Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, AllaTurkaa sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

21

Tuesday, 22.09.2015, 11:56


Girit adasından tatarca ..
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

22

Sunday, 27.09.2015, 16:49

DEMİR ÇAĞI (KARANLIK ÇAĞ)



MÖ II.binin sonlarında, yaklaşık MÖ 1200-1050 tarihleri arasında, Doğu Akdeniz'de meydana gelen büyük göçlerin bir bölümü Doğu Akdeniz'de, bir bölümü ise Balkanlar'da ve Anadolu'da gerçekleşmiştir.

MÖ 1200 lerde Myken Krallığı'nın gücünü yitirmesi sonucunda, Doğu Akdeniz'deki kargaşa Anadolu'ya yansımış, yüzyıllardır Hitit egemenliğinde yaşayan çok sayıda yerli Anadolu kavmi harekete geçmiştir. Anadolu'da bu karışıklık sonucu, yaklaşık 450 yıl sürecek yoksul bir dönem başlamıştır ve özellikle Orta Anadolu'da yapılan çok sayıda kazı ve araştırmalar sonucu, MÖ 1200-750 yılları arasına tarihlenecek önemli kültür kalıntılarına rastlanılmamıştır. "Karanlık Çağ" adı verilen bu dönemde, hiç şüphesiz, bazı yerleşmeler vardır, ancak bunların nüfusu az ve uygarlık düzeyi son derece düşük olduğundan kalıntılar da o derece önemsizdir.

Demir Çağ diye adlandırılan ve Karanlık Çağları da içine alan MÖ 1200-750/700 yılları arasında Anadolu'daki çöküşe karşın, Güneydoğu Anadolu ile kısmen Kuzey Suriye'de yaşayan Geç Hitit Krallıkları Anadolu Tunç Çağı'nı ve Hitit Kültürü'nü devam ettirmişlerdir. Diğer taraftan MÖ 860-580 yılları arasında, Gordion merkez olmak üzere, Orta Anadolu'da Frigler, Doğu Anadolu'da Urartular, Batı Anadolu'da yine aynı tarihlerde Lydia, Karia ve Lykia ile Ege'de İon'lar üstün nitelikli uygarlıkları ile Hellen Uygarlığı üzerinde büyük ölçüde etki yapmışlardır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

23

Wednesday, 30.09.2015, 01:02

YUNAN ADININ KAYNAĞI

"Yunan" adı "İyon" adıyla ilgilidir. "İyon" adı bir mit kahramanından kaynaklanır. İyon, Tesalya'dan kovulup Peloponez'e yerleşen "Ksuthos"un oğludur. Pelopanez'de kendilerine "İyonyalılar" diyen bir şehrin kralı olan Aigialos'un kızı ile evlenip kral olmuştur. "İyonya", Yunanistan'daki Dor istilası karşısında Anadolu kıyılarına göç etmek zorunda kalan ve Batı Anadolu'da on iki büyük site kuran halkın kendilerine verdikleri isimtir. Batı Anadolu'da İzmir'den Güllük (Mandalya) Körfezi'ne kadar olan kıyıda yer alan bu sitelerin oluşturduğu bölge, tarihte "İyonya" olarak anılmaya başlanmıştır. Ancak bu donemde Anadolu'nun yerli halkı da vardır.

İyonya, MÖ VI. yüzyılda Lidya Krallığı'na boyun eğdi; Lidyalılar MÖ VI. yüzyılda Pers egemenliğine geşince, İyonya da bu imparatorluğun sınırlarına katıldı.

Prof. Dr. Ali Müfit Mansel, Yunan adıyla ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:

"İzmir Körfezi'nden Mandalya Körfezi'ne kadar uzanan ve Kioş (Sakız) ile Samos (Sisam) Adalarını kapsayan bölge İyonya adını almıştır. Tevrat'ta Yavan, Asur yazıtlarında Yavnai, Pers yazılı belgelerinde Yauna olarak gösterilen İyon adının menşeini bilmiyor, yalnız adını Aiol adı gibi kolektif bir sözcük olarak ilk önce Anadolu kıyılarında ortaya çıktığını görüyoruz(1)."

Buna göre; Doğudan gelen ve önce Batı Anadolu'yu -dolayısıyla İyonya'yı- ele geçiren Persler, Ege'deki düşmanlarına "Yauna" adını vermişlerdir. Bu ad zamanla bugünkü Yunanistan halkını da içene alacak şekilde genelleşmiştir. Türkler de, -yanlış da olsa- bu adı kullanmışlardır.


KAYNAK:
Erendil, Em. Tümg. Muzaffer-; "Yunanlıların Kökeni ve Yunan Milletiyle (Greklerle) İlgili Kavram ve Deyimler", Üçüncü Askeri Tarih Semineri, Türk-Yunan İlişkileri, ATASE Yayınları, Ankara 1986, s. 102-114.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

