Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, AllaTurkaa sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

41

Monday, 29.02.2016, 20:14

HZ. PEYGAMBER’in GENÇLİĞİ ve VAHİY ÖNCESİ HAYATI-5
Ticari Hayatı
Hz. Peygamber Mekke’deki birçok Kureyşli gibi ticaretle meşgul olmuştur. Kumaş ve tahıl
ticaretiyle uğraşan Ebû Tâlib’e yardım etmek suretiyle ticaret hayatına başlayan Hz. Peygamber
amcasının yaşlandığı yıllarda kendisi ticarete devam etti. Bu dönemde onun çeşitli yerlere ticaret
amacıyla seyahat ettiği bilinmektedir. Ergenlik çağında Hubâşe panayırına, bir veya iki defa Yemen’e,
ayrıca Doğu Arabistan’daki Muşakkar ve Debâ panayırlarına, hatta Habeşistan’a gittiği tesbit
edilmektedir. Bu seyahatler sebebiyle bir taraftan ticarî hayatın gereklerini öğrenirken, diğer taraftan
Arabistan’ın muhtelif yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasî
ve sosyal durumlarını öğrenme imkânını elde ediyordu.
Kaynakların ittifakıyla Câhiliye döneminin yaygın kötülüklerinin hiçbirine bulaşmaksızın temiz
bir hayat yaşayan ve yirmi beş yaşlarına gelen Hz. Muhammed çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve
hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında da doğruluğu ve güvenilirliği sebebiyle “Muhammedü’l-Emîn”
veya sadece “el-Emîn” unvanıyla bilinmekteydi. Mekkeli tâcirlerden Kays b. Sâib Hz. Muhammed’le birçok
ticarî iş yaptığını ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını belirterek şöyle demiştir: “O ticarî bir
yolculuğa çıkacağı zaman kendisine bazı işleri havale ettiğim olurdu. Seyahatten döndüğünde benim
tamamen memnun kalacağım bir şekilde hesap görmeden kendi evine çekilip gitmezdi. Buna karşılık ben
seyahate çıktığımda bana bir iş havale ederse, dönüşümde, herkes bana kendi işleri ile ilgili hususları
sorup dururken o, bana sadece sağlık ve afiyette olup olmadığımı sorardı

