Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, AllaTurkaa sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

21

Sunday, 11.10.2015, 17:19

Kutsal Metinleri HİNDUİZM


⦁ Hinduizm’in temel kutsal metni Vedalar’dır.
⦁ Veda kelimesi “tasavvur”, “bilgi” veya “hikmet” anlamlarına gelmektedir
⦁ Vedaların insanlar tarafından yazılmadığı, bu metinlerin nihayet Vyasa Krishna Dwaipayana tarafından derlendiğine inanılmaktadır.
⦁ Hinduizm’in başlıca kutsal metni olan Vedalar manevi bilginin bütünün kuşatmakta ve
⦁ Hinduların dinsel, sosyal, hukuki ve ev işlerine dair hususları düzenlemektedir.
Dört adet Veda vardır:
1. Rig Veda
2. Sama Veda
3. Yajur Veda
4. Atharva Veda.
⦁ Asıl kutsal metin Rig Veda’dır. Her bir Veda dört parçayı içerir:
⦁ 1. Samhitalar (ilahiler);
⦁ 2.Brahmanalar (ritüeller);
⦁ 3. Aranyakalar (teolojiler);
⦁ 4 Upanişadlar (hikmetler).
⦁ Upanişadlar her bir Veda’nın bitirici bölümüdür ve bu nedenle Vedanta ya da “Veda’nın sonu” olarak adlandırılır. 108 Upanişad vardır ve hepsi birlikte Vedalar’ın öğretilerinin özünü oluşturur. “Orman metinleri” anlamına gelen Aranyakalar manastırlarda yaşayan rahipler, diğer Hinduler ve Hinduizm’in sembolleri ile mistik inançlarını araştıranlar için meditasyon zeminidir.
⦁ Vedaların sonuncusu olan Atharva Veda, ilk üçünden oldukça farklıdır.
⦁ Metindeki ilahilerin dili Rig Veda’nın dilinden daha basittir.
⦁ Hindu bilimadamları Athatva Veda’yı gerçek bir Veda olarak değerlendirmemişlerdir.
⦁ Bu bilimadamları ilk üç Veda’yı “üç katlı bilgi” anlamına gelen Trayi Veda terimi altında gruplandırmıştır
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

22

Sunday, 11.10.2015, 17:21

Upanişadlar HİNDUİZM

⦁ Vedalar’dan ayrışarak Hindistan ve Hindu felsefesinin özünü oluşturmuştur. Upanişadlar sözlü olarak aktarılan metinlerin bir koleksiyonudur.
⦁ Upanişada koleksiyonu
1. karma,
2. reinkarnasyon,
3. nirvana,
4. ruh ve
5. Brahma
gibi temel kavramları içermektedir. Aynı zamanda bu metinler meditasyon ve kendini anlama sürecini tanımlamaktadır.
⦁ Upanişadlar dinsel bir metin ve belge değil aynı zamanda düşünce ve felsefe tarihinde de yer alan bir metindir.
⦁ Bu metinler, erken dönem Hindu düşünürlerin zihni çabalarına dair modern okuyuculara ipuçları sağlamaktadır. Bu metinler aynı zamanda okuyucuyu sadece Hinduizm’in antik çağlarını değil günümüzde de var olan Hind kültürüyle tanıştırmaktadır.
⦁ Bhagavad Gita: Hindulara göre kutsal sayılan çok sayıda metin olmasına rağmen en önemli olanı şüphesiz Bhagavad Gita’dır.
⦁ Bhagavad Gita on sekiz bölüm altında yedi yüz adet sanskritçe beyitten oluşmaktadır. Bu metin muhtemelen MS. birinci veya ikinci yüzyılda yazılmıştır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

23

Monday, 12.10.2015, 20:06

HİNDUZM İbadetler

⦁ Pek çok Hindu için ibadet bir veya birden fazla tanrı ve tanrıçalara adanmışlık anlamında bhakti’den oluşur.
⦁ Puja ya da ibadet, takdim-adak ve dua ritüellerini içerir
⦁ İbadete başlamadan önce dindar kişi bedeninin ve elbiselerini temizlemek zorundadır.
⦁ Bu işlem yapılırken bir manrta, aarti veya ilahi açıktan ya da sessizce söylenmelidir
⦁ İbadetler oldukça ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilir. Öncelikle yıkanmak ve Tanrı’ya seslenmek suretiyle kişisel arınma. Daha sonra yiyecek, çiçek, su ve tütsü sunumlarının eşlik ettiği dua evresi gelmektedir.
⦁ Bu ritüeller sıklıkla günlük olarak evde yerine getirilir. İbadet için evde Tanrı’nın tefekkür edileceği ve murti adını taşıyan ayrı bir odası tapınak formunda hazırlanır.
⦁ Brahminler pamuktan yapılmış bir giysi giyerler.
⦁ Bütün ibadetler belli bir ritüel objesinin olmasını gerektirmez
⦁ Hinduların dinsel ritüelleri üç kategoride tasnif edilmektedir.
⦁ Nitya ritüelleri günlük olarak evlerde sergilenmekte ve aile tanrı ve tanrıçalarına odaklanmaktadır.
⦁ Naimittika ritüelleri, bayram ve kutlama formlarında yılın belli zamanlarında sergilenmektedir.
⦁ Son olarak Kamya ritüelleri, tercihe bağlı olmakla birlikte ilgi çeken bir ibadet uygulamasıdır.
⦁ Kutsal bir mekânı ziyaret etmek bunun en güzel örneğidir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

