Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, AllaTurkaa sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

1

Sunday, 20.09.2015, 22:42

Selçuklular Tarihi

Selçuklu Vekâyinameleri (Doğrudan Selçukluları Anlatan Kaynaklar)

Selçuklu tarihi denilince akla gelen ilk eser Nizamülmülk’ün Farsça yazdığı Siyasetnâme adlı eseridir. Bu eser sultana devlet yönetiminde nasihatlar içeren çeşitli tarihi olayları içermektedir. Eser Türkçeye tercüme edilmiştir.(Siyâset -nâme(trc. M.Altay Köymen, Ankara 1982)Selçukluların kuruluş devri için önemli kaynaklardan biri de Beyhâkî’nin (Tarih-iBeyhakî, I -II,nşr. Said Nefisi, Tahran 1342) eseridir.Bundarî’nin (öl. 1243) Irak ve Horasan Selçukluları adıyla tercüme edilen eseri ise Selçuklu tarihinin önemli kaynakları arasındadır. Aslen İsfahanlı olan Bundarî’nin hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Miladi 1174 (h. 569) yılına kadar olan olayları içeren Arapça bir kaynak eserdir. (Bundârî,
Zübdetü’n–Nusra ve Nuhbetü’l– usra, nşr. M. Th.Houtsama, I’Histoire des Seldjoucides, Leiden 1889; trc. Kıvâmeddin Burslan, Irak ve HorasanSelçukluları Tarihi, İstanbul 1943.) Kısa adı el-Hüseynî olan Sâdruddîn Ebu’l-Hasan Ali İbn Nâsır İbn Ali el-Hûseynî’nin (öl. 1194),
Ahbârüd - Devleti’s-Selçukiyye adlı Arapça eseri Selçukluları ele alan hususi tarihlerden birdir. Selçuk Bey’den başlayıp Irak Selçuklularının kuruluş ve yıkılışlarına kadar olan tarihi olayları ele alır (1194 yılına kadar olan olaylar). (el-Hüseyni;Ahbârüd -Devleti’s-Selçukiyye ,trc. Necati Lugal, Ankara 1943)Muhammed b. Ali b. Süleyman er -Râvendî (öl. 1206-1207 sonrası)1181 yılında Irak Selçuklularının son hükümdarı Sultan Tuğrul’un hizmetine girdi. Bu devletin yıkılmasından sonra Anadoluya geldi ve Türkiye Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanatında (1205-1211) eseri Râhat -üs-Sudûr ve Âyet -üs-Sürûr ’u ona sundu. Eser 1194 yılına kadar olan Selçuklu tarihini içeren Farsça bir kaynaktır ( Râhat -üs-Sudûr ve Âyet -üs-Sürûr , çev.Ahmed Ateş, TTK, Yayınları Ankara 1943.)Oldukça geç bir devirde yazılan Ahmed b. Mahmûd’un (öl. 977 /1569-70), TürkçeSelçuk -nâmesi’nde daha çok Büyük Selçuklular hakkında bilgi verilmektedir. Türkiye Selçukluları, Irak ve Kirman Selçukluları hakkında kısa bilgiler bulunmaktadır. Eser Erdoğan Merçil tarafından yayınlanmıştır (Ahmed b. Mahmûd,Selçuk -nâme,haz. Erdoğan Merçil, İstanbul 2012, ilk baskısı Selçuk -nâme, (haz. Erdoğan Merçil), İstanbul 1977, I-II)
Kaynak; Doç. Dr. Muharrem Kesik
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

2

Sunday, 20.09.2015, 23:36

Selçuklu Vekâyinameleri (Doğrudan Selçukluları Anlatan Kaynaklar)-2

Ermeni Kaynakları....
Urfalı Mateos’unVekâyinâmesi,952-1136 yılları arasındaki olayları ele almaktadır; bu esere zeyl (ek) yazan Papaz Grigor, esere 1162 yılına kadar gelen olayları eklemiştir (UrfalıMateos,Urfalı Mateos Vekayi- Nâmesi Ve Papaz Grigor’un Zeyli, trc. Hrant D. Andreasyan Ankara 1962. Vardan Vartapet,Cihan Tarihi,(trc. Hrant D. Andreasyan), “Türk Fütuhatı Tarihi”,Tarih Semineri Dergisi,İstanbul 1937, I / 2.
Süryani Kaynakları....
Süryani Mikhail’inVekâyinâmesi,Anadolu’da kaleme alınan önemli bir Selçuklu kaynağıdır (Süryani Mikhail, Khronik,nşr. ve trc. J.B. Chabot,Chronique de Michel le Syrien, Patriarche jacobite d’Antioche(1116 -99),Paris 1899-1924, trc. Hrant D. Andreasyan,Suryani Patrik Mihail’in Vekayinâmesi 1042- 1195,Ankara 1944, II, -TTK.’da henüz yayımlanmamış tercüme-). Anonim Süryani Vekayinâmesi,(nşr. J.B. Chabot),Chronicon (syriacum) ad annum chr. 1203/4 pertinens, Corpus Scriptorum Christianorum Oriantalium,Paris 1918, (trc. A.S. Tritton), “The First and Second Crusades from an Anonymos Syriac Chronicle”,JRAS.,January s. 69-101, April s. 273-305, London 1993).Malatyalı olan Ebu’l-Ferec’in eseri Süryanice yazılmış genel dünya tarihidir, 1286’ya kadar gelen olayları içermektedir (Ebu’l-Ferec(Bar Hebraeus), Abû’l -Farac Tarihi,çev. Ömer Rıza Doğrul, Ankara 1987, I-II.).
Araştırma Eserler...
Selçuklu tarihi alanında öne çıkan tarihçilerden biri Mehmet Altay Köymen’dir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi adlı 3 cildlik önemli bir çalışması bulunmaktadır. Bu çalışmalarda Selçukluların Kuruluş Devri, Alp Arslan ve Zamanı ile Sencer dönemleri ele alınmaktadır (M. Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, I -III, V,Ankara 2010).Yine Köymen’inSelçuklu Devri Türk Tarihi(Ankara, 1998 ) adlı bir başka çalışması daha bulunmaktadır.İbrahim Kafesoğlu’nunSultan Melikşah Devri’nde Büyük Selçuklu İmparatorluğu,İstanbul 1953, adlı çalışması Selçuklu tarihi için önemli monografik çalışmalar arasındadır.Kafesoğlu’nunSelçuklular Tarihi,İstanbul 1972 tarihli çalışması Selçuklu tarihini farklı bir şekilde ele almaktadır. Kafesoğlu’nun “Selçuk’un Oğulları ve Torunları”,Türkiyat Mecmuası,XII, İstanbul 1958 adlı makalesi ile Selçuk Bey’in oğulları ve torunları hakkında ana kaynaklar yardımıyla yazılan en önemli çalışmalardan biridir. Abdülkerim Özaydın’ın Berkyaruk ve Sultan Muhammed Tapar devirlerini ele aldığı monografik çalışmaları, Selçukluların Alp Arslan sonrası yaşadığı taht mücedelelerini Selçuklu siyasi tarihi yanında devlet teşkilatını da incelemektedir (Abdülkerim Özaydın,Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (498-511 /1105-1118 ), Ankara 1990; a.mlf.,Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi 485-498 / 1092-1104,İstanbul 2001).Erdoğan Merçil’in Fars Atabegleri Salgurlular, Ankara 1975; Kirman Selçuklularıİstanbul 1980 veGazneliler Devleti Tarihi,Ankara 1989 adlı çalışmaları Selçuklu tarihinin az bilenen yönlerini ele almaktadır. Müslüman Türk Devletleri Tarihi,İstanbul 2012 adlı çalışması Selçukluların da aralarında bulunduğu Türk Devletleri ve beyliklerin incelendiği genel bir çalışmadır. Ali Sevim ile ortak hazırladığı bir başka çalışmasında ise çeşitli bölgelerde kurulan Selçuklu Devletleri Tarihi anlatılmaktadır (Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, Ankara 1995).Selçuklular’da Hükümdarlık Alâmetleri, TTK, 2007 veSelçuklular’da Saraylar ve Saray Teşkilâtı,İstanbul 2011, adlı çalışmalarıyla Selçuklular’ın hükümdarlık anlayışları, kullandıkları unvan ve lakaplar ile Selçuklu Saray teşkilatının yapısı ele alınmıştır. Ayrıca ders kitabı olarak hazırlanan bir başka çalışmasında Büyük Selçuklu Devleti’nin siyasi tarihi kısa olarak anlatılmıştır ( Büyük Selçuklu Devleti, Nobel Yayınları, 2014)Selçuklu tarihinin önemli simalarından biri de Osman Turan’dır. Türkiye Selçuklu tarihi ile ilgili olarak önemli çalışmalar yapan Turan’ın Büyük Selçuklu tarihi ile ilgili de bir çalışması bulunmaktadır.Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti,İstanbul 1993 adlı bu çalışma Büyük Selçuklu tarihinin önemli araştırmalardan biridir.Muharrem Kesik’in At Üstünde Selçuklular,İstanbul 2011 adlı çalışması Selçuklu ordusu vesavaş taktiklerini ele almaktadır . Muharrem Kesik’in bir diğer eseri ise Malazgirt Savaşı’nın sebeb ve sonuçlarının incelendiği 1071 Malazgirt Savaşı,İstanbul 2013 adlı çalışmasıdır.
Kaynak; Doç. Dr. Muharrem Kesik
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