24

Tuesday, 6.10.2015, 21:20


Hiksosların Ege'yi Fethetmesi
Bu yazıda, Ortadoğu’da ve Ege’de neolotik dönemden itibaren görülen halklar ve konuşulan dillerle ilgili savunduğum tezleri genel olarak belirttikten sonra Hiksosların Ege’yle ilişkileri üzerinde duracağım. Böylece Hiksoslar hakkındaki seri yazılarımı da sonlandırmış oluyorum.
Neolitik Devrim göçle yayıldı
Neolitik Devrim besin üretici ekonomi demektir.
İlk Neolitik uygarlıkların geliştiği Ortadoğu, Akdeniz Üst Paleolitiği bölgesine dahildir. Mellaart’a ve bazı antropologlara göre, Neolitik Devrimi gerçekleştiren halk olasılıkla Üst Paleolitik evrenin insanlarıdır. (Mellaart, s.73) Neolitik Devrim Kuramı’nı ortaya atan Gordon Childe, tarımın diğer kültürel yeniliklerle birlikte Avrupa’ya, Tunç Çağı’na kadar Ortadoğu’dan geldiğini savunduğu gibi (Dolukhanov, s. 237), ilk tarımın, tarımcı halkın göçüyle yayıldığı tezi de genel kabul görmektedir. (Frankfurt, s.52)
Neolitik Devrimi Akdeniz halkı gerçekleştirmiştir
Neolitik tarımın gerçekleştirildiği bu coğrafyada yaşayan ve adları bilinen en eski halklar Sümerler, Hattiler, Hurriler, Subarular ve Elamlılardır. Mora yarımadası ve Ege’nin en eski halkları ise Pelasg ve Kar (Leleg) adlarını taşır.
Sümer’in doğusunda Elam ülkesi vardı. Subar/Subir halkının ülkesi Sümer’in kuzeyindeydi. Elam’ın kuzeyinde, Orta Zagroslarda muhtemelen Orta Asya’daki Kaspi halkıyla ilişkili olan ve MÖ 2200 yıllarından itibaren Sümer metinlerinde adları geçen Kassitlerin öncü klanları oturuyordu. Onların kuzey doğusu “Guti/Gute” halkının yurduydu.
Sami asıllı Akadlar, MÖ 3000 yıllarından itibaren Sümer ülkesinde görülürler. Batıda Sami asıllı Martular bulunmaktadır. MÖ 3000 yıllarında Mısır’ı fethederek birleştiren Maganların Mezopotamya ile ilişkili oldukları da kabul edilen bir görüştür.
Anadolu’nun en eski halkı olan Hattilerin Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşadığı anlaşılmaktadır. Hurri halkı ise Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Trans Kafkasya’nın en eski halkıdır. Güneydoğu Anadolu’da Hattilerle birlikte yaşayan bu halkın çok erken dönemlerde kuzey Suriye ve Filistin yöresinde de yoğun bir şekilde yaşadığı kanıtlanmaktadır. (Memiş, s.49)
Safranov, Elam ve Orta Mezopotamya kültürleri ile Maykop kültürü arasındaki benzerlikler nedeniyle Sami kabilelerinin Kuzey Kafkasya’ya göç ettiğini ileri sürmüştür. (Dolukhanov, s.439) Anton Jirkov ise Kherbet (Lübnan’da köy) seramiklerini yaratan halkın MÖ 2400 yıllarında Kafkasya’dan yola çıkıp Filistin’e ulaştığını belirtir. (Turçaninov, s.45)
Akdeniz halklarından olan Kassu/Kassitler ve Mitanniler Mezopotamya’ya sonradan gelmişlerdir. MÖ 2200 yıllarından itibaren Biblos’ta Aşuvaların (Turçaninov, s.27), Sidon ve çevresinde Sadsuvaların (Sidlerin), Kadeş’te Apsuvaların yaşadıkları kanıtlanmaktadır.
Girit’in en eski halkı
Girit’teki “en eski neolitik halkın Anadolulu ya da bunlarla yakın akraba olduğu” kabul edilmektedir. Antropologlar Girit halkını Akdeniz (Kafkas) ırkından sayarlar. (Mansel, s.8-10; Alexıou, s.19-88 ) MÖ dördüncü bin yılları boyunca Girit’e Kuzey Afrika halklarının (Mısır ve Libya) göç ettikleri kanıtlandığı gibi, aynı dönemin ortalarında Anadolu’dan da Girit’e göç olmuştur. “Minos Giritlilerinin Karialılarla, Leleglerle ve Lykialılarla yakınlığının bulunduğu sonucuna varılmaktadır.” (Thomson, s.31-197; Graves, s.51; Alexıou, s.19; Mansel, s.19-20-49) Helen diliyle akrabalığı olmayan Girit dili, MÖ 4. yüzyıla kadar varlığını korumuştur. (Thomson, s. 182)
Kendi iddialarına göre Karialılar Anadolu’nun yerlisidir. Kyklad adalarının ilk sakinleri de Karialılardır.
Pelasglarla Etrüskler aynı halktır
Eski dönemlerde, Yunanistan’ın Yunanlılardan önceki halkı “Pelasg” olarak adlandırılır, Yunan ülkesine de “Pelasgiye” denirdi. G. Thomson, Pelasg “anayurdunun Karadeniz’in öte yanında bir yerlerde bulunduğunu düşündürecek güçlü bir kanıta sahip olduğumuz” düşüncesindedir. (Thomson, s.192)
Pelasglar, ya da Pelasgların bir kısmı, ilkçağdaki bazı Yunan yazarları tarafından Tyrrhenler (Tyrsenler) olarak anılmıştır. Yunanlıların Etrüskleri de Tyrsenler olarak adlandırdığını bildiğimizden, Yunanlıların, Pelasglarla Etrüskleri aynı halk olarak gördüğünü söyleyebiliyoruz. (Pelasglarla ilgili ek bilgi ve Pelasglarla Karları özdeşleştiren görüş için bakınız, A. Namitok, Çerkeslerin Kökeni, 2. Kitap, s.9-19).
MÖ 2. bin yılın başlarında doğru Yunanistan’da görülen halklardan biri de Akha (Aka) halkıdır. Bu halkın Greklerle karışmış Anadolulu bir halk olduğu baskın görüştür. Bazı yazarlara göre Mikenler ile Akalar aynı halktır. (Mansel, s.59-62) Akha halkı Kafkasya ile de ilişkilendirilir. Heniokhlar ve Zygilerin (bu iki halk da Çerkes kabilesidir) Akha kökenli oldukları kabul edilmektedir. (Thomson, 2.c ilt, s.120)
Neolitik dillerin çağdaş dillerle ilişkisi
Varsayıma göre, Akdeniz üst paleolitiği bölgesinde tarih öncesinde konuşulduğu kabul edilen Basko-Kafkas dilleri şunlardır: Ön Baskça, Ön Kafkasça, Sümerce, Elamca, Hurrice, Hattice, Etrüskçe, Urartuca, Ligurca ve hiçbir belge bırakmadan kaybolan bazı diller. (Dolukhanov, s.176)
Anadolu’da konuşulan en eski dil olan Hatti dili Kuzey Kafkasya (Adige-Abaza) diliyle ilişkilendirilir. (Gurney,s.106; Dolukhanov, s.484) Hurri dili, Nakh/Çeçen diliyle ilişkili görüldüğü gibi (Dolukhanov, s.484), Guti dili de Dağıstan halkının diliyle ilişkilendirilmektedir.
V. Zytsar, Sümerce ile Elamcayı, Baskça ile Kafkas dilleri arasındaki ara bağlantıyı sağlayan diller olarak görmektedir. (Dolukhanov, s.175)
G. Thomson, Pelasgların bir kolu olduğunu yukarıda gördüğümüz Etrüsklerle ilgili şu tespitleri yapar : “Son olarak, Etrüsklerin dili, Kafkasya’da konuşulan dillerle bağıntılıydı. Bunu ilk kez, elli yıl önce Thomson ortaya çıkarmış, Marr da onaylamıştır.
Benim varabileceğim yer burası. Etrüsklerin konuştuğu dilin ve kimi Asya dillerinin Kafkasya bağıntılarının doğurduğu sorunlar, Karadeniz’den Suriye’ye, Ege’den Sumer’e kadar bütün bir bölgeyi kaplayan ortak bir dil alt-katmanının bulunmasıyla karmaşıklaşmış ve büyümüştür.” (Thomson, s.196)
Hiksosların Ege’yi istila ettikleri kesindir
Mısır’ı fethederek bir hanedanlık kuran Hiksosların, Ege’yi de istila ettiklerini bütün yazarlar kabul ederler, ancak istilanın zamanı tartışma konusudur.
Baskın görüşe göre Hiksoslar, Mısır’dan kovulduktan sonra Ege’yi istila etmişlerdir.
İkinci görüşe göre, Hiksoslar, Mısır’a geldikten hemen sonra Ege’yi istila etmişler, Girit’e ulaşmışlar ve 18. yüzyılın sonunda daha da kuzeyde koloniler kurmuşlardır. Bu varsayımla çok iyi uyuşan arkeolojik kanıtlar da bulunmaktadır Mikene kuyu mezarları Hiksoslu fatihlerin mezarı olarak değerlendirmektedir. (Bernal, s.99-100; Thomson, 2.cilt, s. 99-108 )
Yunanlıların “İyon” dedikleri, Lineer B’de “ia-wo-ne” olarak geçen ve Hint-Avrupa diliyle açıklanamayan “I(a)on” halkını Herodot Pelasg sayar. Bernal’in İon’un babası Ksutos’u Hiksos tanrısı Set ile ilişkilendirmesini ben de doğru buluyorum. (Bernal, s.143; Thomson, 2.cilt, s.125)
Danaos ve Kadmos Hiksos liderleridir
Yunan efsanelerine göre, Yunanlıların mitolojik atası olan Argos kralı Danaos, Mısır’dan kovulan Hiksosların liderlerinden biridir. Kadmos ise Thebai’yi kolonileştiren diğer bir Hiksos lideridir. (Bernal, s. 72-162; Thomson, 2.cilt, s. 107) Danaos’un ikizi ise Mısır’ı açıkça gösterir bir biçimde (Aigyptos) Egiptos adını taşıyordu. (Graves, s. 258-266) Bernal’e göre Dor krallarının, kendilerini Mısır ve Fenike kökenli saydıklarına kuşku yoktur. (Bernal, s.73-141-179).
Sonuç
Özetle söylemek gerekirse, Neolitik devrimin gerçekleştirildiği Ortadoğu bölgesinde yaşayan ve adı bilinen en eski halklar, halen Kafkasya’da yaşayan halklarla ilişkilendirildiği gibi, Girit’te, Ege adlarında ve Mora yarımadasında yaşayan ve bölgenin en eski halkları olan Karlar (Lelegler), Pelasglar, Pelasgların bir kolu olan Tyrsenler (Etrüskler), Mikeneler ve Akalar da Kafkas halklarıyla ilişkilendirilen halklardandır.
Pelasg, Kar, Aka ve Dor klanlarıyla aynı adı taşıyan Kar (Karaba, Karal, Karazcüg), Makhara, Hagara, Yağan (Xan, Ğan, Mağan), Yavan (Yuvan), Aka (Akha), Atruşba (Truş, Atruş), Kil (Khil), Yaş (Ayaş), Lek, Lukh (Yelukh), Milya, Duman ve Dumanış klanlarının Adige ve Abazalar arasında halen yaşaması Ege’nin en eski halklarıyla Kafkasya halkları arasında ne kadar derin ve köklü bir ilişki bulunduğunu göstermektedir.
Yine, Hurri-Mitannilerin önderliğinde MÖ 1700 yılları civarında Mısır’ı fetheden Hiksosların Ege’yi istila ederek koloniler kurdukları kanıtlanan bir gerçekliktir.
KAYNAKÇA
A. Müfid Mansel, Ege ve Yunan Tarihi, Ankara, 1998.
A. Namitok, Çerkeslerin Kökeni, 2. Kitap, Ankara, 2008.
Ekrem Memiş, ”Eski Çağ Türkiye Tarihi”, Konya, 2000.
George Thomson, Tarihöncesi Ege, 1. ve 2. cilt, İstanbul, 1998.
G.F. Turçaninov, Kafkasya’da bulunan Antik Eserlerin Keşfi ve Yazılarının Çözümlenmesi, Kafdav Yayıncılık, Ankara, 2009.
Henri Frankfurt, Uygarlığın Doğuşu, Ankara, 1989.
Martin Bernal, Kara Atena, İstanbul, 1998.
O.Robert, Gurney, “Hititler”, Ankara, 2001.
Robert Graves, Yunan Mitleri, İstanbul, 2010.
Pavel Dolukhanov, ”Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı” , Ankara, 2002
jinepsgazetesi (alıntı)
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