24

Monday, 12.10.2015, 20:11

HİNDUZM -Kast Sistemi


⦁ Hinduizm’de bir hiyerarşi içinde düzenlenmiş dört kast sistemi bulunmaktadır.
⦁ Kast için kullanılan dini kavram Varna’dır.
⦁ Her bir Varna mensuplarına belirli görev ve haklar yüklemektedir.
⦁ Her Varna’nın üyesi sadece bu Varna üyesine izin verilen işlerle meşgul olmak zorundadır.
⦁ Yine her Varna’nın kendine has diyet tipi dahi vardır.
⦁ En yüksek Varna Brahman’a atfedilmiştir. Bu sınıfın üyeleri rahipler ile toplumun eğitimli kişileridir. Brahman’a atfedilen Varna’dan sonra hiyerarşinin ikinci sırasında Kşatriya yer almaktadır.
⦁ Kşatriya sınıfının mensupları devlet idarecileri ile toplumun aristokrat ailelerinden oluşmaktadır.
⦁ Kast sisteminin üçüncü sırasında Vaisya yer almaktadır.
⦁ Bu sınıfın mensupları toprak sahipleri ile toplumun varlıklı ve tüccar kimseleridir.
⦁ Hiyerarşinin son sınıfındakiler Sudra olarak isimlendirilir. Sudralar köylüler ile toplumun işçi sınıfını içermektedir.
⦁ Dört sınıftan oluşan kast sistemine dahil edilmeyen gruplar da vardır. Bunlar da kast dışı kalan ve “dokunulmazlar” olarak isimlendirilmektedir.
⦁ Dokunulmazlar diğer kast mensuplarının kesinlikle ilgilenmediği ağır ve kirli işlerde çalışmaktadırlar.
⦁ Kast sınıflarının ilk üçü, Sudra sınıfı ile dokunulmazların sahip olmadıkları sosyal ve ekonomik haklara sahip olmuşlardır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

25

Monday, 12.10.2015, 20:16

CAYİNİZM -Jainizm (Cayna Dini)