3

Sunday, 27.09.2015, 18:00

Selçuklular'ın Sâmânîler İle İlişkileri


Selçuk Bey yaptığı gazalar sonucu şöhret kazanmış ve emrindeki Oğuzlar ile önemli bir
kuvvete sahip olduğunu göstermişti. Onun bu ünü Maverâünnehr'de üstünlüğü ele geçirmeğe
çalışan devletlerden biri olan Sâmâniler ile anlaşmasını sağladı. Sâmâniler, devlet sınırlarının
diğer Türk akınlarına ve Karahanlılara karşı korunması karşılığında Selçuklu Oğuzları'na
Buhara civarındaki ''Nur'' kasabasına yerleşme izni veriyordu (985–986). Selçuk'un oğlu Arslan
(İsrail) idaresinde olan Türkmenler Cend bölgesinden Nur kasabası ve civarındaki otlaklara
sürüleri ile birlikte geldiler.Selçuk Bey ve adamları ise, Cend ve yöresinde kalmışlardı.
Karahanlı hükümdarı Buğra Han Ebû Musa el–Harun b. Süleyman'ın Sâmânî başkenti
Buhara'yı zaptetmesi (992), Sâmânî Emîri II. Nuh'un (976–997) bu şehirden uzaklaşmasına
sebep olmuştu. II. Nuh kendisine yardım etmesi için Selçuk Bey’e başvurdu. Selçuk Bey de
oğlu Arslan kumandasında bir kuvveti onun yardımına gönderdi. Arslan bu sırada Oğuz devlet
teşkilatına uygun olarak ''Yabgu'' unvanı taşıyordu. Buğra Han'ın Buhara'dan çekilmesinde
hastalığı kadar, Arslan Yabgu idaresindeki Oğuzlarında etkisi vardı. Hatta Sâmânî Emîri II.
Nuh, Buhara'yı geri aldığı gibi Oğuzlar ile birleşerek, çekilmekte olan Karahanlı kuvvetlerine
taarruz etmiş ve onların artçılarını bozguna uğratarak ağırlıklarını yağmalamıştı. Daha sonra
Maverâünnehr'deki kuvvet dengesinin Karahanlılar ve Gazneliler lehine değiştiğini görüyoruz.
Ancak Selçuklular da bu bölgede tutunmaya çalışıyorlardı. Bu sırada Karahanlı İlig Han Nasr
ise, Sâmânîleri mağlup ederek Buhara'yı ele geçirdi (Ekim 999), son Sâmânî Emîri II.
Abdülmelik ve diğer hanedan mensupları Karahanlı başkenti Özkent'e gönderildi. Çok
geçmeden bu hanedana mensup Ebû İbrahim İsmail el–Muntasır tutuklandığı yerden kaçarak
Karahanlılar ile mücadeleye başladı ve Buhara'ya tekrar hâkim oldu (1000)
Başlangıçta Karahanlılara karşı başarı ile mücadelede bulunan el–Muntasır daha sonra
bunu devam ettiremeyerek Arslan Yabgu'nun idaresindeki Oğuzlara sığınmak ve onlardan
yardım istemek zorunda kaldı (1002). Arslan Yabgu kumandasındaki Oğuzlar el–Muntasır ile
birlikte harekete geçtiler ve Karahanlılara karşı başarılı savaşlar yaptılar. Önce Karahanlı
kumandanı Sü–başı Tegin'i, Semerkant'a 7 fersah (yaklaşık 42 km.) mesafedeki Kûhek
mevkiinde mağlup ettiler. Bunun üzerine İlig Nasr bu yenilginin intikamını almak için harekete
geçtiyse de Arslan Yabgu idaresindeki Oğuzlar, bir gece baskını ile onu Semerkand civarında
yendiler (Ağustos 1003). Oğuzlar bu baskın sonucu ele geçen esirler arasında bulunan 18
Karahanlı kumandanı da, fidye almak için beraberlerinde götürdüler. el-Muntasır ise
Oğuzlar'ın bu nedenle Karahanlılar ile anlaşmasından ve kendisini onlara teslim etmesinden
korktu, maiyetinde 300 atlı ve 400 yaya ile Oğuzlar'dan ayrılarak tekrar Horasan'a geldi.
Oğuzlar bir müddet onu takip ettilerse de yakalamayı başaramadılar.
el–Muntasır kolay kolay davasından vazgeçmiyordu. Nitekim Karahanlılar'ın Buhara
Vâlîsini Debûsiye'de bozguna uğratması onun etrafında kalabalık bir kuvvet toplanmasını
sağladı. Bu arada O, Arslan Yabgu idaresindeki Oğuzlar ile tekrar anlaştı. el–Muntasır,
Oğuzlar’ın yardımı ile önce bir gece baskınıyla İlig Nasr'ı (1003) ve ertesi yılda bir Karahanlı
ordusunu Semerkand civarında bir kez daha yendi (Mayıs–Haziran 1004). Fakat Oğuzlar bu
savaştan ellerine çok ganimet geçince, el–Muntasır'dan ayrılarak yurtlarına döndüler. Bu ayrılış
el–Muntasır'ın Karahanlılar karşısında başarısız kalmasına ve ölümüne sebep oldu (Aralık
1004–Ocak 1005). Onun ölümüyle Sâmânî Devleti'nin tekrar kurulması ümidi de ortadan
kayboldu.
Uzun ömürlü olduğu anlaşılan Selçuk ise, yüz yaşını geçmiş olduğu halde 1007 yılı
civarında Cend şehrinde öldü. Selçuk'un Mikâil, Arslan (İsrail), Yusuf ve Musa adlarında dört
oğlu vardı.Mikâil daha babasının sağlığında bir savaş sırasında ölmüş, onun oğulları Çağrı
ve Tuğrul (Toğrıl) Beyler dedeleri Selçuk tarafından yetiştirilmişti. Selçuk'un ölümü ile
ailenin başına Arslan Yabgu geçti. Bir müddet sonra Selçuklular Cend'den ayrılarak, Arslan
Yabgu'nun faaliyet sahası olan Maverâünnehr'e, Buhara civarına indiler.
Kaynak; Doç. Dr. Muharrem Kesik
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

4

Wednesday, 30.09.2015, 00:31

Selçuklular'ın Karahanlılar ve Gazneliler İle İlişkileri


Sâmânîler'in ortadan kalkması ile Maverâünnehr'e Karahanlılar'ın hâkim olması, Selçuklular'ın bu bölgede adı geçen devlet ile karşı karşıya kalmasına yol açmıştı. Selçuklular'dan Tuğrul ve Çağrı Beyler, İlig Han Nasr'ın hücumuna uğrayınca, yine Karahanlı hanedanından Buğra (Ahmed b. Ali) Han'ın yanına Talas havalisine gittiler.
Ancak Buğra Han da onlara düşmanca davrandı ve Tuğrul Bey'i tutuklatıp hapse attırdı. Sonra da Çağrı Bey’in yakalanması için üzerine bir ordu yolladı. Çağrı Bey bu orduyu ağır bir mağlubiyete uğratarak Karahanlıların 130 kumandanını esir etmeyi başardı. Yapılan görüşmeler sonunda Çağrı Bey, kardeşi Tuğrul’un serbest bırakılmasına karşılık tutsak ettiği kumandanları salıvermeyi kabul etti. Böylece Tuğrul Bey'i Karahanlı hükümdarı Buğra Han’ın elinden kurtarmış oldu. Bundan
sonra Tuğrul Bey çöllere çekilirken Çağrı Bey de Doğu Anadolu'ya meşhur akınını yapmıştı (1016). Çağrı Bey, bu akın sırasında, emrindeki 3000 Türkmen ile Horasan, Rey ve Azerbaycan yolunu takip ederek Ermeni Vaspurakan Krallığı arazisine saldırmış ve bu bölgeden bol ganimet ele geçirmiştir . Errân ve Doğu Ermeniye'deki Müslüman Şeddadîler'in topraklarından da geçen Çağrı Bey daha sonra Gürcü Krallığı arazisini yağmalamış ve Ani
Ermeni Krallığı topraklarına kadar ilerlemişti. Çağrı Bey, bir keşif ve yağma hareketi sayılan bu seferinden sonra Horasan'a döndü ve Buhara civarında Tuğrul Bey ile buluştu (1021)

Arslan Yabgu'ya gelince, Karahanlılar'dan Ali Tegin (ö.1034) ile birleşerek onun Buhara'ya egemen olmasına yardımcı oldu (1020–1021). Sâmânîler Devleti’nin yıklışı ile bu devletin hâkimiyet alanında meydana gelen boşluğu doldurarak yeni bir devlet oluşturma yolunda hızla adımlar atan Ali Tegin, Yusuf Kadır Han'ın büyük kağanlığını tanımıyordu. Ali Tegin'in Arslan Yabgu ile ittifakı Maverâünnehr'e hâkim olmak isteyen Karahanlı ve Gazneli devletleri için kuvvetli bir engeldi. Yusuf Kadır Han bu sebeple onlara karşı Gazneli Sultan Mahmud ile anlaşmak istedi. Sultan Mahmud, Gazneli Devleti topraklarına tecavüzlerde bulunmasından dolayı yeni komşusu Ali Tegin'e itimat etmemekte idi, bu sebepten anlaşma kolaylıkla oldu. Yusuf Kadır Han ve Sultan Mahmud Semerkand civarında buluştular (1025).