Kaynak;DOÇ. DR. CASİM AVCI
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

42

Monday, 29.02.2016, 20:18


HZ. PEYGAMBER’in GENÇLİĞİ ve VAHİY ÖNCESİ HAYATI-6
Hz. Hatice İle Evliliği
Hz. Peygamber ilk evliliğini Hz. Hatice ile yapmıştır. Hatice, Kureyş’in ileri gelenlerinden Huveylid
b. Esed’in kızı olup soyu dedelerinden Kusay’da Hz. Muhammed’in nesebi ile birleşir. Hz. Peygamber’den
önce iki defa evlilik yapmış olan Hz. Hatice soylu, güzel ve zengin bir hanımdı. İkinci kocasının
ölümünden sonra Kureyş’in ileri gelenlerinden evlilik teklifleri almakla birlikte olumlu cevap
vermemekteydi. Güvenilir bulduğu kimselerle ticaret yaparak yaşamını sürdüren Hatice, bu sıralarda bir
tavsiye üzerine çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanınan Hz. Muhammed’le
ortaklık antlaşması yaptı ve kölesi Meysere ile birlikte ticaret için Suriye’ye gitmesini istedi. Hz.
Muhammed’in bu yolculuğu ticarî açıdan oldukça başarılı geçti. Bu sonuçtan memnun kalan Hz. Hatice Hz.
Muhammed’in dürüst ve doğru sözlü olduğunu gördü.
Meysere’nin Hz. Muhammed’in ahlâkı ve davranışları hakkında hayranlık uyandıran övgü dolu
sözleri de dinleyen Hatice, Hz. Muhammed’e daha çok güven duydu ve ona karşı takdir hisleri gün
geçtikçe arttı. Rivâyete göre bir süre sonra da bizzat kendisi veya Nefîse bint Ümeyye (Münye) adlı bir
kadın aracılığıyla Hz. Muhammed’e evlilik teklifinde bulundu. Beklemediği bir durumla karşılaşan Hz.
Peygamber biraz düşündükten sonra teklifi kabul etti. Ebû Tâlib ve diğer amcaları, babası vefat etmiş
olduğu için Hatice’yi amcası Amr b. Esed’den istediler. Cevabın olumlu olması üzerine de evlilik
gerçekleşti. Hz. Muhammed Ebû Tâlib’in evinden Hatice’nin evine taşındı; böylece mutlu yuva kurulmuş
oldu. Bu sırada Hz. Peygamber’in yirmi beş, Hz. Hatice’nin de kırk yaşında olduğu kaydedilmektedir. Hz.
Hatice’nin daha küçük yaşlarda olduğuna dair rivayetler de vardır.
Hz. Peygamber ve Hz. Hatice’nin bu evliliğinden Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Fâtıma
ve Abdullah isimli çocukları dünyaya geldi. Hz. Peygamber’in Tayyib ve Tâhir isimli iki çocuğu daha
olduğu zikredilmekle birlikte bunların Abdullah’ın lakabı olduğu da kaydedilmektedir. Hz. Peygamber’in
en küçük kızı Fâtıma dışındaki çocukları kendisinden önce vefat etmiş, Hz. Fâtıma ise babasının
vefatından sonra altı ay kadar daha yaşamıştır. Hz. Peygamber, ilk oğlu Kâsım dolayısıyla “Ebü’l-Kâsım”
künyesini almıştır. Hz. Hatice ile evliliği sırasında Hz. Peygamber’in ailesine iki kişi daha katılmıştır.
Bunlardan biri Hz. Hatice’nin kendisine hediye ettiği ve onun da hürriyetine kavuşturup evlâtlık edindiği
Zeyd b. Hârise’dir. Diğeri ise Mekke’de ortaya çıkan kıtlık yüzünden maddî sıkıntı ile karşılaşan amcası
Ebû Tâlib’e destek olmak üzere yanına aldığı ve o sıralarda beş yaşında olduğu rivayet edilen Ali b. Ebû
Tâlib’dir. Hz. Peygamber daha sonra kızı Fâtıma’yı Hz. Ali ile evlendirmiş ve soyu bu evlilikten doğan, çok
sevdiği torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiştir.
Hz. Hatice yirmi beş yıla yakın bir süre evli kaldığı Hz. Peygamber’e her zaman maddî ve manevî
açıdan destek oldu. Hz. Peygamber’e ilk inanan kimse Hz. Hatice olup en sıkıntılı zamanlarda onun
yanında yer aldı. Hz. Peygamber’in ilk eşi ve İbrahim dışındaki çocuklarının annesidir. Hz. Peygamber
onun iyiliklerini ve vefasını hiçbir zaman unutmadı. Bilindiği gibi Hz. Peygamber onun sağlığında başka
bir kadınla evlenmemiş, onun vefatından bir süre sonra da çeşitli sebeplere dayalı olarak evlilikler
yapmıştır. Hz. Hatice’yi her zaman hayırla yâd eden Hz. Peygamber bir defasında şöyle demiştir: “Allah
bana ondan daha hayırlısını vermemiştir: Herkes benim peygamberliğimi inkâr ederken, o bana inandı.
Herkes beni yalanlarken o tasdik etti. İnsanlar mallarını esirgerken o malıyla bana destek oldu. Allah
bana ondan çocuklar nasib etti”.
Kaynak;DOÇ. DR. CASİM AVCI
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