⦁ Mahavira’nın yaşadığı tarihleri kesin olarak belirlemek mümkün olmamakla birlikte Budda’nın döneminde yaşadığı düşünülmektedir.
⦁ Caynizm, Hindistan’da yaklaşık iki milyon taraftara sahiptir.
⦁ Caynizm Hindistan’da Budizm ile neredeyse aynı dönemde kurulmuştur.
⦁ Caynizm’in kurucusu olduğuna inanılan Mahavira da Buddha gibi Hind bölgesinin savaşçı kastına mensuptur.
⦁ Mahavira “büyük galip” anlamına gelen “jina” ile isimlendirilmiş ve bu isim aynı zamanda Caynizm isim kaynağı olmuştur.
⦁ Caynizm’de de tıpkı Buddizm’de olduğu gibi bir reinkarnasyon inancı vardır.
⦁ Caynizm Hinduizm’e karşı bir reform hareketi olarak başlamıştır.
⦁ Mahavira’nın bütün bu asketik yaşamı sayesinde özgürleşerek (mokşa) nirvanaya ulaştığına inanılmıştır.
⦁ Caynist inanca göre doğada var olan her varlık bir yaşama sahiptir.
⦁ Her varlığın can taşıdığına inanan Mahavira şiddetsizlik inancının da etkisiyle adeta hiç bir şey yemeyerek kendisini açlıktan dolayı ölüme sürüklemiştir.
⦁ Mahavira aynı zamanda oldukça asketik idi ve hayatından vazgeçtiği için çıplak dolaşmıştır.
⦁ Caynalar herhangi bir varlığı incitmekten mümkün olduğunca kaçınmaktadırlar. Böceklerin üzerine basmamak için tarlalar da yürümemektedirler. Aynı zamanda Caynalar, gözle görünmeyen küçük varlıkları nefesleriyle içlerine çekmemek için ağızlarını bir örtüyle kapatırlar.
⦁ Caynalar herhangi bir canlının ölümüne yol açmamak için örneğin zirai işlerde çalışmazlar.
⦁ Mahavira bu dünyanın birisi ruh diğeri madde olan iki özden müteşekkildir
⦁ Bütün acıların nedeni değersiz maddi bedenin saf ebedi ruh ile ilişkisinden doğmaktadır.
⦁ Kurtuluş, ruhun maddeden özgürleşmesidir. Karma kuralı ve reinkarnasyon beden ile ruhun bu trajedisiyle yakından ilişkilidir
⦁ Mahavira’nın kişisel bir Tanrı’nın olmadığını öğretmesine ve ibadet ve duayı yasaklamasına rağmen onun takipçileri ona ibadet ve dua etmektedir.
⦁ Mahavira’nın taraftarları onun günahsız, bilge, ezeli ve insanlığın 24 kurtarıcısının sonuncusu olduğuna iman etmişlerdir.
⦁ Caynizm’in kutsal metinleri Agana (ahlaki öğretiler) veya Siddhantas (anlaşmalar)’dır.
⦁ Bu metinlerin dili Prakrit yerel dillerinden birisiyle kaleme alınmıştır.
⦁ İlk dönemlerde yazılan yorumlar Sanskritçe’dir.
⦁ MÖ. 80 yılına kadar Caynalar iki gruba bölünmüştür.
⦁ Caynizm’in iki önemli mezhebi vardır: Svetambarave Digambara.
⦁ Svetambara rahipleri kadın-erkek beyaz kıyafetler giyinmektedirler.
⦁ Digambara rahipleri ise tıpkı Mahavira gibi herhangi bir kıyafet giymezler.
⦁ Digambara ya da “gök giyenler” çoğunlukla güney Hindistan’da yaşarlar.
⦁ Bu grup rahiplerin çıplak dolaşması kurtalı çerçevesinde eski ideallerin taraftarıdırlar
⦁ Caynistlerin dinsel pratikleri iki farklı grup içinde farklılaşmaktadır: Sıradan halk ve rahipler. Rahipler bir Cayna için ideal yaşama liderlik etmekte ve kurtuluş için en iyi şansa sahip olanlardır.
⦁ Bu grup 5 şeye yemin etmişlerdir:
1. hiçbir canlıyı incitmemek,
2. hakikati söylemek,
3. çalmamak,
4. cinsel eğilimi dizginleyip terketmek,
5. bütün dünyevi bağlardan kurtulmak.
⦁ Genel olarak bütün Caynalar ilk üç yemini mümkün olduğunca korumaya çalışırlaR.
⦁ Günümüzde Caynizm zaman zaman Hinduizm’in azınlıkta kalmış bir mezhebi olarak anlaşılır. Caynalar her hangi bir canlı yaşamına zarar verecek mesleklerde çalışmamaları yasaklanmıştır. Bu nedenle Caynalar genel olarak finans ve ticaret sektöründe çalışmaktadırlar.
⦁ Caynizm Hindistan’daki en eski dinsel geleneklerinden birisidir ve Budizm ile yaklaşık olarak aynı özellikleresahiptir.
⦁ Caynizm’in öncüsü olan kimse normal olarak bilge Vardhamana veya Mahavira (büyük kahraman) olarak bilinir.
⦁ Caynalar farklı zamanlarda hakikatin tirthankara olarak isimlendirilen figürlere ilham edildiğine inanmakatdır.
⦁ Bir tirthankar hayatın metaforik okyanusunu karşıya geçmiş ve ölüm-yeniden doğum döngüsünden kurtulmuştur.
⦁ Bu büyük figürleri tanımlayan diğer bir isim ise “fatih” anlamına gelen Jina’dır.
⦁ Bir Jina veya tirthankar, aydınlanmanın önünde engel oluşturan aç gözlülük, hilekârlık, gurur ve öfke gibi içsel düşmanları alt eden figürlerdir. Bir tirthankar esasen diğer dinlerdeki aziz ve veli olarak nitelenen kişilere oldukça yakındır
⦁ Zaman anlayışı Caynizm’in önemli bir konusudur. Caynizm tarihi bu dinin dairesel tarih anlayışıyla olduka yakındır ayna modeli yükselen ve alçalan hareketler serisi içinde dönenmekte olan bir tekerlek olarak resmedilir.
⦁ Tamamlanan bir dönüş ya da tekerin her dönüşü kalpa olarak isimlendirilir.
⦁ Caynizm içinde iki farklı anlayışa bağlı olarak iki mezhep ortaya çıkmıştır. Bu mezhepler
⦁ Digambara (hava giyenler) ve Svetambara (beyaz giyeler)’dir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