Bu meşhur mülâkatta alınan kararlardan birisi de Arslan Yabgu ve emrindeki Oğuzlar'ın Maverâünnehr ve Türkistan'dan Horasan'a nakledilmeleri idi. Bu sırada Arslan Yabgu ve Ali Tegin, iki büyük devletin kuvvetlerine mukavemet edemeyeceklerini anlayarak Buhara'dan çöllere çekildiler. Sultan Mahmud, Arslan Yab
gu'yu huzuruna davet etti. Arslan YabguSemerkand'da bulunan Sultan Mahmud'un yanına gelerek onunla görüştü. Bu görüşme sonucu Sultan, Arslan Yabgu'nun emrindeki kuvvetler ile kendi ülkesi için ilerde bir tehlike teşkil edebileceğini anlamış ve bir ziyafet meclisinde onu yakalatarak Hindistan'da bulunan Kâlincâr kalesine hapsettirmişti (1025).Arslan Yabgu yedi yıllık bir esaretten sonra bu kalede öldü(1032).

Kaynak;

DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

5

Thursday, 8.10.2015, 16:23



Selçuklular’ın Horasan'a Göçü ve Gaznelilere Karşı Yapılan Nesâ Savaşı
Selçuklular bu dostlarını kaybedince Hârezm'de daha fazla durmayarak Horasan'a göç ettiler (Mayıs 1035). Muhtemelen burada kolaylıkla yurt tutabilecekleri düşüncesinden hareket eden Selçuklular önce, 1000 süvari ile Ceyhun'u geçerek Nesâ'ya geldiler. Daha önce bu bölgeye göç etmiş olan Türkmenler ve Harezmliler de onlara katılmaya başladılar. Selçuklu reisleri Musa Yabgu, Tuğrul ve Çağrı Beyler Gazneliler'in Horasan divanı reisi Sûrî'ye gönderdikleri bir mektupta durumlarını anlatmışlar, Sultan'ın hizmetine girmek istediklerini buna karşılık Nesâ ve Ferâve'nin yurt olarak kendilerine verilmesini yazmışlardı. Fakat bu istekleri reddedildiği gibi, Sultan Mesud, veziri'nin biraz beklenilmesi tavsiyesine rağmen, Selçukluların üzerine Hacib Beğtoğdı idaresinde iyi teçhiz edilmiş 17.000 kişilik bir ordu yolladı. Selçuklular ile bu Gazneli ordusu Nesâ yöresinde karşılaştılar. Burada Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğradı (29 Haziran 1035). Selçuklular ise çok zengin ganimetler ele geçirdiler, buna rağmen yine de Gazneliler Devleti'nin kuvvetinden çekinmekteydiler. Gazneli Devleti vezirine elçi göndererek savaşa kendilerinin sebep olmadığını bildirip, özür dilediler. İki taraf arasındaki müzakereler neticesinde Gazneliler Devleti Musa Yabgu'ya Ferâve'yi, Çağrı Bey'e Dihistân'ı ve Tuğrul Bey'e de Nesâ'yı veriyordu. Ayrıca Sultan MesudSelçuklu Reisleri'ne hil'at, menşur ve sancak göndererek ''Dihkan'' unvanı vermişti(Ağustos 1035). Buna karşılık onlar sultana itaat edecekler ve içlerindenbiri de daima sultanın yanında rehin olarak bulunacaktı. Bu zafer ve anlaşmayla Selçuklular artık meşrû bir kuvvet hâline gelmişler ve devlet kurma yolunda önemli bir adım atmışlardı
Kaynak; DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

6

Wednesday, 14.10.2015, 22:34

Dandânakan Savaşı ve Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu

Bu geçici barıştan sonra Sultan Mesud Herat'a çekildi. Ancak Selçuklular geri verecekleri üç şehri tahliye etmedikleri gibi yeniden Gazneli topraklarına akınlara başlamışlardı. Sultan Mesud yaz mevsimini Herat'ta geçirdikten sonra tekrar Selçuklular üzerine yürüdü. Fakat Selçuklular bir meydan savaşını kabul etmiyorlar, daha ziyade Gazneli ordusunu yıpratıcı akınlar yaparak çöllere çekiliyorlardı. Bu sebepten bir sonuç elde edemeyenSultan Mesud, 17 Ocak 1040'da Nişâbur'a döndüyse de burada kıtlık olduğundan Serahs üzerine yürüdü. Buradaki Selçuklu kuvvetleri mağlûp edilerek şehir ele geçirildi (14 Mayıs 1040). Fakat Serahs'ta da görülmemiş bir kıtlık hüküm sürüyordu. Sultan Mesud, kumandanlarının Herat'a çekilmelerini tavsiye etmelerine rağmen Merv'e doğru hareket etti (16 Mayıs 1040)
Selçuklular bunu haber aldıkları zaman bir ara korkuya kapıldılar ve hatta Tuğrul Bey Cürcan'a yerleşmeyi teklif ettiyse de, Çağrı Bey yine savaşta ısrar etti. Neticede savaşa karar vererek ağırlıklarını 2.000 atlı ile gerilere gönderdiler. Selçuklular'ın asıl ordusu takriben 16.000 atlı idi. Gazneli ve Selçuklu kuvvetleri arasındaki ilk öncü savaşı 22 Mayıs 1040'da başladı. Ertesi gün Gazne ordusu savaşarak Merv'in güney–batısında ve bu şehre bir konak mesafede bulunan Dandâkan kalesine ulaşmıştı. Gazneli ordusu susuzluktan bitkin bir durumdaydı. Selçuklular onların karşısında savaş düzeninde yer aldılar. Daha önce kale civarındaki kuyular Selçuklular tarafından kullanılmaz hâle getirildiğinden Sultan Mesud ordusunun 5 fersah uzaktaki bir havuz başına gitmesini emretti. Gazneli ordusu hareket edince düzeni bozuldu ve bu sırada Sultan Mesud'un Türkler'den meydana gelen ''Hassa Ordusu''ndan 370 kişi Selçuklu kuvvetlerine katıldı.
Bu olay zaten bitkin, moralsiz ve disiplini kalmamış olan Gazneli ordusunun Selçuklular'ın hücumu ile dağılmasına ve hezimete uğramasına yol açmıştı (24 Mayıs 1040). Gaznelilerden savaş meydanında sadece Sultan Mesud, birkaç kumandan ve çok az sayıda memlûk kalmıştı. Bir müddet sonra onlar da savaş meydanını terk ederek Merv ovasındaki Berkdiz kalesine kaçtılar. Selçuklular'ın eline hazinelerin yanısıra çok miktarda silâh ve malzeme ganimet olarak geçmişti
Dandânakan savaşı kazanıldıktan sonra Selçuklu beyleri toplanarak Tuğrul Bey'i ''Horasan Emîri'' ilân ettiler. Selçuklular artık Horasan'da tamamen bağımsız bir devlet kuruyorlar ve gelecekti Büyük Selçuklu Devleti’nin ilk adımlarını atıyorlardı. Ayrıca devrinâdeti gereğince civardaki Karahanlı hükümdarlarına; Ali Tegin oğullarına, Böri Tegin'e ve Kâkuyi Emîri Âlâ ed Devle Muhammed'e zaferlerini bildiren fetihnâmeler gönderdiler. Selçuklu reisleri aynı ay içinde Merv'de toplanan Kurultay'da tekrar bir araya geldiler ve mühim kararlar aldılar. Bu kararlardan birisi de Abbasî halifesi Kâim bi–Emrillâh'a mektup yazılması idi. Selçuklu elçisi Ebû İshak el–Fukkâ'î ile Bağdat'a gönderilen bir mektupla son durum anlatıldıktan sonra halifeye sadık olduklarını ve Horasan'da adaleti tesis edeceklerini bildirdiler.
Bundan sonra Selçuklular hâkim oldukları ve ayrıca ilerde fethedecekleri ülkeleri eski Türk devlet ananesi gereğince aralarında bölüştüler. Bu bölüşmeye göre; Tuğrul Bey ''Sultan'' sıfatıyla Nişâbur'u alarak batıya Irak tarafına gidecekti. Çağrı Bey'e ''Melik'' unvanı ile merkez Merv olmak üzere Seyhun nehriyle Gazne arasındaki bölge, Musa Yabgu'ya ise Büst, Herat ve Sistan havalisi verildi. Yine Selçuklu ailesinden batıya gidecek olan İbrahim b. Yınal
Kuhistan'a, Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış Gürgan ve Damegân'a, Çağrı Bey'in oğlu Kavurd ise Kirman bölgesine tayin edildiler. Selçuklular bu esas üzerine harekete geçtiler ve bunları süratle gerçekleştirdiler
Kaynak; DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

