarahisar'ı kuşatmaya kadar götürdü. Buna mukabil Şebinkarahisar Beyi Melik Ahmedoğiu Hasan Bey, Veliahd Şehzade Murad'a başvurmuş yardım istemişti. Cüneyd Bey'i Öldüren Alparslan oğlu Hasan Bey ise, Canik Eyaletini ele geçirmişti. Ayrıca İsfendiyar Bey de Samsun ve Bafra'yı işgal edip, oğlu Hızır Bey'in idaresine vermişti. Bu keşmekeşi dur­durmak için Veliahd Şehzade Murad tedbirler aldıysa da/Çe­lebi Suitan Mehmed Hazretlerinin Amasya Ovasında görülen renkli çadırları, bu kargaşaya son verebilmişti. Hele tuğlar, adalet getiren endamlarıyla boy gösterince, Gavur Samsun kalesini yakıp kaçmak düşmüştü sergerdelere... Çelebi Sui-tan'ın kumandanlarından olan Biçeroğlu Hamza Bey, derhal hareket edip, şeriat-i Ahmediyye'yi gavur Samsun'da hü­kümran kıldı. Sıra müslüman Samsun'a gelmişti...

Müslüman Samsun'un Fethi

Gavur Samsun'u, fazla bir zorluk çekmeden fetheden Hamza Bey, Sultan Çelebi Hazretlerine, Müslüman Samsun'u almanın kolay olacağı haberini gönderdi. Otağ-ı Hümayun Merzifon'da kurulduğu zaman, Müslüman Samsun'un Beyi Isfendiyaroğlu Hızır Bey; akacak kan müslüman kanıdır. Mağlubiyyet ibresi beni göstermektedir. Ben sultandan af is­tersem, o kabul eder diye düşünerek, birçok hediyelerle Sul­tan Çelebi Hazretlerinin huzuruna çıktı. Affa mazhar olup, hoşça ağırlanarak, gitmesi için gerekli kolaylıklar gösterildi. Hızır Bey Samsun'dan ayrılırken Müslüman Samsun da, is­lâm'ın kılıcı «Devlet-i Ebed-Müddet» olan Osmanlı'ya katılı­yordu.
İşte, vakıf hizmetlerine ehemmiyet veren Osmanli padi­şahları içinde, Sultan Çelebi Mehmed Hazretleri'nin özel bir yeri vardı. Merhametinin çokluğu, bu hizmetlerle temayüz et­mesinde, mutlaka büyük tesir husule getirmiştir.
Timurun bir kasırga gibi gelip geçmesi, askerinin yağma ve gaddarlığının faturasını Osmanlı Devleti pek ağır bir şekil­de ödemiş, her taraf yangın ve harabeye dönmüştü. Bu yan­gın ve harabe, ancak bir imar yarışı halinde, tamir ve eski haline getirebilirdi. Çelebi Sultan Mehmed, buna çok gayret etmiş ve bunda da muvaffak olmuştu. Ama en büyük eseri; Bursa'da yaptırdığı muazzam Yeşil Cami ve külliyesidir. Bu eserin, özellikle imareti üzerinde durulmalıdır. Bu muazzam eserin kıble tarafında kendisi için yaptırdığı mütevazi türe­de, ruh-u manevisiyle, cami ve külliyesine huzur içinde ko­şan insanları belki de görüyor.