25

Tuesday, 6.10.2015, 21:20


1-Devlet Teşkilatı ve Hukuk
Romalılar siyasi ve idari kuruluş şekillerinin çoğunu Etrüsklerinden almıslardır.Mesela Senato Romalılara Etrüsklerden geçmiştir.Romalılar Etrüsklerden hem devlet otorısini sembol ve amblemlerini de Etrüsklerden almışlardır.Latin dillerine geçmiş olan "taht"anlamındaki "trona" kelimesi bile Etrüskçedir.
2-Ordu Teşkilatı
Roma ordusunun kurulması ve düzenlenmesi Etrüsk kralları döneminde olmuştur.Romalılardan da batı milletlerine geçmiştir.
3-İnşaat ve Mimarlık
Romalılar sur,mabet,köpru yapımlarınıda Etrüsklerden öğrenmişler ve din ile baglantı olarak içine alıyorlardı ve hatta Körü yapımı rahipler arasında bir sırdı.Hatta "pontifex"Fransızca olarak "pontife Supreme"dir.Manası da"Büyük Köprü Mimarıdır.
4-Yol İnşaatı
Etrüsklerin İtalya yarımadasını yollara kavuşturduğunu bugün ispat edilmiştir.Via Clodia Etrüskler tarafından yapılmıştır.Bataklıkların kurutulması teknığı .plastik sanatlar,kuyumculuk Etrüsklerden öğrenilmiştir.
İTALYA'DA ETRÜSKLERİN HAKİMİYETİ
Etrüsklerin M.Ö.8 inci asırda tarih sahnesine çıktıkları ve birden yok olduklarını biliyoruz.M.Ö.8 inci asırdan daha önceye ait eşyaların bulunması sasırtıcı olmuştu.Böylece Etrüsklerin M.Ö. 10-13 asırlarda geçmişinin olduğu ortaya cıktı.Etrüsklerin menşei tartışma konusu olmuş ama gerçek M.Ö.8 icni asrın baslarında İtalya da Etrüsklerın Mevcut olduğudur.Meşhur Romalı Tarihçi Titus Livius Etrüsklerin Şan ve söhretinin Alp daglarından Messina bogazına kadar sardığını demiştir.
Ünlü Romalı hatip Caton ise: “Bütün İtalya Etrüsklerin egemenliği altında idi” der. Arno ile Tiber nehirleri arasında bulunan Po nehri vadisinide ele geçirmişler ,güneyde Yunan kolonileri ile komsu olup cok topraklarını feth etmişlerdir.Kapua şehrine uzanıp Etruria'nın güneyindeki kapusu olmak üzere kendileri kurmuşlardır.
Miladdan önceki yedinci ve altıncı yüzyıllar Etrüsklerin deniz gücü bakımından da, en kuvvetli oldukları devirdir. Bu devirde Etrüskler Akdeniz’in Batı kısmına tamamen hakimdir. Ancak müttefikleri Kartacalılara Sardenya’nın bazı sahillerini işgal etmeğe müsaade etmektedirler. Korsika adası Etrüsk egemenliği altındadır. Etrüsk resmî donanması kadar, Etrüsk korsanları da, Yunanlı denizcileri dehşet içinde yaşatmaktadır. Bu duruma tepki gösteren Yunanlılar (Foçalılar) Etrüskler tarafından M.Ö. 535 de, Aleria’da ağır bir yenilgiye uğratılıyor .
Etrüsklerin siyasetçe kudretli oldukları devirde, Kuzey, Orta ve Güney Etruria’yı teşkil eden bölgelerin esaslı bir merkezî sisteme bağlı oldukları anlaşılıyor. Başlangıçta, her birinin birer kabilenin yaşama alanı olduğu tahmin olunan bu bölgeler, zamanla, Yunanistan’da olduğu gibi, birer site-devlet halini almış ve bunun neticesinde Cerveteri, Vulci, Volsinii gibi gelişmiş şehirler meydana gelmiştir.
Efsane der ki, Romulus M.Ö. 743 de Roma’yı kurduktan sonra, şehri iskân etmek için ırk ve sınıf ayırımı yapmadan şehre vatandaş kabul edeceği ilân etmiş, fakat Roma vatandaşlığına talip olanları da önce “asylum” (asul) adını verdiği bir sahada karantinaya tabi tutulmuştur. Böylece şehre Etrüsk olmayan bir çok unsurlar dolmuştur. Fakat anlaşıldığına göre Etrüskler, kendilerini kurucu ve soylu sayarak ayrı mahallede oturmuşlardır. Çünkü imparatorluk devrinde bile, Roma’nın göbeğinde Vicus Tuscus”, yani Etrüsk mahallesi diye bir bölge mevcuttu.
Roma'ya yerleşen bekar yeni vatandaşlar yeni aile kurabilmek için komşu kavim sabinler nezdinde toptan kız kacırma olayı tertip eden Romulusdur.Bu kez Sabinlerin babaları ve erkek kardeşleri Romalılara savaş actılar .Kocalarını beğenen kızlar araya girdi ve siyasi bir birleşme meydana geldi.
Romalı bazı tarihçilere göre Romanın Romulu'den sonra bazı krallarının Etrüsk bazılarınında Latindi.
Servius Tullius,Romalı tarihçilere göre Sabin yani Latin zannedilirdi .Fakat elde edilen vesikalara göre Etrüsk olduğu ispat edilmiştir.
Romulus bir efsaneye göre fırtınada kayboluyor, gökyüzüne cıkıp ilahlaşıyor.Fakat bir rivayete göre senoto tarafından öldürülmüştür.Bu durum akla soy mücadelesi muhtemelen Latinlerin intikamı idi.
Etrüsklerin siyasi kudretini cekemeyen Yunan siteleri Roma'da karısıklık cıkarmışlar .Ajanlar göndermişler ,halkı isyana teşvik etmişler ,Kral hakkında iftiraşar atılarak "Magrur Tarhan "adı takılarak bunu halk arasında yaymışlar .Kralın oğularından birine genç güzel bir kadın göderip tecavüz edildi yiye yaygara cıkarırlar.
Kral hayatını kurtarabilmek için ailesi ile birlikte Roma'yı terkeder ve idare Etrüsk olamaynların eline geçer.Latinlerin Etrüsklere başkaldırması Yani soy tepkisi niteliğinde oluşu artık şüphesizdir.Romalı tarihçiler milli tepki zannedilmemesi için Yunan parmagını dahi gizlemişlerdir.Bu bilgileri o nedenle çok az tarihçi anlatır.
Derleme.Akcan MİR
KAYNAK;TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
ETRÜSKLER TÜRK MÜ İDİ
ADİLE AYDA
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