7

Wednesday, 14.10.2015, 22:43

Çağrı Bey

Çağrı Bey'e hâkimiyet sahası olarak Horasan'ın kuzey kısmı ile Gazneliler'in elinde bulunan bölgeler düşmüştü. Nitekim O, Gaznelilere karşı başarı ile savaşarak onları Horasan'dan uzaklaştırdı. Çağrı Bey önce Belh üzerine yürümüş ve 1040 yılı sonbaharında bu şehri teslim almış, şehrin kumandanı Altun–Tak da onun hizmetine girmişti. Çağrı Bey daha sonra Cûzcân, Bâdgîs, Huttalân ve diğer Toharistan şehirlerine hâkim oldu, Merv şehrini kendisine merkez yaptı. Selçuklular 434 / 1042–1043'de Harezm üzerine bir sefer düzenlediler. Bu seferin sebebi, Hârezmşah İsmail b. Altuntaş'ın, Selçuklular'ın eski düşmanı Şâh Melik karşısında tutunamayarak onlara sığınmış ve yardım istemiş olmasıydı. Çağrı Bey, İsmail ile birlikte Hârezm'e yürüdüyse de Şâh Melik önünde yenilgiye uğradı. Daha sonra Tuğrul Bey de onlarla birleşince, Şâh Melik'i mağlûp ettiler ve bu ezelî düşmanlarından geçmişte uğradıkları baskının acısını çıkardılar. Bu suretle Hârezm bölgesi Selçuklular'ın hâkimiyet sahası içine girmiş oldu.Şâh Melik Gaznelilere sığınmak için takriben 3000 km. gibi bir mesafeyi geçerek Mekran havalisine kaçtı ise de onun burada bulunduğu Selçuklular tarafından öğrenildi. İbrahim Yınal'ın kardeşi Er–Taş beraberindeki 4000 kişi ile bir baskın yaparak ŞâhMelik'iyakaladı ve Çağrı Bey'e teslim etti. Çağrı Bey, Şâh Melik'i derhal öldürttü.Çağrı Bey 435 / 1043–1044 yılında hastalanmış, bunu fırsat bilen Gazneli Devleti Sultanı Mevdud (1041–1050) Belh ve Toharistan'ı geri almak için harekete geçmişti. Çağrı Bey,hastalığı sebebiyle Gaznelilerin ilerleyişini önlemek görevini oğlu Alp Arslan'a verdi. Alp Arslan Gazneli ordusunu mağlûp ederek tehlikeyi uzaklaştırmaya muvaffak oldu. Çağrı Bey ise yileştikten sonra Tırmiz'i zaptetmiş, bu şehirle beraber Belh, Toharistan ve civar şehirlerin idaresini Alp Arslan'a bırakmıştır.
Çağrı Bey'in bu suretle gittikçe kuvvetlenmesinden endişelenen Sultan Mevdud, Karahanlı Hükümdârı Arslan Han ve sâbık Hemedan hâkimi Kâkuyilerden Ebû Kâlicar Gerşasp ile Selçuklular aleyhine bir ittifak meydana getirebilmiş, fakat harekete geçeceği sırada ölmüştü(1050). Karahanlı hükümdarı Arslan Han da Alp Arslan'ın idaresindeki bölgeleri geri alma girişiminde bulunmuş, fakat Ceyhun'u geçtikten sonra karşılaştığı Alp Arslan'a yenilerek ülkesine çekilmişti. Daha sonra Arslan Han ve Çağrı Bey arasında Karahanlılar'ın Selçuklu hâkimiyeti altındaki bölgelere saldırmamaları şartı ile sulh yapıldı(1050).Öte yandan Çağrı Bey, Musa Yabgu'nun hissesine düşen, fakat bir türlü itaat altına alınamayan Sistan bölgesine oğlu Yakutî'yi gönderdi. Önce Yakutî'nin Mekran bölgesini itaat altına aldığını (1054), daha sonra da Çağrı Bey'in Sistan bölgesine hâkim olarak burada kendi adına hutbe okutmağa başladığını görüyoruz. Musa Yabgu bu durumdan ötürü Sultan Tuğrul'a şikâyetçi oldu. Sultan Tuğrul'un yazdığı mektup üzerine Çağrı Bey kuvvetlerini geri çağırdı ve bu bölge tekrar Musa Yabgu'nun hâkimiyeti altına girdi (1056).Gazneli Sultanı Abdürreşid 1053 yılında hâcibi Tuğrul tarafından öldürülmüş ve saltanat bu şahsın eline geçmişti. Tuğrul, Çağrı Bey'i tanıyarak onu Gazne'ye davet etti. Çağrı Bey, Gazne üzerine yürüdü ise de, Tuğrul'un öldürülmesi bu teşebbüsü sonuçsuz bıraktığı gibi, Gazneli kumandan Hırhiz de Çağrı Bey'in kuvvetlerini yenerek çekilmeğe mecbur etmişti. Bundan sonra Gazneliler Sultanı Ferruhzâd, Selçuklular üzerine büyük kuvvetler gönderdi. Selçuklular'ın Belh valisi Kutbeddîn Külsarıg bu Gazneli kuvvetlerine yenilerek esir oldu ve Gazne'ye gönderildi. Ancak bu kez de; Gazneliler'in ilerleyişi ni durduran Alp Arslan oldu. Alp Arslan Gazne ordusunu mağlûp ederek, emîrlerinden birçoğunu esir aldı. 1059'da Gazneliler tahtına çıkan, Sultan İbrahim ile Çağrı Bey arasında sulh yapıldı ve Hindikuş Dağları iki devlet arasında sınır oldu. Metni, meşhur tarihçi Ebu'l–Fazl Beyhakî tarafından kaleme alındığı rivayet edilen bu anlaşma yarım asır kadar devam etmiştir.
Selçuklu Devleti'nin kuruluşunda büyük rolü olan Çağrı Bey daima birlikte hareket ettiği kardeşi Sultan Tuğrul’u çeşitli vesilelerle desteklemişti. Çağrı Bey, ağır hasta olmasına rağmen, saltanat iddiasıyla isyan edip Sultan Tuğrul’u Hemedan’da kuşatan İbrahim Yınal’a karşı Alp Arslan, Kavurd ve Yakuti kumandasında kalabalık bir kuvvet göndermişti. Çok geçmeden bu kuvvetler Rey yöresinde tutuştukları bir savaşta İbrahim Yınal’ı bozguna uğrattılar. Esir alınan İbrahim Yınal ve yeğenleri muhasaradan kurtarılan Sultan Tuğrul’a teslim edildiler. Çağrı bey aynı yıl 70 yaşında Serahs'da öldü (Ağustos–Eylül 1059/Receb 451).Çağrı Bey önce bu şehre gömülmüşse de, daha sonra cenazesi oğlu Alp Arslan tarafından Merv'de yaptırılan türbesine nakledilmiştir. Yerine oğlu Alp Arslan Horasan Emîri oldu. Oğullarından Süleyman'ın annesi olan Hâtun'la da Sultan Tuğrul evlenmişti.


Kaynak; DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

8

Wednesday, 14.10.2015, 22:49

Musa (İnanç) Yabgu’nun Faaliyetleri

Selçuklu ailesinin bu sırada yaşça en büyüğü Musa Yabgu'ya gelince, önce beraberindeki 5000 süvari ile Herat'ı zaptederek buraya yerleşti. İbrahim Yınal'ın kardeşi Ertaş, Kasım 1040'da Sistan'a gitmiş ve buranın hâkimi Ebu'l–Fazl'ın itaat etmesiyle bu bölgede Selçuklulara bağlanmış ve Musa Yabgu adına hutbe okutmuştu, daha sonra onunla arası bozulunca Horasan'a dönmüştü. Gazneliler Sultanı Mevdûd'un Emir Kaymaz kumandasında bir orduyu Sistan üzerine göndermesi, Ebu'l–Fazl'ı tekrar bu bölgeye Ertaş'ı çağırmak mecburiyetinde bırakmıştır. Ertaş 1042 Temmuz'unda Sistan'a gelerek Gazneliler'i yenmiş ve buradan, uzaklaştırmıştı. Fakat Gazneliler'in kolay kolay Sistan'dan vazgeçmek istemedikleri anlaşılıyor.Gazneli Sultanı Abdürreşid, hâcibi Tuğrul'u Sistan'ı geri almak için göndermişti. 1051 yılındaki bu harekât sırasında Musa Yabgu, Gazneli ordusuna yenilerek Herat'a çekilmek zorunda kalmış, fakat daha sonra oğlu Kara Arslan Böri ve Veziri Ebu'l– Fazl ile birlikte yeni bir ordu teşkil ederek kaybettikleri yerleri geri almak için harekete geçmiştir. Bu sırada Hâcib Tuğrul'un işgal ettiği yerlerden, Gazneli saltanatını ele geçirmek için, çekilmesi, Musa'nın yine Sistan'a hâkim olmasını sağlamıştı (1053 yılı başı). Yakutî'nin bu bölgede hutbeyi babası Çağrı Bey adına okutma teşebbüsü ise Sultan Tuğrul Bey'in müdahalesi ile önlenmişti (1056).