Şeyh Bedreddin Ayaklanması

Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Mahmud, şehzade Musa Çelebi'nin Kazaskerliğini yapmış fakat, ilm-i zahir ve ilm-i bâtında hürmete şayan bir mertebede olması, aff-ı şa­haneye uğramasına vesile olmuştu. Kendisine 1000 akçe maaş ve İznik'te iskânını emreden Sultan Çelebi Mehmed, alimlere ne kadar hürmetkar olduğunu isbat etmiş oluyordu. Onun bağlılarından Börklüce Mustafa'nın çok düzenbaz bir adam olduğunu Tâc-üt-Tev©rih sahibi Hoca Sadeddin Efendi Hazretleri şu beytinde ne güzel ifade ediyor:
«Sofu davranışıyla hilekârlıkta başçekti, nice düzenler kurdu.
Hilebaz yapısıyla feleği aldatıp, ne oyunlar oynadı.»
Etrafına topladığı temiz inançlı, fakat temyiz kabiliyeti za­yıf ahali ile bir kuvvet haline gelmişti. Bu durumu haber alan
Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin, bu işin ucunu kendisi­ne dokunacağını anladığı için İsfendiyar Oğullarına gitti. Oradan bir gemiye binerek, Musa Çelebi'nİn bir zamaniar hükümran olduğu Eflak diyarına ulaştı. Eflak hükümdarı, Osmanlı'ya bir mesele çıkaracak adamı bulduğu için sevindi ve kendisini çok iyi karşılayıp ikramlarda bulundu.
Diğer taraftan, Torlak Kemal -ki aslen yahudi olan bu ada­mın- da, topladığı 5000 kişilik mevcutla harekete geçtiği gö­rülmüştü. Padişahın Amasya Vilayetine Vali yaptığı Şehzade Murad, Torlak ve Börklüce'nin üzerine yürüdü. Aydın vilaye­tinin Karaburun mevkiinde karşılaşan iki ordu, çok şiddetli, fakat kısa süren bir savaştan sonra, şehzade Murad galibiy-yetini ilan etti. Börklüce Mustafayı idam ettiren Şehzade Mu­rad, Manisa taraflarına firar eden Torlak Kemal'in takibine, Beyazîd Paşa'yı memur etmişti. Beyazıd Paşa da mel'un ya-hudiyi Manisa'da yakalamış ve oracıkta idam etmişti.
Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedreddin'in adamları bu habe­ri alınca, derhal ortadan kayboldular. Bir kısmı da kendi baş­larını kurtarırlar zannıyla, şeyhlerini bizzat tutup, Rumeli ta­rafında bulunan Çelebi Sultan Mehmed Hazretlerinin tahtı huzuruna getirdiler.

Adil Mahkeme Şeriattedir

Şeyh Bedreddin'in ilmi tartışma götürmeyecek bir seviye­deydi. Bu sebeble Sultan Mehmed Çelebi Hazretleri, dudak­ları arasında çıkacak «kaldırın» kelimesini kullanmaktan sarf-ı nazar ederek bu işin hallini, zamanının alimlerinin divanına bırakmıştı.
Padişahın huzurunda yapılan muhakemede, birçok âlim kendisine sualler sorarak, İlim adamlarının yüzüne kara çal­dığını söylediler. Bunların içinde bulunan Mevlana Sadeddin-i Teftâzânî'nin talebelerinden Mevlana Haydar-ı Hetevî, ileri sürdüğü şer'i delillerle Şeyhe çıkış kapısı bırakmadığı gibi, el-Câsiye süresinin 23. ayetinde «Allah onu bilgisi olduğu halde yanılttı» fehvasınca suçunu kabul ettirip;
«Kim ki size gelip de, hepinize baş olan bir kimse üzerine ayaklanmanızı emreder ve varlığınızı parçalamak isterse, onu öldürünüz!» hadis-i şerifini söyleyerek hükmü bildirmişti.
Şeyh Bedreddin, âdil şeriatin bu inkâr götürmez hakikati karşısında suçunu kabul etmiş, nedamet içinde boynunu İpe uzatmıştı.
Buraya ufak da olsa, günümüzle ilgili bir mütalaa koyma­dan kendimizi alamadık. Bazı materyalistler, komünizmi ta­rihsel açıdan ele aldıklarında, Osmanlı ülkesinde cereyan eden bu vak'ayı da zikrederler. Yalnız şunu bir türlü anlamak istemezler ki; her sosyal ve ekonomik patlamaların, ihtilalle­rin arkasında, daima bir yahudi parmağı vardır. Nasıl ki Karî Marx bir yahudi, Lenin ise yahudi bir ailenin damadıysa, yu­karıda kısaca izah ettiğimiz Şeyh Bedreddin Vak'asında da başrollerden biri yahudi olan Torlak Kemal Hud tarafından icra olunmuştur. Şeyh Bedreddin ise, ilminin kurbanı olmuş bir zavallıdır. Zira Niyazî Mısrî, Şeyh Bedreddin için şu mısraı söyleyerek, onun ilim rütbesini izah etmiştir.
«Muhiddin ile Bedreddin, ettiler ihya-yı dîn, Niyazî, der ya füsus anbarıdir varidat.»
Fakat ilmiyle cehenneme giden çok kimseler vardır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