26

Monday, 12.10.2015, 20:17

İnanç Esasları-CAYİNİZM -Jainizm (Cayna Dini)

⦁ Caynizm’in özü beş büyük yemine bağlılıktır:
1. ahimsa, hiçbir canlı varlığı öldürmemek ve yaralamamak;
2. satya, sadece hakikati söylemek;
3. asteya, çalmamak ve aç gözlü olmamak;
4. brahmacharya, bekaret ve bütün duyusal hazlardan feragat etmek;
5. aparigraha, dünyevi tecrübelerden dolayı mutlu olmamak ya da üzüntü duymamak.
⦁ Caynizm’in bir diğer inanç özü, bir kimsenin ahimsa olan ilişkisidir. Ahimsa bütün yaratıkların canlı ruh taşıdıkları ve bu nedenle onlara saygılı davranılması gerektiğidir.
⦁ Caynalar için daha ziyade tirthankara inancı söz konusudur. Tirthankara, ilahi mükemmelliğe ulaşmış ve bu suretle adanmışlık ve ibadetin değerine vakıf olmuş kişi demektir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

27

Monday, 12.10.2015, 20:18

CAYİNİZM

1. Reinkarnasyon
⦁ Diğer doğu dinleri gibi reinkarnasyon Cayna inanç sisteminin merkezi parçasıdır.
⦁ Caynalara göre bir kişi öldüğünde ruh derhal bir başka bedene geçer. Ruhun geçtiği beden bir insanın ve hayvanın bedeni olduğu kadar cansız bir varlık da olabilir.
⦁ Bir insanın gelecekteki hayatını belirleyen prensibin adı karma’dır.

2.Ruh
⦁ Caynalar her şeyin bir ruhu (jiva) olduğuna inanırlar. Caynizm’de her bir ruh bütünüyle bağımsızdır.
⦁ Caynalar evrenin doğal düzenini açıklayan karmaşık bir inanç sistemine sahiptirler.
⦁ Bu sistem içinde dünya ruhların tasnifinden oluşmuştur. Bu tasnif edilen ruhlar jiva, canlı varlıkların ruhları ve jiva olmayan anlamında ajiva’dır. Sırasıyla jiva kendisini altı şekilde gösterir.

3. Üç mücevher

⦁ Cayna inancının temeli ruhun ölüm-yeniden doğum döngüsünden özgürleşme isteğidir. Özgürleşmeye “üç mücevher” ile eşlik edilir.
⦁ Bunlar doğru inanç, doğru bilgi ve doğru davranıştır. Doğru inanç (samyak darshana) açıkça, ayan beyan görmek demektir ve “doğru algı” olarak da tercüme edilebilir.
⦁ Doğru inanç, batıl itikatlardan uzak durma ve hakikati keşfetme eğilimidir. Doğru bilgi (samyak jnana) evreni anlama çağrısıdır.
⦁ Doğru davranış (samyak charitra) insanları kendi yaşamlarına yönelten yola işaret etmektedir.


3. Kutsal Metinleri
⦁ Caynizm’e dair antik yazıların altmış tanesinin Cayna kutsal metni olduğu ve bunlarında sadece kırk beş tanesinin bugüne ulaştığı tahmin edilmektedir.
⦁ Bu metinler üç gruba bölünmüştür:
1. Purva,
2. Anga
3. Angabahya.
⦁ Mamafih, Purva metinlerinin ondört tanesi ve en son Anga metni hâlen kayıptır.
⦁ Purva metinlerinin Mahavira’nın yaşadığı dönemden yaklaşık 250 yıl sonra kabaca MS. 650-700 yıllarında derlendiği düşünülmektedir. Bu metinler astronomi, evrenin doğası, ruh ve karma gibi Cayna inanç esaslarını içermektedir.
4.İbadetler
⦁ Caynizm’in ana ibadeti Namaskar veya Namokar Mantra olarak isimlendirilir
⦁ Tapınaklarda
1. tirthankara’nın hayatları anılır,
2. kutsal metinler okunur,
3. dini tartışmalar yapılır,
4. hayır işlerinde bulunulur
5. insanlar kendi dünyevi tutkularını kontrol edeceklerine dair yeminler edilir.
⦁ Cayna ibadetinin merkezinde tirthankara heykelleri vardır.
⦁ Svetambara Caynaların en çok bilinen ibadeti sekiz katlı Puja sunumudur. Bu ayinde bir Cayna bir tirthankara’ya sekiz takdime sunar. Caynalar insanoğlunun işlerine müdahele eden yaratıcı bir Tanrı inancına sahip olmadıkları için sunumlar Tanrı’nın rızasını elde etmek için değil takdime sunma ve bağışlama ruhunu göstermesi açısından önemlidir.
⦁ İbadetçi ardından sekiz sunumunu takdim eder:
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