Bu mesaj 1 defa düzenlendi, son düzenlemeyi yapan "lale_zar" (6.10.2015, 21:28)


lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

26

Monday, 23.11.2015, 04:20



GÖÇLERİ,KENT-DEVLETLERİ VE KOLONİZASYON
EGE VE DOR GÖÇLERİ
Ege göçlerinde iki nüfus hareketi öne çıkmaktadır; Deniz Kavimleri ve Dorlar.
Kuzeyden;Balkan Dağları yöresinden gelmişlerdir.Yunanistan ve Anadolu'dan geçip Mısır'a kadar ulaşmışlardır.
13.yy sonlarında ve 12.yy başlarında Mısır iki kez Deniz Kavimleri'nin saldırısına uğramış ve geri püskürtülmüşlerdir.
DORLAR
Genel olarak Peloponnesos Yarımadası'na yerleşmişler ve daha sonra bir kısmı Anadolu' nun güneybatısına göç etmişlerdir.
Yunan geleneği, Dor göçünü Heraklesoğulları'na bağlamaktadır.
Ege ve Dor Göçleri'nin yaşandığı MÖ 12.yy ile birlikte Ege coğrafyasında Tunç Çağı sona ermiş,Demir Çağı'na geçilmiştir.
AİOLLER-AİOL KOLONİZASYONU
Batı Anadolu'ya ilk gelenlerdir.
Yunanistan'daki Thessalia ve Boiotia bölgelerinden gelen Aioller,Lesbos Adası ile Batı Anadolu'nun kuzeydoğu kesimine(Edremit Körfezi ve civarı)yerleştiler.
On iki Aiol kentinden söz edilmektedir.Bunlar;Kyme(Aliağa-Nemrut koyu), Larissa (Boruncuk köyü), Neontheikkos(Yanıkköy), Temnos(Görece-Kayacık Tepesi), Killa(zeytinli köyü yakını) , Nation(Ahmetbeyli),Aigiroessa(Kavaklıdere Köyü) ,Pitane(Çandarlı) ,Aigai(köseler köyü-Nemrut kale),Myrina(Aliağa-Kalabaktepe),Gryneion(Yenişakran) ve Smyrna(izmir)dır.(İzmir sonradan Ionia'ya dahil olmuştur.
IONLAR-ION KOLONİZASYONU
Ionlar Attika bölgesi ve Euboia Adası'ndan,Batı Anadolu'nun orta kesimine yerleştiler.
Batı Anadolu'nun orta kesimine Ioina denir.
Ion kolonizasyonu MÖ10.yy sonlarında gerçekleşmiştir.
Ionlar Peloponnesos'un kuzeyindeki yurtlarından sürülmüş bir süre Atina'da yerleşmişlerdir. Sonrasında İzmir ve civarına göçetmişlerdir.
On iki İon kenti;Miletos(Balat),Myus(Avşar köyü),Priene(Güllübahçe),Ephesos(Selçuk), Kolophon(Değirmendere)Lebedos(Gümüldür),Teos(Sığacık),Klazomenai(Urla),Phokaia(Eski Foça),Khios(Sakız Adası),Erythrai(Ildırı)ve Samos(Simas Adası)dur.
On iki İon kenti,Panionion(İonlar Birliği)çatısı altında toplanmıştır.toplantı yeri Priene'dir.
Panionion'un kurulma sebebi Melia/Melie halkına Ephesos'un savaş ilan etmesidir.
Melia'daki Poseidon Helikonios Tapınağı yeni federal merkezin ibadet merkezidir.
DORLAR-DOR KOLONİZASYONU
Rhodos ve Kos'a(istanköy)yerleştiler.Bu bölgeye Karia denir.
Karia'daki önemli Dor kentleri;Halikarnassos(Bodrum),Lindos(Rodos Adası'nda),İalysos, Kamerios(Rodos Adası'nda),Kos(İstanköy Adası) ve Knidos(Datça-Reşidiye)dir.
Heksapolis,Dorların altı kentten oluşan birliğe denir.
Heksapolis'in dinsel merkezi Knidos'ta bulunan Triopian Tapınağı'dır.
EGE'DE KARANLIK ÇAĞ
Akha merkezlerinin Ege göçleri sonrasında ortadan kalkmasıyla,Ege Dünyası'nda "Karanlık çağ" ve "Yunan Orta Çağı"adı verilen bir suskunluk dönemi yaşanmıştır.
Bu dönem MÖ 1100 ile 750/700 yılları arasını kapsar.
Karanlık Çağ,Erken(MÖ 1100-900) ve Geç(MÖ900-750/700)olarak iki evreden oluşur.
Erken dönemine"PROTOGEOMETRİK"Dönem,Geç evresine"GEOMETRİK"Dönem denir. (bu adlandırmalar dönemin vazo süslemelerine dayanmaktadır.)
bu dönemde Yunanistan'da nüfus önemli ölçüde azalmıştır.
Yazı(Linear A)kullanılmıştır.
Ölülerin gömülmesi(inhumasyon)yerine yakıldığı(kremasyon)bilinmektedir.
Geç Evre GEOMETRİK DÖNEM
Yerleşim yerlerinin sayısında ve nüfusunda artış olmuştur.
Polis denen kent-devletleri oluşmuştur.
Klasik dönem tapınakların öncüleri bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Fenikelilerden alınan sessiz harflere sesli harfler eklenerek Yunan Alfabesi oluşturulmuştur.
Klasik Çağ'daki sosyal ve kültürel gelişimin tohumları bu evrede MÖ 8.yyda atılmıştır.
En erken tapınaklardan biri MÖ 8.yyda inşaa edilmiş olan Samos'taki Hera Tapınağı'dır.
Yunan Alfabesi
Tarihçi Herodotos yazıyı Yuanistan'a getirenin Fenikeli Kadmos olduğunu söylemektedir.
Yunanlar,ataları olan Akhaların kullandığı Linear B yazısını Fenikeliler ile ticaretleri sonucunda onlardan aldıkları sessiz harfler ile Eski Yunan Alfabesi'ni oluşturmuşlardır.
Eski Yunan Alfabesi MÖ 8.yydan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Yunan Alfabesi'nin ilkel formuna ait yazı örnekleri(Melos,Thera,Girit)günümüze kadar gelmiştir
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