Kaynak; DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

9

Wednesday, 14.10.2015, 22:51

Serahs-Talhâb Savaslari ve Selçuklularin Devlet Ilânı



Sultan Mesud durumdan haberdar olunca, meselenin çözüldügünü düsünerek Hindistan’a sefere çikti (Ekim 1037). Selçuklular ise kisin bastirmasi üzerine Hora-san’daki Gazne ordusuna küçük saldirilar düzenleyerek yeniden karisikliklar çikardilar. Durumdan haberdar olan Sultan, Hindistan’dan Hansi kalesini fethederek basariyla dönmüs olmasina ragmen, zaferinin tadini çikaramadi. Sübasiya derhal saldiri emrini verdi. Selçuklular sayica çok ve donanimi bakimindan da agir olan Gazne ordusunu, küçük hafif süvari birlikleri ile vurup kaçarak hirpaliyorlardi. Ancak buna ragmen Gazne ordusundan korktuklari için agirliklarini Merv çölüne göndererek, yenilgi hâlinde çaresiz Rey’e çekilmeyi düsünüyorlardi. Fakat Gazne ordusuna karsi Serahs ta girdikleri ve bir gün boyunca süren savasi ezici bir üstünlükle kazandilar (Mayis 1038).Geleneklere göre toplanan kurultayda bu zaferi görüsen Selçuklular, topraklarini genisletmenin yani sira, bir devlet ilâni provasi yapmak imkâni da buldular.

Eski yerlere ilave olarak Musa Yabgu Serahs’i, Çagri Bey Merv’i aldi. Üçlü yönetim görüntüsüne ragmen, onlari bu sehirlere Tugrul Bey’in tayin etmesinden anlasildigina göre, ailenin ve kurulmakta olan devletin basi odur. Horasan’in merkezi olan Nisabur ise zaferden 12 gün sonra, Ibrahim Yinal tarafindan Tugrul Bey adina teslim alindi. Sehir ahalisi dogal olarak Selçuklular’a direnmedi. Ibrahim Yinal Cuma günü hutbeyi “es-Sultanü’l Muazzam” unvaniyla Tugrul Bey adina okuttu. Daha sonra 3.000 kisilik seçme bir kuvvetle sehre gelen Tugrul Bey burada Sultan Me sud’un sarayinda tahta oturarak “sultan” ilân edildi. Daha önce Ibrahim Yinal, sonra da Tugrul Bey sehrin ileri gelenlerinin kaygi ve korkularini gidermeye yönelik sözler verdiler. Savas hâli dolayisiyla kaçinilmaz olan yagma ve talanin, artik bu topraklar kendilerinin olduguna göre yapilmayacagini vaad ettiler. Ayica yabanci olduklari, Tacikler (Iranlilar)’in adetlerini bilmedikleri için ileri gelenlerin yardim ve tavsiyelerine muhtaç olduklarini da vurguladilar.

Bunun yanisira Abbasî Halifesine de zaferlerini bildirmek üzere bir elçi gönderdiler.Daha sonra Nisabur’a Tugrul Bey’in yanina gelen Çagri Bey’in, sehri askerlerine yagma ettirmek istemesi üzerine iki kardes arasinda yasanan mücadele, devlete geçis sürecinde yasanan bünyevî rahatsizliklari da ortaya koymaktadir. Tugrul Bey, karsi çikmasina ragmen yagmalama konusunda israr eden Çagri Bey’i ancak biçagini çekerek, sözünü dinlemezse intihar edecegini söyleyerek durdurabilmisti.

Tugrul Bey yagmadan vazgeçmesi karsiliginda Çagri Bey ve askerlerine 30.000 dinar vermek zorunda da kalmisti.Sultan Mahmud döneminden beri Oguzlar meselesi hakkinda bilgi ve tecrübesi olan; simdi bunu kendi döneminde yasanan olaylarla pekistiren Sultan Mesud, son olayla adetâ sok oldu. Selçuklular’a karsi onlarin eski düsmanlari Cend meliki ile isbirligi yaptigi gibi, Herat ve Merv’e de ordular yolladi. Kendisi de yine iyi donanimli bir ordu ile Belh’e hareket etti (Ekim 1038). Çagri Bey de bu arada, Sultanin ilerleyisine ragmen, büyük bir cesaretle Faryâb ve Tâlekân’i yagmaliyor, Belh’e dogru ilerliyordu. Sultan Mesud, Selçuklular’i Horasan’dan atmak karari ile Serahs’a dogru hareket etti. Saldirilarina devam eden Çagri Bey, yine sultani da hayretler içerisinde birakan bir cüretle Mesud’un ordugâhina baskin düzenleyerek ona ait bir fili götürdü. Çagri Bey çok öfkelenen Sultan’in kendisini izlemesi üzerine Ulyâ-âbâd denilen yerde Gazne ordusunun karsisina tek basina çikti.

Kuvvetlerini kademeli olarak yenileyerek savasa sokan Çagri Bey, Sultan Mesud’un harbe dogrudan müdahalesiyle yenilgiye ugradi (Nisan 1039). Sultan bununla birlikte çölde takibin zorluklarini düsünerek, çekilmekte olan Selçuklular’in arkasindan gitmedi.Ancak Sultan Mesud 1039 yili Mayis ayi sonlarinda yeniden harekete geçti ve Serahs’a yöneldi. Gazne ordusunun gücünden endiseye kapilan Selçuklu liderleri Serahs’ta toplanarak durumu müzakere ettiler. Tugrul Bey Gazne ordusunun takip edemeyecegi bir yere çekilmeyi önerdi. Fakat diger Selçuklular ve Ulyâ âbâd’da yenilmis olmasina ragmen Çagri Bey bu fikre siddetle karsi çiktilar. Horasan’dan kipirdamalari halinde baska bir yerde tutunmanin zorluklarini ve Gazne ordusunun zayif yönlerini ileri sürerek savasmaya karar verdiler. Selçuklu ordusunun mevcudu 20.000 kadar olup, Gazne ordusu ise hemen hemen üç kati ve fillerle desteklenmekteydi. Iki ordu Talhâb denilen yerde karsilasti. Küçük çapli çatismalar sürerken Sultan Mesud, Ramazan’da kan dökmek istemedigi için bayrami bekledi. Bayram namazi sirasinda Selçuklular’in ok yagmuruna tutulan Gazne ordusu, bizzât Mesud’un sevk ve komuta ettigi bir meydan savasma girdi. 27 Haziran 1039 tarihinde Selçuklu ordusu bir kere daha yenilgiye ugradi.Sultan Mesud çöle çekilen Selçuklular’i takip etmek yerine onlarin elinde bulunan sehirleri geri almak için harekete geçti. Buna ragmen Gazne ordusu zaman zaman Türkmenler’in baskinlarina ugramaktan da kurtulamiyordu. Selçuklular zaten yazin bastirmasi yüzünden agirliklarini ve iase sikintisinin bunalttigi düsmani meydan savasi yerine vur kaç taktigi ile hirpalamayi tercih ediyorlardi. Yeni bir saldiri için zamana ihtiyaci olan Mesud, vezirinin önerisi ile Selçuklular’la yeniden baris yapti (Agustos Eylül 1039).

Buna göre Selçuklular Nesâ, Baverd ve Ferâve’ye çekilecek, yani Merv, Serahs ve Nisabur’u bosaltacaklardi. Gazne sultani da güvence olarak Herat’a çekildi. Her iki taraf da barisa inanmiyor, dolayisiyla savasa hazirlaniyorlardi. Sultan Mesud sonbaharda özellikle Tugrul Bey’i yakalamak niyetiyle çok süratli bir harekâta basladi. Selçuklular onun yaklasmasi üzerine çöle çekildiler. Sultan Mesud 16 Ocak 1040’da Nisabur’a girdi. Tugrul Bey’in oturdugu tahti parçalatip, atlarini bagladigi ahirlari atese vermesi, Tugrul Bey ile isbirligi edenleri cezalandirmasi sinirlerin iyice gerildiginin isaretleri sayilmalidir. Horasan’da kitlik olmasi sebebiyle kis, her iki taraf için de çok zor geçti. Fakat Selçuklular’in ifadesiyle çöl onlarin anasi babasi idi. Onlar, sicaga soguga yokluga alisik olduklarini, bu sartlarin daha çok düsmani hirpalayacagini hesap ediyorlardi. Nitekim bu süreçte Gazne ordusunun pek çok hayvani telef oldu Mart ortasinda yeniden harekete geçen Sultan Mesud, kitligin devam ettigi Horasan’da ordusu büyük sikintilar çekerek, TusBaverd üzerinden Mayis ayi ortalarinda Serahs’a ulasti. Gazne ve Selçuklu ordularinin birbiri ardina sehre girislerinden ve tahribattan bunalan ahali sehrin kapilarini Sultan’a açmadi.