28

Monday, 12.10.2015, 20:23

BUDİZM

⦁ Budizm, kurucusu Siddhartha Gautama’nın (MÖ. 563-483) öğretileri üzerine bina olmuş bir dindir.
⦁ Buda’nın ölümünden sonra Budizm içinde pek çok farklı mezhep veya alt gruplar ortaya çıkmıştır.
⦁ Bu din Hindistan’dan Uzak Doğu’ya hatta Avrupa ve Amerika kıtalarını kuşatacak şekilde Batı’ya kadar yayılmıştır
⦁ Bununla birlikte Budist çoğunluk Asya kıtasındadır. En çok yaygın olduğu ülkeler
1. Tayland,
2. Kamboçya,
3. Tibet
4. Japonya’dır.
⦁ Buda muhtemelen MÖ. 563-483 yıllarında Kuzey Hindistan'da yaşamıştır
⦁ ilk tarihi belge, 1896 yılında bulunmuştur ve Kral Aşoka’nın MÖ. 250 yıllarında diktirdiği bir âbidedir.
⦁ Üzerinde “Burada ulu (zat) doğdu yazısı vardır. Yine aynı bölgede, 1898 yılında “Piprâvâ” denen yerdeki bir mezarlıkta bulunan kaplardan birinde, eski dil ve yazı ile, “Bu kap Şakya soyundan Ulu Buda’nın kutsal eşyasıdır ve Sukiti’nin ve kardeşlerinin, oğullarının ve kadınlarının vakfıdır”, ibaresi bulunmuştur. Bu belgeler bize, Buda’nın doğup büyüdüğü bölgeye işaret etmektedir.
⦁ Buda’nın şahsi ismi Siddharda (başardı, gayesine ulaşmış) veya aynı anlamda Sarvarthasidha’dır
⦁ Aile ismi Gautama’dır. Buda kelimesi ise, bir isim değil, onun sıfatıdır. Çünkü o, Bodhi’yi (derin bilgiyi) kazanmıştır. Artık o uyanmış, gerçeği tanımıştır.
⦁ Prens Siddharta, Uruvela Ormanında inzivaya çekilmiştir
⦁ Nefsine yaptığı senelerce süren işkenceden sonra, umduğunu bulamayan Siddhartha, bu yolu da terk ederek, “Bodhi Ağacı” ismi verilen bir incir ağacı altına gelmiş ve tefekküre başlamıştır.
⦁ Budizm’in temel inançları, dönemin baskın dinsel kültürü olan Hinduizm’e karşı Buda’nın gösterdiği tepki bağlamında ortaya çıkmıştır.
2. Budizm’in bir din olarak oluşması
⦁ Buda’nın MÖ. 5. yüzyıldaki ölümünün hemen ardından Buda’nın öğretileri ve rahiplere dair kuralları üzerinde mutabık olunmuş şeklinin tespiti için bir konsil toplanmıştır.
⦁ Buda’nın bu konsilde ele alınan öğreti ve kuralları, orijinali palmiye yaprakları üzerine yazılmış olan ve Pali Kanun olarak bilinen Budist metinlerinin merkezi unsuru olmuştur
⦁ Theravada ya da “yaşlıların yolu” olarak bilinen gelenekçi grup ile Mahayana ya da “çoğunluk” grubu adıyla iki yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu bölünme Budizm tarihi boyunca varlığını korumuştur.
3. İnanç Esasları
⦁ Bütün dinlerde insanın dışında üstün bir güç tasavvuru vardır. Bu bazen kâinatı yaratan ferdi Tanrı, bazen fert olmayan ise fert üstü telakki edilen ulûhiyet veya “Kâinat kanunu”, nihayet tanrılar grubu veya tanrılardan pek açıkça ayırt edilmeyen melekler grubudur.
⦁ Mistik rivayetlerdeki ulûhiyet sıfatları ile Nirvana mukayese edilirse, muhteva bakımından arada pek fazla bir fark olmadığı görülür. Budizm’de Nirvana’nın kozmik bir faaliyeti yoktur, dünya tanrının dünyası değildir. Dünya, bizim hırsımızdan ortaya çıkmıştır.
⦁ Bu sebeple, dünyevî her şeyi reddederler. Diğer yönden Budistler, Nirvana’nın ebedî, zevalsiz, hareketsiz, ihtiyarlığa ve ölüme duçar olmayan, doğurmayan, doğrulmayan, kadir ve bir sığınma mercii, selâmet yeri, en doğru ve en yüksek hakikat, güzel ve iyi, gizli ve anlaşılmaz olduğunu söylerler ve inanırlar. Bazen, Buda da Nirvana’nın şahıslaşmış vücudu olarak telakki edilir ve dinî hislerin objesi olur.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