43

Monday, 29.02.2016, 20:20

HZ. PEYGAMBER’in GENÇLİĞİ ve VAHİY ÖNCESİ HAYATI-7

Kabe Hakemliği
Milâdî 605 yılında, Hz. Muhammed otuz beş yaşlarında iken Kureyşliler Kâbe’yi tamire karar
verdiler. Çünkü Kâbe bir gün buhurdanlıklarla tütsülendirilmek istenirken rüzgar sebebiyle bir kıvılcım
binayı kaplayan örtülere sıçramış ve ciddî hasara yol açmıştı. Kısa bir süre sonra da bina, yağan şiddetli
yağmurlar sebebiyle meydana gelen sel baskınına maruz kalmış ve zarar görmüştü. O zamanlar Kâbe’nin
yüksekliği fazla değildi ve üzerinde çatı yoktu. Bu nedenle kapı kilitlense bile hırsızlar içeri girebilirdi.
Nitekim bir süre önce mabede hediye edilen değerli eşya ve paralardan oluşan hazineden bir miktar
çalınmıştı.
Kâbe tamir edilecekti, ancak malzemeye ihtiyaç vardı. O sırada bir Bizans gemisinin Cidde
yakınlarındaki Şu‘aybe limanında karaya oturduğu haberi Mekke’ye ulaştı. Rivâyete göre gemi
Habeşistan’daki bir kilise tamirinde kullanılmak üzere mermer, kereste ve demir yüklü olup Bizans
İmparatorunun emriyle Mısır’dan gönderilmişti. Velîd b. Mugîre ve arkadaşları Şu‘aybe’ye giderek
geminin kerestelerini satın aldıkları gibi gemide bulunan marangoz ve inşaat ustası Bâkûm er-Rûmî’yi de
Kâbe’nin tamiri için Mekke’ye davet ettiler.
Bütün Kureyş kabileleri, aralarında kura çekerek tamir için işbölümü yaptı. Herkes malzeme
teminine yardımcı olacak ve belirli bir miktar katılma payı ödeyecekti. Kureyşliler işbaşı yapmak için
Kâbe’ye geldiler. Hz. Peygamber’in babası tarafından dayısı sayılan Ebû Vehb b. Amr veya Velîd b. Mugîre
inşaata katkıda bulunacak olanlara şöyle seslendi: “Ey Kureyşliler!Kâbe için vereceğiniz para temiz ve
helâl kazanç olsun. Buraya haram sokmayın. Fuhuş veya faizden elde edilen veya zulüm ve haksızlıkla
başkasından alınan hiçbir şeyi buraya bulaştırmayın.” Sonunda inşaata başlandı. Önce tüm duvarlar yıkıldı
ve Hz. İbrahim’in attığı temellere kadar inildi. Kureyşliler yeni taşlar toplayıp bu temel üzerine bina
etmeye başladılar. Hz. Peygamber de bu tamire katıldı ve amcası Abbas’la birlikte taş taşıyıp yardımcı
oldu.
Kureyşliler binanın yüksekliğini dokuz arşından onsekiz arşına çıkardılar. Ancak toplanan
malzeme yeterli olmadığı için binayı daha küçük tuttular: İnşaat sırasında yarım daire şeklindeki bir yeri
Kâbe dışında bıraktılar; burasını göğüs hızasına gelen ve Hatîm adı verilen bir duvarla çevirip Kâbe’den
olduğu anlaşılsın diye taşla döşediler; Kâbe’den sayıldığı halde ondan ayrı bırakıldığı için de bu alana
“Hicr” veya “Hicru İsmâil” adını verdiler. Kâbe’nin üstünü örttüler, kapısının eşiğini de eskisine göre daha
yüksekte tuttular.
Nihayet Kâbe yeniden inşâ edildi. Ancak Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda
anlaşmazlık çıktı. Çünkü bu şerefli görevi hiçbir kabile, başkasına bırakmak istemiyordu. Tartışma birkaç
gün devam etti; hatta bu yüzden savaşmayı bile göze alanlar oldu. Nihayet Kureyş’in ileri gelenlerinden
Ebû Ümeyye b. Mugîre, “Benî Şeybe kapısından Kâbe’ye ilk giren kimsenin vereceği karara uyulmasını”
teklif etti; Kureyşliler bu teklifi benimseyip beklemeye başladılar. Kapıdan Hz. Peygamber’in girdiği
görülünce orada bulunanlar “İşte el-Emîn, işte Muhammed geldi!” diyerek memnuniyetlerini ifade ettiler.
Hz. Muhammed, bir örtü getirterek Hacerülesved’i onun üzerine koydu, bütün kabile reislerinin
iştirakiyle örtüyü kaldırdı, konulacağı hizaya gelince de taşı kendi elleriyle alıp yerine yerleştirdi. Böylece
Kureyşliler arasında çıkmak üzere olan bir çatışmanın da önüne geçilmiş oldu.
Kaynak;DOÇ. DR. CASİM AVCI
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

44

Friday, 18.03.2016, 17:34

Hicretin Sebep ve Sonuçları
Hicret: Mekkeli müşriklerin baskısıyla Müslümanların 622 yılında Mekke’den Medine’ye göçüne denir.

Hicretin Sebepleri:
– Mekkeli müşriklerin Müslümanlara karşın zorbalıklarını artırmaları ve müslümanların dinini Mekke’de hakkıyla yaşayamaz hale gelmesi

– Hz. Muhammed (SAV) İslâmiyet’i farklı yerlere yaymak istemesi

Hicretin Sonuçları:
1- Müslümanlar, Mekkeli müşrikler karşısında siyasi bir kuvvet haline geldiler.

2- Hicretin ardından Medine’de Elli üç maddelik bir anayasa hazır hale getiren Hz. Muhammed (SAV), bu anayasa ile Medine’deki Mümin, putperest ve Yahudiler arasındaki ilişkileri tertip etti .

3- Bu anayasayla İslâm devletinin temelleri atıldı. Hz. Muhammed din ve devlet başkanı oldu .

4- Göç edenlere muhacir, Medine’de onları ağırlayan ve destekçi olan Medine’li müslümanlara Ensar denildi.

5- İslâm dinînin yayılması kolaylaştı.

6- Medine’ye Mescid-i Nebi inşa edildi .