Devlet ileri gelenlerinin Herat’a geri dönüp ordunun toparlandiktan sonra sefer edilmesi teklifi Mesud’u çok kizdirdi. Aslinda ne sebeple çekilirse çekilsin bunun düsmanlarinca zaaf olarak algilanacagini bilen Sultan Mesud, bazi ileri gelenleri de meselenin sürüncemede kalmasindan yararlanmakla suçluyordu. Bu durumda Selçuklular’la sonucu belirleyecek bir harbe girmesi kaçinilmaz olacakti.Nitekim 16 Mayis’ta ordunun ihtiyaçlarini saglamayi umarak Serahs’tan Merv’e dogru harekete geçti. Selçuklular bunun üzerine, daima yaptiklari gibi, bir kurultay toplayarak durumu görüstüler. Tugrul Bey yine çöle çekilmeyi teklif etti. Ancak bunun pesin yenilgi oldugunu, oysa savasirlarsa kazanma sanslarinin oldugunu düsünen Çagri Bey’in israri ve diger Selçuklu basbuglarinin da onu desteklemesi üzerine nihaî bir savasa karar verdiler.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

10

Wednesday, 14.10.2015, 22:54

ILK FETIHLER


 Dandânakân zaferini kazandiktan sonra Tugrul Bey’i sultan ilân eden Selçuklular, bu basarilarini birer zafernâme ile basta Karahanlilar olmak üzere, tüm komsularina duyurdular. Bunun yani sira bir islâm devleti olarak onaylanmak istegi ile, Abbasî halifesi el-Kaim Biemrillah’a da elçi gönderdiler. Tugrul Bey adina kaleme alinan mektupta Gazneliler’in zulümlerinden ve tahti hak etmeyen köle soylarindan, kendilerinin ise padisahzâde olduklarindan bahsediyor; âdil, dindar hükümdarlar olmayi vad ederek saltanatlarinin tastik edilmesini bekliyorlardi.

Daha önce söz edildigi gibi Dandânakân zaferinden sonra, fethedilen ve fethi hedeflenen topraklarin yönetimi hanedân mensuplari arasinda bölüsülmüstü. Tugrul Bey sultan olmakla birlikte; her birisinin kendi tâbileri bulunan Çagri Bey ve Musa Yabgu da, bagimsiz birer hükümdar hüviyetiyle karsimiza çikmaktadirlar. Gerçi onlarin bu yüksek mevkilerine ragmen hiyerarsik bakimdan Tugrul Bey’in üstünlügünü kabul etmekte olduklari anlasilmaktadir.Selçuklu Devleti’nin kurulusu, hiç süphesiz Türk Islâm ve Dünya Tarihinin akisini degistirecek önemli bir dönüm noktasi olmustur. Çünkü henüz sadece Horasan’i ele geçirmis bulunan Selçuklular, en yakindan baslayarak Afganistan, Iran, Azerbaycan ve hattâ Anadolu yönünde topraklarini genisletmek siyaseti güdüyorlardi.

En güçlü rakipleri Gazneliler’le sinir mücadeleleri bundan sonra da sürüp gidecek olmasina ragmen, onlar artik ciddi bir tehdit olmaktan çikmislardi. Iran ise, tüm yakindoguda oldugu gibi, Abbasî Imparatorlugu’nun X.yüzyilda zayiflamasiyla ortaya çikan, siyasî birlikten yoksun bir sekilde, mahallî hanedanlarin idaresinde bulunuyordu.Tugrul Bey Horasan’a sahip olan kardesi Çagri Bey’le sinirdas olarak kendisini bir bakima dogu istikametinde tamamen emniyette hissediyordu.

Çagri Bey ise Gazneli topraklarinda ilerlemeye devam ederek, Belh basta olmak üzere Toharistan ve Huttalân bölgelerini süratle ele geçirdi. Musa Yabgu da Herat ve Sistan’i alarak Gazneliler’e karsi mücadeleyi sürdürdü.Sultan Mesud ölmeden önce, Harizmsâh Ismail isyan etmis oldugu için Harizm’i Cend emiri SâhMelik’e vermisti. SâhMelik 40.000 kadar askerle Harizm’e yürüyüp Ismail’i agir bir yenilgiye ugratip bölgeye hâkim oldu (1041). Çagri Bey, ordusunun mevcudundan da anlasilacagi üzere, büyük bir Oguz gücüne dayanmakta olan eski düsmanlari SâhMelik’in arz ettigi tehlike karsisinda ordusuyla hemen harekete geçti. Bunun üzerine Cend meliki çekilmek zorunda kaldi. Ancak Çagri Bey onun çekilmesini yeterli görmeyerek, Taberistan seferinden henüz dönmüs olan Tugrul Bey ile birleserek SahMelik’in üzerine yürüdü. Bassehir Ürgenç’te kusatilan SâhMelik, bir huruç hareketi yapmak istediyse de yenildi. Gazneliler’e siginmak üzere kaçarken Ibrahim Yinal’in kardesi Ertas tarafindan yakalandi ve hapsedildi. Böylece Selçuklular’in eski düsmanlari tamamen ortadan kaldirildigi gibi, Harizm vilâyeti de Selçuklu idaresine girmis oldu (1043). Bu gelisme Oguzlar’in, artik rakipsiz görünen Selçuklular’a katilimini da iyice hizlandirmistir.Kirman eyaleti ise Çagri Bey’in oglu Kavurt Bey tarafindan ele geçirildi ve Büyük Selçuklular’a bagli olmak üzere, Kirman Selçuklu Melikligi kurulmus oldu.

Tugrul Bey’in Harizm seferinden döndükten sonra, Selçuklu ailesinin en söhretli mensuplari olan Kutalmis, Ibrahim Yinal ve Alp Sungur Yakutî de maiyetinde olarak Bati Iran’a yönelmesi, devletin daha çok bu tarafta genisleyeceginin isaretlerini veriyordu. Merkezî bir yönetimden mahrum olan bölge, çok kisa bir zaman zarfinda Selçuklular tarafindan kolaylikla ele geçirildi. Tugrul Bey zaten daha önce, Hazar Denizi’nin güneyinde bulunan Taberistan ve Gürgân’i ele geçirerek buradaki hanedanlari kendisine baglamis bulunuyordu (1042). Ibrahim Yinal 1042’de Irak Oguzlari’nin elinde bulunan Rey sehrini ele geçirdi. Tugrul Bey ertesi sene baskentini Nisabur’dan Rey’e nakletti. Bunu Hemedân, Kazvîn, Zencân, Kirmansâh ve Hulvân gibi sehirlerin fethi takip etti (1045-1046). Tugrul Bey bundan sonra Isfahan’a yürüyüp Kâkûyeoglu Ferâmurz’u tâbiyet altina aldi (1046-1047). Fakat Ferâmurz’un daha sonra Rey’i istilâ tesebbüsü ve itaâtsizligi 1050 yilinda Isfahân’m Selçuklu topraklarina katilmasi ile sonuçlandi. Isfahân’i çok begenen Tugrul Bey imari için gerekenleri de yapti. Bütün bu fetihlerle ve Ibrahim Yinal’in Sarmâc ve Sehrizor’u almasiyla da Selçuklu Devleti artik Azerbaycân ve Irak sinirlarina; yani Bizans ve Abbasî Halifeligi hudutlarina dayanmis bulunuyordu.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

11

Thursday, 29.10.2015, 21:36

İran Fetihleri
Tuğrul Bey Nişâbur'da tahta çıktıktan, iktidar değişikliği nedeniyle bozulan düzen ve teşkilâtı yeniden sağladıktan sonra fetihlere girişmişti. Önce Taberistan ve Cürcan bölgelerini ve buralarda egemenlik kurmuş mahallî hanedanlar, Ziyârîler ve Bâvendîleri kendine tâbi kıldı
(433 / 1041 1042). Sonra Tuğrul Bey, 434/ 1042–43'de Harezm seferine giderken, İbrahim Yınal da Rey şehrini Arslan Yabgu'ya bağlı Oğuzlar'ın, Bürûcird ve Hemedan'ı da Kâkûyi hanedanının elinden almıştı. Aynı yıl içinde Tuğrul Bey Rey'e geldiğinde İbrahim Yınal tarafından merasimle karşılanmıştı. Tuğrul Bey Nişâbur yerine Rey'i Selçuklu Devleti başkenti yaparak, bu şehrin imarını emretmişti.
Bu sırada Abbasî Halifesi Kaim bi–Emrillâh devrin meşhur hukukçusu halifelik başkadısı Ebu'l– Hasan Ali b.Muhammed Mâverdî (974–1058 )'yi Tuğrul Bey'e elçi göndermişti. Halife, Selçuklular'dan önce İslâm ülkelerine girmiş olan Türkmenler'in yaptıkları akın ve yağmalardan Tuğrul Bey'e şikâyette bulunmaktaydı. Tuğrul Bey, elçiye saygıyla muamele etmiş, fakat kalabalık askerlerine mevcut toprakların yetmediğinden bu tip hareketlerin önlenemediğini belirtmişti (435/ 1043– 1044).
İbrahim Yınal İran'daki Kâlicâr ve Annazî hanedanlarına karşı harekete geçerken, Tuğrul Bey daha sonra Kazvin üzerine yürüdü. Kazvin hâkimi Merdâvîc, Selçuklu ordusuna karşı savunma yapmaktan vazgeçerek, 80.000 dinar yıllık vergi ödemek suretiyle Tuğrul Bey'e tâbi olmayı kabul ederek yerinde kalmıştı.Kâkûyiler'den Ebû Kâlicâr Gerşasp (öl 443 / 1051– 1052), 436 / 1044–1045 yılında Hemedan'ı tekrar ele geçirerek Büveyhîlere tâbi olduğunu ilân edince, Tuğrul Bey, İbrahim Yınal'ı onun üzerine gönderdi, Gerşasp’ın korkarak kaçmışıyla, Hemedan tekrar Selçuklular'ın hâkimiyeti altına girmiş oldu. Tuğrul Bey ise, 438 / 1046–1047 yılında Isfahan'ı muhasaraederek şehrin hâkimi Kâkûyiler’den Zahîreddîn Ebû Mansur Ferâmürz'ü vergi ödemeğe mecbur etti. Tuğrul Bey Rey'e döndükten sonra, İbrahim Yınal, Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış ve Çağrı Bey'in oğlu Kavurd'u İran'ın zaptedilmemiş yerlerini itaat altına almakla görevlendirdi. İbrahim Yınal ve diğer Selçuklu melikleri birkaç yıl içinde Dînever, Karmîsîn, Hulvân, Hânikin ve Şehrizûr gibi şehirleri ve Kirmân bölgesini Büveyhîler'in elinden alarak Selçuklular'ın hâkimiyet alanını genişlettiler.
Kaynak; DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