29

Monday, 12.10.2015, 20:24

Dört Hakikat Sekiz Dilimli Yol -BUDİZM
⦁ Budizm inanç esasları içinde yer alan dört hakikat ve sekiz dilimli yol öğretisi, Budizm’in davranış temeli ve dünya görüşünü ifade eden önemli bir temeli ifade etmektedir.
Birinci Hakikat: Acı ve ıstırap çekmek (Dukkha)
⦁ Acı çekmek pek çok şekillerde ortaya çıkar. Buda’nın tecrübesi çerçevesinde acı ve ıstırabın kendini üç şekilde gösterdiği bilinmektedir: yaşlılık, hastalık ve ölüm.
⦁ Fakat Buda’ya göre acı ve ıstırabın kaynağı daha derinlere kadar uzanır
⦁ Buda’nın bu öğretisi pek çoklarına oldukça kötümser bir anlayış olarak görülebilmektedir. Fakat Budistler kendilerinin ne iyimser ne kötümser görürler; onlar gerçekçi olduklarını düşünürler. Nitekim acı ve ıstırap hali de bu dünyanın en temel gerçeğidir.
İkinci hakikat: Acı ve ıstırabın kaynağı (Samudāya)
⦁ Buda acının temel kaynağını insanoğlunun arzu ve isteklerinden kaynaklandığını düşünmektedir.
⦁ Buda acının kaynağını oluşturan arzu ve isteklerin üç boyutuna dikkat çekmektedir:
1. (i) açgözlülük ve ihtiras,
2. (ii) cahillik ve aldanma,
3. (iii) kindar ve yıkıcı arzular.
Üçüncü hakikat: Acı ve ıstırabın sona ermesi (Nirodha)
⦁ Budist öğretilerdeki Nirvana inancı da kaynağını “söndürme” kavramından almaktadır.
⦁ Budist düşüncede ulaşılan “aydınlanma halini” ifade eden Nirvana kelimesi, yukarıda sıralanan açgözlülük, aldanma ve nefret ateşlerini söndürmek anlamındadır.
Dördüncü hakikat: Acı ve ıstıraptan kurtuluşun yolu (Magga)
⦁ Bu sekiz dilimli yol aynı zamanda “orta yol” diye de adlandırılır.. Buda ilk dersinde Dört Soylu Hakikat’ten söz etmiştir. Bunlar bütün Budist inanç çerçevesi için bir temel olmuştur.
⦁ lk soylu hakikat, varlığın fiziksel, duygusal ve manevi bir acı içerdiğidir.
⦁ İkinci soylu hakikat, acının istekler sebebiyle ortaya çıktığını ifade eder. Hayatın bütün istekleri kişiyi acı çekmeye götürür.
⦁ Üçüncü hakikat, acıdan kurtulmak için kişinin isteklerden özgürleşmesini ifade eder.
⦁ Dördüncü soylu hakikat, isteklerden ve dolayısıyla acılardan uzaklaşmanın Sekiz Dilimli Yol’un takibiyle mümkündür. Bu anlayış bütün Budizm inancının temelini oluşturmaktadır.
Sekiz dilimli yol sekiz adımı içermektedir:
⦁ Doğru anlayış: Doğru anlayış, dört hakikati ve Buda’nın öğretilerini bilmek suretiyle başlayan yolculuğu ifade etmektedir. Bilgelik kapsamına giren bu yol, kişiyi gerçeklikle ilgili yanlış idraklere nüfuz etmeye muktedir kılan bir felsefi bakış açısı kazandırır.
⦁ Doğru düşünüş: Doğru düşünüş, Budizm’in öğretilerini yerine getirmeye ve diğerkâmlılığa adanmışlığı ifade eder. bu yol kişinin kötü niyet, kıskançlık ve iki yüzlülük gibi tüm bozuk zihni tertipleri ihata eden bencil güdülerin yok edilmesini de gerektirir.
⦁ Doğru konuşma: Doğru konuşma hususunun yerine getirilişi kimsenin yalan söylememesini, başkasıyla sert bir dille konuşmamasını ve dedikodu yapmamasını işaret eder.
⦁ Doğru davranış: Doğru davranış beş ahlaki kurala sadık kalarak davranmayı ifade eder Bu yol bir kişinin, hiçbir canlıya zarar vermemek, hırsızlık yapmamak, yalan konuşmamak, zinadan sakınmak ve alkollü ve bilinci ortadan kaldıran her türlü içecekten uzak durma gibi Budizm’in temel ahlaki ilkeleri olan beş emri yerine getirmesini ve hayatı boyunca kendisini kurtuluşa muktedir kılacak eylemlerden bulunmasını gerektirmektedir.