27

Friday, 8.01.2016, 23:37

Peisistratos


Atina tiranıdır. İ.Ö. 561 yılında köylülere ve odunculara dayanarak Atina Akropolü'nü ele geçirdi. Atina soylularının muhalefeti karşısında kenti terk etmek zorunda kaldıysa da ele geçirdiği Pangaion altın madenleri sayesinde ücretli askerlerden bir ordu kurdu. Eretria, Thebai, Naksos tiranlarının yardımını da sağlayarak Atina'ya girdi ve iktidarı ele geçirdi. Onun tiranlığı zamanında Atina en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Zenginlerin topraklarına el koyarak köylülere dağıttı. Soyluların gücünü ve etkinliğini kırdı. Ticaret ve zanaatı geliştirdi. Emlak ve toprağa koyduğu vergiyle Atina hazinesi zenginleşti, bayındırlık faaliyetlerini yürüttü. Atina'da ilk genel kitaplık, onun zamanında yapıldı. Pisistratos zamanında Ege, Marmara ve Karadeniz'de pek çok koloni kuruldu. Karadeniz ticareti için çok önemli olan Çanakkale Boğazı'ndaki Sigeon (Yenişehir) kenti işgal edildi. Gelibolu Yarımadası'nda Filaid'ler ailesinden Miltiades'in bir prenslik kurmasına yardım ederek burayı da denetimine almış oldu. Ölümünden sonra yerine oğlu Hipparhos geçti.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

28

Thursday, 4.02.2016, 12:48

HELEN/ROMA
Antik Helen (Grek, Yunan) kültürüne şöyle bir baktığımızda, kutsal sayılan 30 kadar taşın bu uygarlığın inanç sistemi içinde yer aldığını görürüz.

Kimi araştırmacılar, Hermes sözcüğü üzerindeki araştırmalarında, HRM kökeninin olasılıkla taş yığınlarını anlatmak için kullanıldığını belirtmektedir.

1-2. yüzyılın Romalı tarihçi ve yazarı Tacitus’un anlatımlarında, Tebhes’de yaşayanların Baküs ile özdeş tuttukları bir konik taşa taptıkları geçer.

Antik Helenlerin özellikle tapınak ve gymnasiumlarının girişinde diktikleri taş sütunlar da dikkat çekicidir. Delos’taki tapınakta, Apollo da bir taş ile simgelenmektedir.

Helen geleneklerini incelediğimizde, tıpkı Romalılarda daha sonra gelişmiş ve yayılmış bir gelenekte olduğu gibi kişilerin ve önemli olayların anılması (örneğin arkadaşlıkların anılması) amacıyla taşları, paraları, bir şekilde sakladıkları görülür. Bu sistemin İbranilerde de devam ettiği ve ilk devirlerde çok yaygın bir âdet olduğu izlanir. “Oiraban” ya da “Orbun” diye bilinen bu anı tazeleme geleneği, sonra Hıristiyanlara da geçmiştir. Kişilerin birbirlerine verdiği bu taşlarda kazınmış harfler ile P.U.A.P. yani Pater (Baba) - Uios (Oğul) – Agion - Pneuma (Kutsal Ruh) üçlemesinin yazılı olduğu görülür.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

29

Thursday, 4.02.2016, 12:52


Amazon kadınların hakimiyeti

M.Ö. 4. Yüzyıl’da kurulan kentte bugüne kadar varlıklarını sürdüren Helen, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar bulunuyor. İzmir’in ve körfezin kuşbakışı seyir noktası olan Kadifekale, şehrin güneyinde 186 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. Eski adı Pagos olan Kadifekale’de yaşayan Amazon kadınlarının, dağın eteklerinden Meles Çayı kıyılarına indikleri, hakimiyetlerini uzun yıllar sürdürdükleri rivayet edilmektedir. Büyük İskender’in generallerinden Lysmachos tarafından yaptırılan kalede halen bu döneme ait kalıntılara rastlanmakta, Bizans dönemine ait sarnıçlar bulunmaktadır
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

30

Sunday, 21.02.2016, 23:03


Eski Yunan 'da kaynağınıAnadolu , Girit ve Mezopotomya'dan alan, tanrıların çoğu doğu kökenli olan çok tanrılı bir din anlayışı vardı. Yunan dininin oluşmasında destanların önemli rolü olmuştur. Hatta destanları yazan şairler bu dini şekillendirmişlerdir. çünkü Yunan şairleri destanlarla birlikte eski Aka , Dor ve Anadolu tanrılarının kendi tanrılar dünyasına katmışlar, Bu tanrıların ad görev ve nüfuz alanlarını belirlemişler bu tanrıları insan biçiminde düşünüp göstermişlerdir. Buna göre bir kısmı erkek bir kısmı dişi olan bu tanrılar insanlar gibi evlenen yiyip-içen ,çoluk - çocuk sahibi ve iyi - kötü olan ; ama insanlardan daha güçlü, güzel ve ölümsüz varlıklardı. ölümsüzlükleri ise nektar adlı hayat suyunu içiyor olmalarından geliyordu.