12

Thursday, 29.10.2015, 21:43

Sultan Tuğrul Bey Zamanında Türkmenler'in Anadolu’da Faaliyetleri


Anadolu'ya ilk Türk akınları Türkmenler'in burayı kendilerine yurt yapmak istemeleri neticesinde başlamıştı. Selçuklu Devleti kurulduktan sonra ise, sultanların kendi devletleri içindeki Müslüman halk ve ülkeleri akınlar ve asayişsizlikten korumak maksadı ile yoğun Türkmen göçünü Anadolu'ya sevk etmek istemeleri de bölgeye yapılan gazaların diğer bir sebebiydi. Anadolu'nun Türkleşmesi bu iki yönlü siyâset ve gayretlerin sonucunda gerçekleşmiştir olmuştur .Anadolu'ya Türk akınları Çağrı Bey'in 1016'daki meşhur keşif akınıyla başlamıştır. Bunu, 1028'de Gazneli Sultan Mahmud'un karşısında mağlûp olan ve kaçan Arslan Yabgu'ya bağlı Oğuzlar'ın Azerbaycan yolu ile Bizansarazisine girmeleri ve Diyarbekir havalisine kadar uzanmaları takip etti (1029).
Bundan yaklaşık on yıl sonra yani 1038'de Selçuklular devlet kurmak için mücadele ederlerken, bir grup Türkmen Gazneliler'in hizmetine girmişti. Ancak Gazneli Sultan Mesud'un bu Türkmenlerin ileri gelenlerinden Yağmur Bey'i öldürtmesi, onların Gazneliler'in hizmetinden çıkıp çevreye dağılmalarına neden oldu. Bunların bir kısmı Azerbaycan hâkimi Vehsudan'ın hizmetine girdiler. Ancak Türkmenler Vehsudan'ın ihaneti karşısında onu
terk ettiler. Bir grup Türkmen ise Urmiye yörelerine gidip oradaki soydaşları ile birleştiler ve hep birlikte Hakkâri bölgesine girerek burada oturan kabileler ile birçok kereler çarpıştılar.
Selçuklular, Gazneliler karşısında giriştikleri Dandânakan savaşını kazandıktan sonra, devletlerinin sınırlarını daha çok batı yönünde genişletmişlerdi. İşte bu genişleme sırasında Tuğrul Bey, Azerbaycan ve Irak–ı Acem'in fethine İbrahim Yınal'ı memur etmişti. İbrahim Yınal'ın Rey şehrine gelmesi üzerine Selçuklular'a tâbi olmak istemeyen bu bölgedeki Türkmenler Azerbaycan'a geçerek diğer soydaşları ile birleştiler. İbrahim Yınal onları takip edince, Azerbaycan'da halka yaptıkları kötü muameleden dolayı cezalandırılmaktan korkarak Doğu Anadolu'ya doğru ilerlediler. Bu Türkmenler'den Boğa ve Anasıoğlu kumandasındaki 10.000 kişilik bir grup güneye inerek Diyarbekir bölgesini ele geçirdiler. Silvan– Mardin arasında akınlarda bulundular. Cizre hâkimi Mervânoğulları'ndan Süleyman b. Ahmed, onların akınlarına engel olabilmek için bu havalideki Türkmenler'in reisi Oğuzoğlu Mansur ile anlaşmayı tercih etti. Bu anlaşmaya göre Mansur kışı bu bölgede geçirecek, ilkbaharda da bütün Türkmenler'le birlikte güneye Suriye'ye geçecekti. Fakat Süleyman bu anlaşmaya riayet etmediği gibi, verdiği bir ziyafette hile ile Mansur'u tutukladı. Bu, olay üzerine bölgedeki Türkmenler dağıldılarsa da toparlanmaları kısa sürdü ve Musul'a doğru ilerlediler. Bu şehrin hâkimi Ukayloğlu Karvaş ve ona yardıma gelen Diyarbekir Emîri Nasrüddevle Ahmed'in kuvv etlerini bozguna uğrattılar (1042).Kaçanları takip eden Türkmenler Sincar ve Nusaybin bölgesini yağmaladılar. Nasrüddevle onlardan kurtulabilmek için Oğuzoğlu Mansur'u Cizre'den getirterek serbest bıraktı. Buna mukabil Türkmenler onun arazisinden çekileceklerdi. Ancak bu sefer anlaşmaya uymayan Türkmenler olmuştu. Türkmenler, Karvaş'ı bozguna uğratarak bir müddet için Musul'u ellerinde tuttular (1043). Türkmenler'in bu hareketi, Musul Emîri Karvaş, Diyarbekir Emiri Nasrüddevle Ahmed ve Irak'daki Büveyhî hükümdarı Celâlüddevle'nin onları Sultan Tuğrul Bey'e şikâyetlerine sebep oldu. Sultan Tuğrul Bey, onlara verdiği cevapta bu şikâyetlerin dikkate alınacağı ve devlet idaresi altına girmek istemeyen bu Türkmenler'in cezalandırılacaklarını bildirdi. Bu şikâyetlerin yanı sıra Karvaş da boş durmamış ve Hille hükümdarı Dübeys b. Mezyed ile birleşmişti. Anasıoğlu ve Boğa'nın da Musul Türkmenler'ine yardıma gelmesine rağmen Karvaş onları müthiş bir bozguna uğrattı (1044) ve Diyarbekir bölgesine kadar takip etti.
Bu olayı duyan Tuğrul Bey, Türkmenlere İslâm ülkelerine hücumdan vazgeçmeleri, Azerbaycan'a dönerek oradaki yaylak ve kışlaklara yerleşmeleri ve Bizans'a akın yapacak olan emirlerin hizmetine girmeleri hususunda bir talimat gönderdi. Bunun üzerine Anasıoğlu, Göktaş ve Oğuzoğlu Mansur beraberlerindeki Türkmenler'le Diyarbekir bölgesinden Dicle'nin kuzeyine çıktılar ve oradan Murad suyunu takip ederek Bizans'a tâbi Ermeni topraklarına girdiler, bu bölgedeki şehir ve köylere akınlar yaptıktan sonra Erciş önüne geldiler. Onlar Vaspurakan (Van Gölü bölgesi) valisi Stephanos'dan topraklarından geçerek Azerbaycan'a gitmek için izin istediler. Stephanos onlara izin vereceği yerde üzerlerine saldırmayı tercih etmişti. Ancak bu cesareti ona bir fayda sağlamadı, Türkmenler karşısında mağlûp ve hatta esir oldu (1045). Türkmenler bu akınlar neticesinde daha önce hâkimiyetlerini kabul etmek istemedikleri Selçuklu Devleti'nin emrine girmeğe mecbur olmuşlar, Tuğrul Bey'in buyruğuna uyarak bundan sonra Bizans arazisine yapılan hemen hemen bütün akınlara katılmışlardır.
Selçuklu akınları öncesi Vaspurakan ve Ani Bizans'ın tasarrufunda idi. Ermeni asilzadeleri ve askerler bölgenin Bizans'a terk edilmesine karşı çıkarak isyan etti (1040). Ermeniler ile Bizans arasındaki dört savaşta özellikle Ermeni halkı ağır zayiat verdiler.
Ermeniler bu yıllarda Selçuklu akınlarından ziyade Bizans'ın paralı askerlerinden oluşan orduları tarafından hırpalanmıştı. Öte yandan Ermeni kralı da tahttan feragat etmeye zorlandı (1045). Bizans Ani ve Vaspurakan'ı İberya Katepanı adı altında askerî bir eyalete dönüştürdü. Artık bütün Ermenistan'ın doğusu Bizans'ın eyaleti olmuştu.
Tuğrul Bey ise Selçuklu şehzadelerini çeşitli bölgelerin fethi ile görevlendirmişti. Bu şehzadelerden Azerbaycan'ın fethine memur edilen Musa Yabgu'nun oğlu Hasan,Pasin ve Erzurum ovalarını ele geçirip, bir Bizans ülkesi olan Vaspurakan'a girdi ve akınlara başladı. Bu bölge hâkimi Aaron, Gürcistan valisi Katakalon Kekaumenos'dan yardım istemek zorunda kaldı. Bizans kuvvetleri birleşerek, Şehzade Hasan'ın kumandasındaki Selçuklu ordusu ile Büyük Zap (Stragna) suyu kenarında karşılaştılar. Savaş başladıktan biraz sonra Bizanslılar Türk ordusunu tuzağa düşürmek için ağırlıklarını olduğu yerde bırakarak geri çekildiler. Selçuklu kuvvetleri onların bozulduğuna inanarak Bizans ordugâhına ilerlemiş ve yağmaya başlamıştı. Bu olayda Bizanslılar'ın plânı muvaffak olmuştu. Pusuya girdikleri yerden çıkarak Selçuklu kuvvetlerine hücum ettiler ve onları bozguna uğrattılar. Hasan ve arkadaşlarının çoğu bu çarpışmada şehit edildiler(1048 )
Kaynak; DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