⦁ Doğru kazanç: Doğru kazanç, geçimini sağlarken silah ve alkol ticareti yapmak ya da başkalarına zarar veren veya onları yaralayan sonuçlar doğuracak işlerde çalışıp diğer insanlara zarar vermemeyi ifade etmektedir.Bu ilke çerçevesinde hayatını kazanan kişi, silah satma, uyuşturucu madde ticareti yapma ve benzeri zararlı ve hileli işlerden şiddetle uzak durmalıdır
⦁ Doğru çaba: Doğru çaba, Buda’nın öğretilerine dair bilgilerini geliştirmesi veya yüklendiği ödev ve sorumluluğu zamanında yerine getirmek gibi kişinin kendine has olumlu niteliklerini geliştirmesiyle tecrübe edilir
⦁ Doğru düşüncelilik: Doğru düşünce, kişinin yaptığı işe dikkatini bütünüyle vermesi demektir Bu yol kişinin fiziki ve zihni durumuna yakın bir ilgi göstermesini gerektirir. Buna göre kişinin düşünce ve duygularını kontrol etmesi için yaptığı her eylemin farkında olması ve kendini sürekli olarak muhasebeye çekmesi gerekmektedir.
⦁ Doğru tefekkür: Doğru tefekkür ise genellikle meditasyon aracılığıyla zihinsel olarak yoğunlaşmayı ifade etmektedir Budist öğretiye göre kişi bundan önceki yedi yolun gereklerini hakkıyla yerine getirdiğinde zihninin ve duygularının tamamıyla kendi iradesine tâbi olduğu bir aşamaya gelir ve nihayetinde doğru tefekkür ve yoğunlaşmayla da Nirvanaya ulaşır.
3.Nirvana
⦁ Buda’ya göre dört soylu gerçeğin farkına vardıktan sonra sekiz dilimli yolun gereklerini hakkıyla yerine getiren kişi, kendisini yaşamaya bağlayan her türlü dünyevi ve şehevi arzuları mutlak olarak kırıp “aydınlanmış/uyanmış” kişi olarak Nirvanaya ulaşır.
⦁ Nirvana geçici durumların sonu, nihai barış hali ve her bireyin mutlak gayesidir. mutlak aydınlanma ve mutlak huzur hali olarak nitelenebilir.
4.Kutsal Metinleri
⦁ ilk Budist konsili sırasında belirlenmiştir. Buda’dan sonra talebeleri onun vaazlarını uzun yıllar sözlü olarak nesilden nesile aktarılmasını sağlamışlardır.
⦁ Budist öğretiler daha sonra Pali Kanun adı altında bir metinde toplanmıştır.
⦁ Pitaka adı verilen bu kitap üç bölümden oluşmaktadır. En eski Budist kutsal metinleri Pali Kanun olarak isimlendirilir ve yaklaşık dört milyon kelime içerir.
⦁ Bu metinler antik Pali dilinde yazılmıştır ve Tripitaka olarak adlandırılmıştır.
⦁ Tipitaka “üç sepet” anlamına gelmektedir ve bu metinlerin üç farklı bölüme bölünmesini ifade etmektedir.
⦁ Pali Kanun’un ilk kısmı 227 kuraldan ibaret olan manastır hukukuna ve tarikat disiplinine dairdir.
⦁ İkinci Tripitaka Buda’nın öğretilerini içermektedir.
⦁ Üçüncü Tripitaka ise hikmeti ve kendini bilmeyi araştırmanın yöntemini içermektedir.
⦁ Tripitaka (Pali dilinde Tipitaka) Budist yazıların en eski koleksiyonunu ifade etmektedir. Başlangıçta sözlü olarak aktarılmış ve MÖ. III. yüzyıla kadar yazıya geçirilmiştir.
⦁ Tripitaka “üç sepet” anlamına gelmekte ve Budist metinlerin ilk kez kaydedildiği sıradaNuygulanan yöntemi ifade etmektedir.
⦁ İçinde kutsal metinlerin yer aldığı sepetler konularına göre ayrıştırılmıştır.
⦁ İlk sepet Disiplin Sepeti’dir (Vinaya Pitaka). Bu sepette yer alan metinler manastır yaşamının kural ve esaslarını belirlemektedir.
Sutralar