76

Friday, 8.01.2016, 23:46


Sultan İkinci Murad, soyunun Kayı boyuna mensubiyetini göstermek için, sikkelerine, Kayı boyuna ait iki ok ve bir yaydan müteşekkil damgayı koydurmuştur. Sonraki padişahların bastırdıkları sikkelerde görülmeyen Kayı damgası, Kanunî’ye kadar çeşitli eşya ve silâhlar üzerine konulmasına devam edilmiştir.
Saltanatı
İlk yılları
Murat’ın babası Mehmet‘in ölümünü üç yıl süren bir bunalım izledi. Doğu Romaİmparatoru Manuel Limni’de gözaltında tutulan Murat’ın amcası Mustafa Çelebi’yiGelibolu’yu Bizans’a bırakması karşılığında serbest bıraktı; onu meşru padişah kabul edip bir Bizans donanma filosu ile Limni’den Rumeli’ye geçmesini sağladı. Mustafa Çelebi, özellikle İzmiroğlu Cüneyd Bey’in yardımcılığı ile Rumeli beylerinin de desteğini aldı. II. Murat’ın veziriazamı olan Amasyalı Beyazıt Paşa Edirne’deki ordu ile Mustafa Çelebi’nin yeni topladıği orduya karşı gitti. Yapılan Sazlıdere Muharebesi sonucunda veziriazamn ordusunun büyük bir kısmı taraf değiştirdi ve II. Murad’ın veziriazamı teslim oldu. İzmiroğlu Cüneyd Bey’in israrı üzerine Beyazıt Paşa idam edildi. Mustafa Çelebi’yi ikinci başkent halkı tezahüratla karşıladı. Mustafa Çelebi Edirne’de hükümdarlığını ilan edip kendi adına hutbe okutup sikke bastırdı. Mustafa Çelebi siyasetinde bazı büyük hatalar yaptı. Bizans’a vaad ettiği Gelibolu’yu vermeyerek ilk destekcisini kaybetti. Sonra 12 bin sipahi ve 5 bin yaya ordusuyla Galata Cenevizlilerin gemileri ile Gelibolu’dan Anadolu’ya geçip Bursa’yi kuşattı. Fakat Anadolu’da savaşa girişmek istemeyen Rumeli asillı ordunun bu sefere pek gönüllü olmaması ve II. Murad’ın Mustafa Çelebi’nin Beyazit’in oğlu olmayip Düzmece olduğuna dair menfi propagandalarının inandırıcı olması Mustafa Çelebi’nin ordusunun dağılmasına neden oldu. Özellikle kendisine İzmir ve Aydın beyliği teklif edilen İzmirlioğlu Cüneyd Bey yandaşları ile Mustafa’nın ordusundan ayrıldı. Mustafa ordusunda kalanlarla geri çekilirken Ulubat civarında bir köprüde Hacı İvaz Paşa’nın birliği ile tutuştuğu çarpışmada büyük zararlar verdi. Mustafa Gelibolu’ya kaçmayı başardı ve oradan Boğaz trafiğini durdurmaya çalıştı. Fakat II. Murad Cenevizli Foca Podestası Adorno’dan kiraladığı gemi ve askerlerle birlikte Rumeli’ye geçmeyi başarıp Mustafa’yı Gelibolu’dan kaçırttı. II. Murat 2 bin zırhlı Foca Podestasi askeriyle takviyeli orduyla Edirne üzerine yürüdü. Edirne’liler onu şehir dışında karşılayıp ona sadık olduklarını bildirdiler. Mustafa Çelebi devlet hazinesinde alarak Edirne’den kaçti. Fakat Tunca Vadisindeki Kızılağaç Yenicesi’inde yakalanıp Edirne’ye gönderildi. Mustafa Çelebi gailesi Mustafa’nın Edirne kale burcundan asılması ile böylece 1422de son buldu. Fakat tarihciler hala Mustafa Çelebi’nin düzmece mi yoksa gerçekten padişah oğlu olup olmadığı sorusunu tartışmaktadırlar.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

77

Friday, 8.01.2016, 23:47

Venedik’le savaş ve Selanik’in fethi
Konstantinopolis kuşatması sırasında Venedikliler Selanik ve Mora’yı kendi denetimleri altına almak için Bizans ile görüşmeler başlatmışlar ve 1423’te o sırada Osmanlı ablukası altında olan Selanik’e sahip olmuşlardı. Bunun üzerine Konstantinopolis’in de Venediklilere bırakılabileceği endişesiyle Murat 1424 yılında Cenevizliler aracılığıyla Bizans ile bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmaya göre imparator her yıl vergi olarak 30.000 duka altın vermeyi ve Ankara Savaşı’nın ardından Bizans’ın eline geçmiş olan Ege ve Karadenizkıyılarındaki toprakları Osmanlılar’a iade etmeyi kabul etti.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