Eski Yunanistan daki devlet örgütlenmesi anlayışı dine de yansımıştır. Yunan asillerin kralın etrafında toplanması gibi tanrıların da baş tanrı Zevs ( Zeus) in etrafında toplanarak Yunanistan'ın en yüksek dağı Olimpos ' da oturduklarına inanılıyordu. Başta gelen üç büyük tanrı olan tanrılar kıralı Zevs, denizler tanrısı Poseidon ve yer altı ve ölüm tanrısı Hades kardeştiler. Baş tanrı Zevs ; tanrıların ve insanların babası olan gök tanrısı idi. Karısı Hera ; kadınların koruyucu olan, kadınlara evlenme ve doğum gibi konularda yardım eden bir tanrıça idi. Güneş tanrısı Apollon , kasırga, ateş ve savaş tanrısı Ares , rüzgar tanrısı Artemis , aynı zamanda bu iki baş tanrının çocukları idi. Bu tanrıların dışında zeka ve savaş tanrıçası Demetir , şarap ve eğlence tanrısı Diyonisos da önemli tanrılardı. Deniz köpüğünden olduğuna inanılan güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit doğu dünyasından gelme bir tanrıça idi. Büyük tanrıların dışında bir de yarı - tanrılar vardı. Şehrin kurucusu ve eski kahramanlara yarı-tanrı gözüyle bakılırdı. Eski Yunan inanışlarına göre bunlar; genellikle bir tanrı ile bir insanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş kimselerdi ( Herkül / Herakles , Aşil vb.) ve Yunan kralları soylarını bu yarı tanrılardan birine bağlamaya önem verirlerdi.Eski Yunanlılar tanrılarına kendi anlayışlarına göre ve istedikleri gibi ibadet ederlerdi. Yunanlılar tanrılarını memnun etmek ve kötülüklerden korunmak için onlara ibadet ederler , kurban keserler, istediği yerde ve biçimde bunu yapabilirlerdi. Sadece büyük tanrılar şerefine belli zamanlarda toplu oyunlar ve şenlikler düzenlenirdi. Bunun dışındaki en belirgin ibadet şekli saçı saçmak ve kurbandı. Tapınaklar ibadet yeri değildi ; buralarda sadece tanrı heykelleri ve tanrılarla ilgili kutsal eşyalar saklanır önünde de dini törenler yapılırdı.

Yunanlılar ayrıca bayramlarda ve dini törenlerinde tanrıları şerefine araba yarışı ve spor karşılaşmalarıda düzenlerlerdi. Bu yarışmaların en büyüğü baş tanrı Zevs - Zeus şerefine Olimpos dağı eteklerinde dört yılda bir düzenlenen ve ilki M.ö. 776 da yapılan Olimpiyat Oyunları idi. Altı gün boyunca süren bu dini nitelikli spor yarışlarına çıplak olarak katılan gençler çeşitli dallarda yarışırlar birinci gelenin başına bir çelenk konur ve heykelinin yapılmasına izin verilir ve ülkesinde törenlerle karşılanır ve saygınlık kazanırdı. Eski Yunan Dini'nin özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür

1 ) Bu dinde , din adamları sınıfı yoktur. Tanrıların eşyalarına ve heykellerine bakan rahipler birer devlet memuru olup doğu toplumlarındaki gibi ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmuyorlardı.

2) Bu dinde bireyin giderek kişiler karşısında da alçalma duygusunu geliştiren (etek öpme , el bağlama gibi) tanrılar karşısında alçalma anlayışı yoktur.

3) Bu dinde soru sormaksızın, tartışmaksızın, akıl yoluyla değil iman yoluyla inanılan dogmalar yoktur. Doğmaya karşı çıkılamadığı için düşünce bu noktada sınırlanmaktadır. Dolayısıyla bilim ve felsefe ile din çatışır. İşte dogmatik din anlayışının olmaması eski Yunan da bilim ve felsefenin daha kolay gelişmesine yardımcı olmuştur.

4) Dini yayma çabası, dini propaganda ve din uğruna fedakarlık yoktur.
5) kutsal kitabı yoktur. Bu da temel bir çerçevenin olmamasına, dolayısıyla da dinsel yapıya ilişkin tüm düşüncelere açık olmasına ve onlardan etkilenmesine yol açmıştır.

6)Bugün ki anlamda günah kavramı yoktur. Sadece kusur işlemek söz konusudur.

Eski Yunanistan da tek tanrı / vahdet inancı bazı aydınların kafasında yer edinip kabul görmekle birlikte halk arasında bu görüş yayılmadı.Zaman zaman bazı din devrimcileri, yeni inanç biçimleri (örneğin Hint inancından esinlenen Orfeus gibi ) ortaya attılarsa da fazla itibar görmemiştir.


yeni tayfa.com'dan ALINTIDIR.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

ZENoBIA

Bilge

  • "ZENoBIA" bir kadın

Mesajlar: 27,930

Kayıt tarihi: Apr 21st 2011

  • Özel mesaj gönder

31

Thursday, 25.02.2016, 10:11

Bu bilgileri derlemek,toparlamak,resim arşivlerine girmek,yazıya dökmek,oldukça meşakatli bir iş üstlenmişsiniz Lale Zar.. :1alkis: :1alkis:

Truva antik şehrinin anlatımına kadar okuyabildim,fırsat buldukça okumaya çalışıcam kendi adıma..
Çanakkale li olarak Truva Ve Gelibolu yarım adasını karış karış gezdim..Her yer tarih kokuyor emin olun..
Emeğinize ve bu güzel bilgi hazinelerine çok tşk ediyorum Lale Zar..

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

32

Friday, 26.02.2016, 19:26


Bu bilgileri derlemek,toparlamak,resim arşivlerine girmek,yazıya dökmek,oldukça meşakatli bir iş üstlenmişsiniz Lale Zar..

Truva antik şehrinin anlatımına kadar okuyabildim,fırsat buldukça okumaya çalışıcam kendi adıma..
Çanakkale li olarak Truva Ve Gelibolu yarım adasını karış karış gezdim..Her yer tarih kokuyor emin olun..
Emeğinize ve bu güzel bilgi hazinelerine çok tşk ediyorum Lale Zar..

Öğrendikçe öğretmeninin mutluluğu çok başka Konfüsyus 'un dediği gibi"Bilgiye sahip olarak doğmuş biri değilim Öğretmeyi seviyorum ,öğrenmeye çalışıyorum " Gönülden olunca her zorluk bir aşama ama sonuçları çok güzel.Kesinlikle eminim .Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü konumundaki Çanakkale, insanlığın yerleşik hayata geçtiği dönemden, tarihi çağların başlangıcına kadar, önemli kültürlere ev sahipliği yapmıştır
Sevgili ZENoBIA ilginiz çok teşekkür ederim.Sevgi ve Saygılarımla Mutlu kalın
:love:
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

33

Saturday, 27.02.2016, 19:56


Akdeniz dünyasında bilinen ilk yerleşim alanlarında oluşturulmuş evlerde tuvalet ihtiyaçları için bir düzenleme yapıldığı düşünülmetedir. Erken dönem Mezopotamya, Mısır ve Anadolu’daki uygulamaların Hellen ve Roma toplumlarına örnek olduğu da bilinmektedir. Günümüze gelen kalıntı ve ele geçen buluntulara göre, Hellen ve Roma çağında insanoğlunun bir tuvalet kültürüne ulaştıkları anlaşılmaktadır. Hâlen British Museum’da bulunan bir testi üzerindeki bir bebeği lazımlık üzerinde tasvir eden resim, o devirde tuvalet eğitimi konusunda önemli bir kaynaktır. Ayrıca Yunan ve Roma dönemi evlerinde banyo, atık su ve kanalizasyon şebekelerinin bulunması da oldukça önemlidir. Kültür ve medeniyet unsurlarının hemen pek çoğunu Helen kültüründen devralan Roma’da ise tuvalet kültürü ve temizliğinin kentlerin merkezlerine yerleştirilmiş olan umumi tuvaletlerle ön plana çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada, evlerdeki münferit ve kentlerin merkezlerindeki umumi tuvalet örnekleri (Ephesos ve Sardes’teki örnekler başta olmak üzere) ele alınamaktadır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