13

Monday, 23.11.2015, 05:16

Sultan Tuğrul Bey'in Bağdat'a Gelişi

Abbasî Halifesi Kâim bi–Emrillâh Bağdat'ta Büveyhîler'in ve Türk askerleri kumandanı Arslan Besâsîrî'nin baskısıyla, onların içine düşürdükleri maddî sefaletten şikâyetçiydi. Ayrıca Arslan Besâsîrî'nin Mısır Fatımî Devleti ile haberleşmede bulunması bardağı taşıran son damla oldu. Abbasî Halifesi (o sırada Rey'de bulunan) Tuğrul Bey'e elçi göndererek ısrarla Bağdat'a davet etti ve içinde bulunduğu bu güç durumdan kurtarılmasını istedi. Halife belki de, kendisine uygun bir hayat seviyesine kavuşma imkânı verecek, bozulan siyasi düzeni yeniden tesis edecek ve İslâm dininin yayılmasını sağlayacak sünnî bir hükümdarın himayesini istemeyi düşünmüştü. Tuğrul Bey, halifenin bu ısrarlı daveti üzerine 1055 yazında beraberinde 8 filin de bulunduğu ordusu ile Bağdat'a
hareket etti .Besâsîrî, Tuğrul Bey'in gelişini duyduğu zaman Bağdat'ı terk ederek Rahbe'ye çekildi. Tuğrul Bey'in parlak vaatlerde bulunmasına rağmen, muhtemelen varlıklarının sona ereceği korkusu ile Bağdat'taki Türkler'in çoğu, Deylemli savaşçılar ve Türkmenler'in komşuluğundan otlakları için endişe duyan Araplar da Besâsîrî'ye katılmıştı. Bu Türkler'in bir kısmı esnaf olarak iş yapmakta (ekmekçi, sebzeci, ateşçi gibi) ayrıca ücretli asker olduklarından işleri i kaybetmekten de korkmakta idiler. Halife, Tuğrul Bey'i parlak bir merasimle karşılamaya hazırlandı. Büveyhî Emiri Melikür–rahîm Fîrûz da halifenin tavsiyesine uyarak Tuğrul Bey'e itaatini bildirdi. Ayrıca Tuğrul Bey adına Bağdat camilerinde hutbe okundu.

Nihayet 18 Aralık 1055'de Tuğrul Bey parlak bir merasimle İslâm dünyasının o zamanki merkezi Bağdat'a girdi. Selçuklu ordusu ise Bağdat dışında ordugâh kurmuştu. Fakat ertesi günü alışveriş için şehre giren Selçuklu askerleriyle halk arasında dil anlaşmazlığı yüzünden kavga çıktı. Bağdat'ta kalan Türkler'le Deylemli askerler de bu fırsattan istifadeyle Selçuklu kuvvetlerine hücum ettiler. Neticede Selçuklu ordusu bu hareketi bastırmış ve âsileri cezalandırmıştır. Tuğrul Bey bu hadise ile ilgili gördüğü Melikür–rahîm'in yakalanmasını emretmiş, bu suretle Bağdat'taki Büveyhî Devleti'ne son vermişti.

Bağdat'ta asayiş sağlandıktan sonra da Emîr Ay–Tegin'i Bağdat Şahneliği'ne tayin etti. Daha sonra hazineye el konuldu ve ''Sultâniyyât'' adı altında alınan vergiler Selçuklu hazinesine nakledildi. Halifenin yıllık geliri az görülerek 50.000 dinar ve 500 batman = men (1 men = 816,5 gr.) buğday olmak üzere artırıldı. Tuğrul Bey daha sonra Bağdat'da imâr faaliyetlerine girişti. Şehrin doğusunda Dicle kenarında bir saray, cami, askerlerine kışlalar ve emirlerine konaklar yaptırdı. Bu yeni şehir, Tuğrul Bey şehri ''Medinetü Tuğrul Beg'' adını taşımaktaydı. Tuğrul Bey, saray tamamlanınca halifenin armağan ettiği altın taht üzerine oturarak devlet adamlarını kabul etmişti. Ayrıca Bağdat'da kendi nâmına para bastırdı. Artık İslâm âleminde siyasî otorite tamamen Selçuklular'ın eline geçmiş, halifeye dînî otoriteden başka bir hak tanınmamıştı. Halifenin Çağrı Bey'in kızı Hatice Arslan Hatun ile evlenmesi, iki hanedan arasındaki siyasî bağları akrabalık yoluyla da kuvvetlendirmiş oldu (Ekim 1056)

Arslan Besâsîrî'ye gelince, yanına kaçan askerleri ve Fatımî Halifesi Mustansır'dan aldığı yardımcı kuvvetler ile Rahbe'de bir ordu meydana getirmişti. Sultan Tuğrul Bey onun üzerine Kutalmış ile Musul Arap Emîri Kureyş'i gönderdi. Ancak Kutalmış'ın Sincâr civarında Arslan Besâsîrî ile yaptığı savaşı Kureyş'in Arslan Besâsîrî tarafına geçmesiyle
, kaybetmesibüzerine (Ocak 1057) Tuğrul Bey bizzat sefere çıkmak gereğini hissetmiş ve Bağdat'a gelişinden 13 ay 13 gün sonra bu şehirden ayrılarak büyük bir ordu ile Besâsîrî'ye karşı harekete geçmişti (Ocak 1057). Tuğrul Bey'e İbrahim Yınal ve Yâkûtî de yolda katıldılar. Selçuklu ordusunun ilerlediğini duyan Besâsîrî önce Rahbe'ye sonra da Bâlis şehrine kaçtı. Bu sefer sırasında Cizre ve Sincâr, Selçuklular tarafından hücumla alındı. Sincâr Emîri ve halkın bir kısmı, Kutalmış'ın askerlerine yaptıkları fena muameleden dolayı öldürüldüler. Diyarbekir Mervânî Emîri Nizam üd–Devle Nasr ise 100.000 dinar göndererek itaatini tekrarlamıştı. Tuğrul Bey Musul'u İbrahim Yınal'ın idaresine vererek Bağdat'a döndü(1057).

Sultan Tuğrul Bey Bağdat'a geldiği zaman bu kez halife ile görüştü. Halifelik sarayında iki tarafın en üst düzeyde devlet adamlarının ve büyük âlimlerin yer aldığı muhteşem bir merasimle Halife Kâim bi–Emrillâh, Tuğrul Bey'i Melik ül–Maşrık ve'l–Mağrib ''Doğunun ve Batının Hükümdârı'' ilân etmiş ve kendisine Rükn ed–dîn ''Dinin temel direği'' lâkabını vermişti.
Ayrıca halife, Tuğrul Bey'e hilatler giydirdi ve iki kılıç kuşattı (29 Ocak 1058). Artık İslâm âlemi'nin siyasî hâkimiyeti, halife ile resmen Sultan Tuğrul Bey'e geçmiş oluyordu.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

14

Monday, 1.02.2016, 22:01

Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

15

Thursday, 4.02.2016, 14:22


Türk Selçuklu Seramik.12-13.yy. Harpy.. Hüma Kuşu. Başlarında Türk Uygur stili, kutsal Haleler var. Türk Sanatında bu kuşlar daima dişi olarak resmedilmiş. Umay Ana ilede bağlantılıdır. Umay Ana söylencelerde Kuş kılığında görülür. Süt Ak gölden getirdiği damlayı yeni doğacak bebeğe verek ona ruh verir. Süt Ak Göl’ün gökyüzündeki karşılığı Samanyolu Galaksisidir ve ruhların doğum yeri olarak kabul edilir. Mitlerde adı geçen Hayat Ağacının da göksel karşılığı Samanyoludur. Hayat Ağacı, Hayat Suyu, Kuşlar vs.. Umay yani Ana Tanrıça ile bağlantılı sembollerdir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

16

Sunday, 21.02.2016, 23:57



Türk Selçuklu Seramik Parçası. Han ve Hatun. 12-13.yy
.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

17

Friday, 18.03.2016, 16:13

Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

18

Monday, 18.04.2016, 00:42

Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)