78

Friday, 8.01.2016, 23:48

Sırbistan’ın ilhakı
Osmanlı iç savaşı sırasında Balkanlarda Macar etkisi artmış ve 1427 yılında Sırp Despotu Stefan Lazareviç’in ölümü üzerine Macaristan ile Osmanlılar arasında Sırbistan tahtı üzerinde çekişme çıkmıştı. 1428’de Macarlarla Osmanlılar arasında yapılan anlaşma sonucunda Yorgo BrankoviçSırp Despotu olarak tanınmıştı.
1431’de antlaşmanın süresi dolunca Macar Kralı Sigismund II. Murat’a bir elçi göndererek Bosna, Sırbistan ve Bulgaristan üzerindeki Macarisatn yüksek egemenliğini tanınmasını resmen istedi. Bu hareketle Macaristan savaş ilan etmiş oluyordu. Osmanlı devleti aleyhinde olanlar Macaristan Kralı çevresinde toplanmaya başladılar. Bunlar arasında Bosna Kralı II. Tvrtko, Sırp Despotu Yorgo Brankoviç, Eflak prensliğini Sigismund desteği ile eline geçiren Vlad Drakul I, Savcı Bey’in oğlu Şehzade Davut, taht hakkı arayan birçcok Balkan soylusu ve pek çok senyör bulunmaktaydı. Macarların artan etkisi karşısında Murat 1434’ten itibaren Balkanlar’da daha saldırgan bir tutum izlemeye başladı ama Anadolu’da ve Asya’da önemli gelişmeler (örneğin Timur torunu Şahruh’un Anadolu’ya yönelmesi olasılığı, Karamanoğulları’nın mütecaviz bir atakla eski arazilerini geri almaları) II. Murat’ın Balkan sorunlarına dikkatini çekmesini önledi. Diğer taraftan Macarlar etrafında ki kalabalık cephe de atak harekete geçmedi.
9 Aralık 1437’de Sigismund’un bir erkek çocuk varis bırakmadan ölmesi üzerine Macaristan’da işbaşına gelecek hanedan sorunları Macaristan’da epey kargaşalık yarattı. Sigismund’un kurmaya çalıştığı cephe de dağıldı. II. Murat bu fırsatı iyi değerlendirerek üç yıl Rumeli’de kalarak, özellikle Sırbistan ve Eflak sorunları üzerine eğildi. Sırbistan ve Eflak prensliklerinin koşulsuz olarak kendisine bağlanmalarini sağladıktan sonra 1438’de II. Murat ilk Macaristan Seferi’ne çıktı. Tuna’yı geçerek Severin, Demirkapı, Orsova ve Şeşbeş kalelerini topa tutup yıkarak Erdel’in merkezi Zeybin (sonradan Hermannstadt ve şimdi Sibiu) kalesini kuşattı. Bu kaleyi eline geçirip Karpat Dağları geçitlerini aşıp Eflak topraklarına girdikten sonra Yergöğü üzerinden Edirne’ye geri döndü. 1438de ise II. Murat Sırbistan üzerine yöneldi. Brankoviç tarafından yaptırmasına izin verilen yeni önemli savunma kalesi Semendire’yi fethederek Sırp Despotluğu’nu işgal etti ve burasını Osmanlı eyaleti ilan etti. O sırada Bosna Kralı II. Tvrtko’nun ölmesi Bosna Kralliğı’nın iki varis arasında paylaşılması ve güneyde bulunan Hersek’in de ayrı bağımsız bir idare kazanması sonucunu doğurdu. II. Murat bundan istifade edip her üç idareyi de haraca bağladı.
Macarlar yeni Macaristan Kralı olarak o zaman Polonya Kralı olan III. Ladislas’i seçtiler ve Polonya ve Macaristan krallıları aynı kişinin idaresi altına geçti. Ladislas Transilvanya voyvodalığına Hunyadi Corvinus Yanos adlı, ailesi pek gizemli olan fakat Eflak soylusu olduğunu iddia eden, bir kişiyi atadı. Böylelikle 20 yıl Osmanlılarla devamlı olarak bir Haçlı ruhu ile mücadele eden, Macarlar tarafından bir milli kahraman sayılan ve sonunda Macaristan Krallığına gelen bir kişi Balkanlar siyaset sahnesine girmiş oldu. 1441de Hunyadi Yanos Semendire’yi Osmanlilar elinden geri aldı ve Transilvanya’ya gönderilen Osmanli birliklerine karşı birkaç galibiyet kazandı.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