34

Saturday, 27.02.2016, 19:59

ROMA UYGARLIĞI:

M.Ö. 753-M.S.1453. Dünyada en uzun süren imparatorluklardan biri olmuştur. Romalılar kültürleriyle, hukuk sistemleriyle, dilleriyle, yaşamlarıyla, edebiyatlarıyla, savaş taktikleriyle, idari birimleriyle bugünkü modern sistemin temellerini atmışlar, dünyanın en önemli ve en gelişkin ilk insani kamusal mekanizmasını var etmişlerdir.Britanya, tüm Avrupa, Anadolu’nun tamamı, Kuzey Afrika’yı kapsayan bir alanda, mühendislik, mimari, sanat, hukuk, idari yapılanma vb. ile kültürlerin geliştirmişler ve egemen kılmışlardır.
Roma tarihinin önemli bir bölümü efsanelere dayalıdır. Venüs'ün soyundan gelen ikiz erkek kardeş Romulus ve Remus, Tevere ırmağında bir beşik içerisinde başıboş bırakılırlar.Taşan ırmak onları Palatino Tepesinin eteklerine fırlatır. Bebekleri bulan dişi kurt, onları kendi sütü ile besler. Daha sonra bir çoban onları bularak evine götürür ve büyütür.Büyüdükleri zaman, doğuştan lider olan Romulus, bir saban ile şehir surlarını inşa eder.Romulus'dan sonraki döneme imzalarını atan Etrüsk'lü krallar, Roma'da demokratik temeller oluşturarak, Roma'nın bir kaç yüzyıl içerisinde topraklarını sürekli olarak genişleten lider bir kuvvet olmasını sağlarlar.

• M.Ö.509’da Cumhuriyetin kurulması.

• İlk krallardan sonra, Senato ve Konsüllerden oluşan bir cumhuriyet rejimini de deneyen Roma, yüzyıllar süren bir dönem boyunca bilinen dünyanın büyük bir bölümünü ele geçirerek imparatorluğa dönüşür. Bu döneme kadar;

• Kabilelerle savaşlar (Etruksler, Latinler, Goller, vb.)

• M.Ö. 450 12 Tablet Kanunları

• M.Ö.341-264 İtalya’nın alınması
M.Ö. 264-146 Roma’nın Akdeniz Dünya’sına hakim olması

• M.Ö 264-146 Karkaş savaşları

• M.Ö.200-146 Batı Savaşları

• M.Ö. 31 Roma Devrimi (Cumhuriyet’tenİmparatorluğa)
Bu dönemden sonra çok büyük imparatorlar var olmuştur. Nerva, Trajan, Hadrian, Antoninus Pius ve Marcus Aurelius

• M.S.235- 270 Karışıklık Dönemi. Roma'nın gücü, Büyük İmparatorluğun en geniş sınırlarına sahip olduğu 3. yüzyılda düşmüş ve savunması oldukça zor olduğundan İmparatorluk Doğu Roma İmparatorluğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye bölünmüştür.

• M.S.565-1453 Bizans İmparatorluğu

• Ünlü Roma filozofları olarak
Marcus Aurelius,Plotinus,Anneus Seneca ve Çiçero. Fizikte, Lucretius Atom Kuramı'nı geliştirmiştir. Tıp alanında ise GalenosDört Salgı ve Dört Mizaç Kuramı'nı geliştirmiştir. Matematik alanında ise Menelaus trigonometrinin, Diofantos ve Pappus cebirin gelişiminde önemli bir rol oynamışlardır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

35

Saturday, 27.02.2016, 20:17

ROMA MEDENİYETİ SİYASİ TARİH . ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ İtalik, Etrüsk ve Latinlerce oluşturulup, İtalya' da kurulmuştur. Bugünkü İtalya’da kurulmuş olan Roma Medeniyetini oluşturanlar, Anadolu’dan geldikleri varsayılan Etrüskler ve bölgeye sonradan gelen İtalikler olmuştur. Roma, Etrüsk krallar zamanında bayındırlık alanında çok gelişti. Etrafı surlarla çevrildi.Roma, M.Ö X. yüzyılda Tiber ırmağı kıyısında Latinler tarafından kuruldu. Roma devletini Etrüskler’in hâkimiyetine son veren Romalus (Romulus)tarafından kuruldu (MÖ. 753)Romalılar, önce Latinlerle savaştılar. Etrüskleri egemenlikleri altına aldılar. Roma üzerine saldıran Gal’lere mağlup oldular. Gal’ler istilasının sarsıntısı giderildikten sonra fetihlere devam edildi. İtalya’nın güneyindeki Yunan kolonileri ele geçirildi.M.Ö 275 yılında Romalılar, İtalya birliğini kurmayı başardılar.Batı Akdeniz hâkimiyeti için Romalılarla Kartacalılar arasında Pön Savaşları başladı. M.Ö 264–164 yılları arasında devam eden savaşlar, Romalıların üstünlüğü ile sona erdi.
Roma siyasi tarihi 3 döneme ayrılır: Krallık Devri (M.Ö. 753-M.Ö. 510) Cumhuriyet Devri (M.Ö. 510-M.Ö. 27) İmparatorluk Devri (M.Ö. 27-M.S. 395)
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

36

Friday, 18.03.2016, 16:35


Prokopius‘un Savaşlar Tarihi adlı eserinde aktardığı (Gibbon‘ın inanmadığı) bir hikâyeye göre Roma’nın yok olduğunu duyan Honorius haberin “Roma” adını verdiği bir tavukla ilgili olduğunu zannetmiş ve daha biraz evvel kendi eliyle bu tavuğu beslediğini söylemiştir. Bunun üzerine kendisine söz konusu olan Roma’nın tavuk değil şehir olduğu açıklanmıştır.

Tarihçi J.B. Burry Honorius‘un hükümdarlığıyla ilgili kendi görüşünü özetlerken “Şayet hükümdarlığı batı Avrupa’nın Romalılıktan Tötonluğa geçmesi gerektiğine karar verildiği hayati bir dönemle çakışmasaydı adı imparatorluk tahtını işgal eden en silik kişiler arasında unutulurdu,” diye yazmıştır. 28 yıllık dönemin felaketlerini sıraladıktan sonra Bury şöyle tamamlamıştır: “Topraklarını istila eden düşmanlara karşı dikkate değer hiçbir şey yapmamış biri olarak doğal bir şekilde ölene kadar tahtı işgal edecek ve kendisine karşı ayaklanan yığınla tiranın yok oluşuna tanık olacak şekilde fazlasıyla talihliydi.”
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

37

Monday, 18.04.2016, 01:28


Savaş stratejileri ve taktikleri halen askeri akademilerde okutulan bir komutan olarak Hannibal, döneminin süper gücü Roma’yı birçok kere mağlup ederek şimdiki ününü kazandı.Köle ekonomisi sayesinde süper güç olan Roma’nın Akdeniz birliği hayallerini çeyrek asırlığına da olsa geciktirdi…

Hannibal hakkındaki bilgilere daha çok Romalı vekanüvislerden ulaşmaktayız.Hatta Kartacalı tarih yazarlarının yazılarında Hannibal’ın herhangi bir savaştan sağ çıktığına dair bir bilgi dahi yok!