7- Hicret vakası Hz. Ömer vaktiyle Hicri takvimin de başlama tarihi olarak kabul edildi.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

45

Monday, 18.04.2016, 01:48


Vahye Hazırlık ve İlk Vahiy
Kâbe’nin tamiri ve Hacerülesved’in yerine konulmasından sonra Hz. Peygamber Allah
hakkında düşünmeye, O’na nasıl iman ve ibadet edileceğini araştırmaya daha fazla yöneldi.
Mekkeliler’in ve diğer birçok Arap kabilesinin putlarına hiç ilgi göstermeyen Hz.
Muhammed, aklı ve hisleriyle putlara tapmanın faydasızlığı sonucuna ulaşmıştı. Belki de tek
tanrı inancına dayalı Hz. İbrâhim’in dini üzere olmaya çalışan az sayıdaki Hanîfler gibi
düşünüyordu. Ancak neyi ve nasıl yapacağını bilememenin ıstırabını yaşarken inzivaya
çekilmekten hoşlanmaya başladı ve risâletinin birkaç yıl öncesinden itibaren her ramazan
ayında, dedesi Abdülmuttalib ve diğer bazı Kureyşliler’in yaptığı gibi, Hira dağındaki
mağarada münzevi bir hayat yaşamaya başladı. Yiyeceği tükenince şehre iniyor, fakirlere
yardımda bulunuyor, Kâbe’yi tavaf ediyor ve evden yiyecek alarak tekrar mağaraya
dönüyordu. Zaman zaman hanımı Hatice’yi de yanına alıyordu.19
Hz. Âişe’nin rivâyetine göre Resûlullah bu dönemde bir ara “sâdık (doğru) rüyalar”
görmeye başlamış, altı ay devam eden bu süreçte gördüğü rüyalar aynen çıkmıştır.20
Kaynaklarda ayrıca Hz. Peygamber’in bu dönemde kendisini “Esselâmü aleyke yâ
Resûlallâh=Sana selâm olsun ey Allah’ın elçisi” şeklinde selamlayan sesler duyduğu, etrafına
dönüp bakınca kimseyi göremediği için merak içerisinde kaldığı, bu seslerin ağaçlar ve
kayalıklardan geldiğine dair rivâyetler de yer almaktadır.21 Buraya kadar anlatılan ve bir
kısmı olağanüstü nitelik taşıyan hususlardan hareketle bu dönemin vahye hazırlık süreci
olduğunu söylemek mümkündür.
Hz. Muhammed’in Hira’da bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının son on günü içinde
muhtemelen yirmiyedinci gece, bazı rivayetlere göre pazartesi günü sabaha karşı Cebrâil
gelerek ona Allah tarafından peygamber olarak görevlendirildiğini haber verdi. Bu ilk vahyi
Hz. Peygamber şöyle anlatmaktadır. O gece Cebrâil bana gelerek “Oku!” (İkra’) dedi. Ben
okuma bilmediğimi söyledim. Bunun üzerine melek beni aldı; dayanabileceğim son noktaya
kadar sıktı. Ardından beni bırakıp tekrar “Oku!” dedi. Cevaben yine “Ben okuma bilmem”
deyince tekrar son noktaya kadar sıktı ve “Oku!” dedi. Ben “Ne okuyayım?” diye cevap
verince melek beni üçüncü defa takatım kesilinceye kadar sıktı ve bıraktıktan sonra şu âyetleri
okudu: “Yaratan Rabbının adıyla oku. O insanı bir embriyodan yarattı. Oku! Senin Rabbin en
büyük kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediklerini belleten odur” (Alak
Sûresi 96/1-5).22 Bu olay üzerine heyecanlanıp korkuya kapılan Hz. Peygamber, Hira’dan
ayrılarak evine gitti, yatağa girerek eşi Hatice’den üstünü örtmesini istedi ve uyandıktan sonra
başından geçenleri anlattı. Hz. Hatice “Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmeyecektir.
Çünkü sen akrabanı gözetir, doğruyu söyler, âcizlerin elinden tutarsın; yoksullara yardım
eder, misafirleri ağırlarsın; haksızlığa uğrayanların yanında yer alırsın” demek suretiyle
samimi duygularını dile getirip teselli etti ve kendisine inandığını belirtti. Ardından Hz.
Peygamber’i kendi amcasının oğlu olan Varaka b. Nevfel’e götürdü. Kitâb-ı Mukaddes’i bilen
yaşlı bir hıristiyan olan Varaka, onu dinledikten sonra kendisine gelen meleğin bütün
peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Ardından da şunları ekledi: “Sana
yalancı diyecekler; kötü davranacaklar. Sana savaş açıp bu şehirden çıkaracaklar. Ben o
günlere ulaşırsam Allah için sana yardımcı olacağım”.23 Hz. Peygamber, hem Hz. Hatice’nin
desteği hem de Varaka’nın bu açıklamalarından epeyce rahatlamış olarak evine döndü.
Böylece asırlardır devam edegelen ve kıyamete kadar da devam edecek olan İslâm’ın
nuru Hira Dağı’nda doğmuş ve Mekke’den etrafa yayılarak bütün insanlığı aydınlatmaya
başlamıştır
Kaynak;DOÇ. DR. CASİM AVCI

Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

Benzer konular