79

Friday, 8.01.2016, 23:49

1444 Buhranı, tahttan çekilmesi ve Varna Muharebesi
Hunyadi Yanoş önderliğindeki ordunun İzladi’de durdurulmasının ardından Murat Macarlar ile barış görüşmeleri için girişimlerde bulundu. 1444’ün Haziran ayında taraflar arasında tarihte Edirne-Segedin olarak bilinen bir anlaşmaya varıldı. Anlaşmaya göre Sırp Despotluğu1427’deki sınırlarıyla Brankoviç’e iade edilecek, Macarlar Bulgaristan üzerindeki iddialarından vazgeçecekler, Osmanlılar ve MacarlarTuna’yı geçmemeyi taahüt edecekti.
Bu antlaşmanın ardından Murat, oğlu Mehmet’i Edirne’ye getirtti ve onu başkentte “kaymakam” olarak bıraktıktan sonra Karamanlılar ile ilgilenmek üzere Anadolu’ya geçti. Ağustos ayında Yenişehir antlaşması ile Akşehir ve Beyşehir’i Karamanlılara bıraktı. Bu şekilde hem batıda hem doğuda barışı sağladığını düşünüyordu. Murat bu antlaşmanın ardından oğlundan yana tahttan çekildi. Bu hareketinin arkasındaki başlıca sebep Konstantinopolis’te Doğu Roma’nın himayesinde olan ve Osmanlı tahtında hak iddia eden Orhan Çelebi’ye karşı oğlunun tahta yerleşmesini sağlamaktı.
Ağustos ayında Macar Kralı Ladislas Osmanlılar’la yaptığı antlaşmayı geçersiz sayarak yeni bir haçlı seferine çıkacağını duyurdu. Aralarında Arnavutluk’ta babasının mirasında hak iddia eden İskender Bey’in de bulunduğu Rumeli’deki eski yerel hanedanlar Osmanlılar’a karşı silahlandı. Bu haber Edirne’deki halkın bir bölümünün Anadolu’ya kaçmasına neden oldu. Aynı dönemde Orhan Çelebi de Dobruca’ya giderek bir isyan girişiminde bulundu ancak bu girişim Şahabeddin Paşa tarafından önlendi. Macar ordusunun Tuna’yı aştığı haberi üzerine Murat Edirne’ye geri çağrıldı. Murat 10 Kasım 1444’te Varna Muharebesinde Macar ordusunu yenilgiye uğrattı. Kral Ladislas savaş meydanında öldü. Savaşın ardından Murat Edirne’de bir süre kaldıktan sonra oğlunun konumunu Konstantinopolis’teki müddeiye karşı korumak için Manisa’ya çekildi.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

80

Friday, 8.01.2016, 23:50

Tahta dönüşü, Kosova Savaşı ve ölümü

Murat’ın Manisa’ya çekildiği dönemde başkent Edirne’de barış yanlısı Sadrazam Çandarlı Halil Paşa ile dış siyasette daha saldırgan tutum içinde olan Şahabeddin ve Zağanos paşalar arasında çekişme sürmekteydi. Sadrazam Halil Paşa bu dönemde Murat’a hâlen gerçek padişah muamelesi yapıyordu. Öte yandan Şahabeddin ve Zağanos paşalar ise genç padişah Mehmet’i Doğu Roma’ya karşı saldırmaya teşvik ediyorlardı. 1446 yılında muhtemelen Çandarlı Halil Paşa’nın düzenlediği bir yeniçeri isyanı durumu iyice zora soktu. Ayaklanan yeniçeriler Konstantinopolis’teki müddei Orhan Çelebi’nin yanına gitme tehdidinde bulununca Sadrazam Halil Paşa Murat’ı Edirne’ye geri çağırdı ve Mayıs ayında tahta çıkardı.
Murat ikinci saltanatında 1444 buhranında isyan eden Balkanlar’daki yerel hanedanları boyun eğdirmekle uğraştı. Bunların arasında özellikle Arnavutluk’ta İskender Bey ile meşgul olmuştur. 1446 yılında Mora despotuna karşı sefere çıktı. 1448’de İskender Bey’e karşı birinci seferini yaptı. Aynı yıl ekim ayında Kosova Savaşı’nda Hunyadi’nin ordusunu bir kere daha yenilgiye uğrattı. 1449’da Eflak seferini, ertesi yıl da İskender Bey’e karşı ikinci seferini düzenledi. 1451’de dinlenmek üzere çekildiği Edirne’deki Tunca’daki bir adada felç geçirdi ve 3 Şubat günü öldü. Bursa’da Muradiye Camii’ndeki türbesine gömüldü. Öldüğünde Osmanlı Devleti 1402 yılında aldığı darbedentamamıyla kurtulmuştu.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)