Hannibal, Roma emperyalizmine karşı savaşında,birçok dili ana dili gibi konuşması ve diğer kültürlerle kendini donatması sayesinde uzun süre direnebilmiştir.Ancak her komutan gibi onun da bir sonu olacaktı…

Doğduğu yıllarda (M.Ö 247) Kartaca, Akdeniz’in en zengin bölgelerinden biriydi.Ancak Roma sömürgeciliği gözünü bu topraklara diktiği için, Birinci Punik Savaşı yapılmış ve Kartaca ağır zayiat vermişti.Kartaca ordusunun kayıpları arasında Hannibal’ın babası da vardı ve babasının yanında savaşa eşlik eden Hannibal,babası son nefesini verirken Roma’ya sonsuza dek nefret edeceğine söz veriyordu…

Gençliğinde, asil bir ailenin varisi olmayı çok iyi değerlendiren Hannibal,özellikle farklı savaş taktiklerini çok iyi kavramıştı.Zaten birçok tarihçiye göre de Hannibal, tarihte savaş planlarını savaş alanına en iyi yansıtan komutan olarak kabul edilir…

221’de,o sırada 20’li yaşlarda olan Hannibal, babasına verdiği bu yemini yerine getirmek için büyük bir fırsat yakalayacaktı.Asil bir aileden olan Hannibal,kayınbiraderinin ölümü üzerine İber Yarımadasındaki güçlerin başına geçti.Artık planlarını gerçekleştirebilirdi…

Roma ile yapılan tüm antlaşmaları geçersiz sayarak sadece iki yılda tüm İspanya’yı topraklarına bağladı.Galya’yı tehdit ediyordu,Romalılar bu öfke dalgasını fark etmekte gecikmeyecekti.Roma tarafından Kartaca’ya sert bir ultimatom gönderildi:”Ya Hannibal’ı verirsiniz,ya da biz gelir alırız!”

Tabii ki Kartaca, bu küstahça ikaza kulaklarını tıkamıştı. Öfkelenen Roma,o zamanın en büyük ordusuyla beraber İkinci Punik Savaşı’nı başlatıyordu!

Roma’nın taktiklerine cevap vermek yerine Hannibal, doğrudan Roma’ya saldırmaya kara vermişti.219 yılının Eylül ayında 100 bin asker ve 37 fil ile Alplerde destansı yürüyüşüne başlayacaktı…

izbirakanlar05Alplerin dondurucu soğuğunun yanında dağdaki vahşi kabilelerin saldırıları sonucunda da ağır kayıp veren Hannibal,bu büyük yürüyüşü tam 15 günde tamamlamıştı.100 bin kişiyle başladığı yürüyüşün sonunda ordusunun yarısını kaybetmiş ve 37 filinin de 36’sını kurban vermişti.Zaten sağ kalan o tek filin üzerinde de Hannibal duruyordu…

Herşeye rağmen Hannibal ve ordusu, Roma’nın karşısına dikilmişti…Daha iyi eğitilmiş Kartaca ordusu,Hannibal’ın stratejistliği ile birleşince Romalıları kolayca avlamaya başladı.Trebia ve Ticinus Savaşlarında Kartaca büyük bir zafer kazanıyordu.Artık İtalya’nın kuzeyi Hannibal’dan sorulacaktı…

Kuzey İtalya’nın yerlilerini ve Galyalıları ordusuna alan Hannibal,güneye doğru ilerlemeye başladı.217 yılında Roma konsülünü de ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra Hannibal ve ordusu,çok verimli olan Campania bölgesini harabeye çevirdi.İlerleyişine devam eden Hannibal,Cannae’de elli bin kişilik dev bir Roma ordusuyla karşılaştı.Ancak Hannibal’ın dehası burada da ortaya çıkıyor ve süvarilerinin hareketliliği sayesinde yedi bin kişilik Kartaca ordusu,elli bin kişilik Roma ordusunu kuşatma altına alıyordu.Ertesi gün Romalıların merkezine büyük bir taarruz başlatan Hannibal, Roma ordusunu paramparça ediyordu.Avrupa’nın başkenti Roma, tehlikedeydi…

227904Ancak Hannibal Roma’ya yürümeye niyetli değildi.Belki de en büyük strateji hatasını yapmak üzereydi.Zira Roma’ya da Napoli’ye yürümeyen Hannibal,Romalılar ile savaşmaya devam etti.Ancak 211 yılından itibaren saldırdığı Romalı askerler, saldırıları püskürtmeye başlamıştı.Yapacak bir şey yoktu,İspanya’daki kardeşi Hasdrubal’dan takviye istedi.Eğer takviye gelmezse savaşa devam edemezlerdi.Ancak Roma’da planlar yapıyordu, Roma’nın ünlü komutanı Cladius Neron(Daha sonra Roma’yı yakacak kişi) ordu kurarak Hasdrubal ile çarpışmaya hazırlanıyordu bile…

207 yılında Neron tarafından bozguna uğrayan Hasdrubal’ın kellesi Hannibal’a gönderilecekti…Kartaca meclisi de Roma ile bir ateşkes yapılması görüşündeydi.Hannibal için kaçış yolu gözükmüyordu!

Roma’yı haritadan silmekten başka düşüncesi olmayan Hannibal, son darbeyi vurmak için harekete geçen Roma ordusunu karşılamak üzre,on beş yıl boyunca operasyonlar yaptığı İtalya’dan elli bin kişi toplamıştı.Buna karşılık Roma ise General Scipio komutasındaki elli bin kişilik orduyu yola çıkarmıştı.



202 yılında Scipio ve Hannibal, Zama Savaşında karşı karşıya geldi.Bu vakte kadar süvarilerinin hareketliliğini en üst safhada kullanan Hannibal,aynı derecede harketli ve kalabalık Roma ordusu karşısında ağır bir yenilgi alıyordu.Roma’yı Hannibal tehlikesinden kurtaran Scipio ise,”Africanus” ünvanını alıyordu…

Her ne kadar mağlup olmuş olsada Hannibal,Roma ile yeniden savaşmak istiyordu.Bu tehlikeyi gören Roma,Kartaca’ya uyguladığı yoğun sıkıştırmalar sayesinde Hannibal’ı Suriye’ye sürgüne yollattırdı…

Suriye’de de rahat durmayan Hannibal,burada da ayklanmalar çıkarttı.Ancak Roma’nın sabrı taşmıştı,Hannibal hakkında ölüm emri çıkarıldı.

Ölüm emrinin çıktığını öğrenen Hannibal ise,183 yılında Romalılar tarafından yakalanmak üzereyken intihar etti.Bazı Romalı kaynaklara göre Hannibal intihar etmeden önce”Hadi Romalıları daha fazla sinirlendirmeyelim; çünkü yaşlı bir adamın ölmesinin çok uzun süreceğini sanıyorlar.” dediği rivayet edilir…

Hannibal,her ne kadar büyük bir komutan olsa da birçok hata yapmıştır.Roma konsülünü yendikten sonra Roma’ya yürümek yerine savaşmayı tercih etmesi bunların başında geliyor.

Roma, Hannibal’ın ölümünden yaklaşık bir asır sonra Akdeniz’in tüm kıyılarıyla beraber Kartaca’yı da topraklarına katıyor ve tarihte bir ilki gerçekleştiriyordu…Hannibal’ın hayalini daha sonra Attila gerçekleştirecekti…

farklitarih.com ‘dan alıntıdır
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)