⦁ Mahayana Budizmi, Tripitaka kutsal metin olarak tanırken bu koleksiyona 2184 kutsal yazının tümünü eklemişlerdir
⦁ Sutralar MÖ. II - MS. II. yüzyıllarda yazıya geçirilmiştir.
⦁ En önemli Sutra, Lotus Sutra’dır
⦁ Burada Buda’nın bodhisattvalar, budalar ve Mahayana mezhebinin temel doktrinlerini öğreten öğreticilere vaaz erişi tasvir edilmektedir.
⦁ Lotus Mahayana ve Vajrayana Budist akımlarında yaygın bir şekilde kullanılmış ve özellikle Mahayana mezhebinin temel dini metinlerinden sayılmıştır
5. İbadetler
⦁ Budizm’de ibadet temel olarak iki formdan oluşur.
⦁ Birincisi, saygı uygulamasıdır. Bu ibadet Buda diğer budalar ve bodhisattravalar için saygı ve hayranlık gösterisidir.
⦁ Theravada mezhebi taraftarları için saygının yegâne objesi Buda’dır.
⦁ Mahayana Budistleri için ise bütün buda ve bodhisattravalar saygındır.
⦁ Mantra ya da dinsel cümleleri terennüm etmek bir diğer meditasyon tekniğidir. Bu tür mantralar genellikle Sanskritçedir ve bunların bir buda tarafından derin bir meditasyon sırasında dile getirildiğine inanılır.
6.Budizm Mezhepleri
⦁ Budizm MÖ. I. yüzyıla kadar iki farklı düşünce ekolüne yarılmıştır. Ortodoks söylemleri olan Hinayana mezhebi ile bu mezhebe tepki olarak ortaya çıkan Mahayana mezhebidir.
⦁ Buda olan prens Siddhartha ebedi hakikatin yegane sahibi olarak kabul edilmektedir.
6.1. Hinayana/Theravada Budizmi
⦁ Hinayana Pali kanunlarının temel prensiplerini takip etmeyi önerir. Bu nedenle Hinayana, en erken dönem Budizmi ile ilişkilendirilir.
⦁ Hinayana taraftarları Gautama’nın dört hakikat ve sekiz dilimli yoluna yaptığı vurgu ile Mahayana’dan uzaklaşmaktadır
⦁ Hinayana ve Mahayana mezhepleri özellikle ahlak felsefesi bağlamında oldukça radikal bir ayrışmaya gitmektedir.
⦁ Mahayana kişisel bir tanrıyı kabul eder ve bu nedenle yüksek bir kudrete yönelik itaat çerçevesinde sosyal adalet ve yardımseverlik anlayışlarına yer verir.
⦁ Hinayana ise insanın dışında ve üzerinde herhangi bir tanrı kavramını kabul etmemekte ve bu nedenle mantıksal olarak bizzat bireyin kendi iç dünyasıyla ilgilenmektedir.
⦁ Hinayana mezhebine göre kişinin yegane sorumluluğı yeniden doğuş dairesinden kurtulup Nirvanaya ulaşmaktır.
6.2. Mahayana Budizmi
⦁ Mahayana Budizmi
1. Tibet,
2. Çin,
3. Tayvan,
4. Japonya
5. Kore’de
yaygındır.
⦁ Zen Budizmi ve Tibet Budizmi bu mezhep çerçevesinde değerlendirilir.
⦁ Dolayısıyla Mahayana Budizmi “Kuzey Budizmi” olarak da bilinir. Mahayana ekolü, Hinayana mezhebinin aksine kendi içinde daha fazla çeşitliliğe sahiptir
⦁ Theravada ve Mahayana mezheplerinin her ikisi de tarihsel figür olarak Buda’nın temel öğretilerinden ortaya çıkmıştır ve her ikisi de samsara dairesinden kurtuluşun bireysel bir şekilde yolunu aramayı vurgulamaktadır.
⦁ Budizm kuran= Siddharta Gautama
⦁ Budizm inancı Buda yaşam geleneği üzerinde şekillenmiştir.
⦁ Budizm’in temel inançları, dönemin baskınHinduizm dinsel kültürüne tepki olarak Buda’nın gösterdiğitepki bağlamında ortaya
⦁ Budizm politeizm ilişkisi Politeizme müsamahalıdır
⦁ Budizmin en temel ibadeti/ritüeli= nirvana Üç mücevher
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

30

Monday, 12.10.2015, 20:26

SİHİZM


⦁ Sihizm olarak isimlendirilen inanç adını Sanskritçe “mürit” ya da “öğrenci” kelimesinden almıştır
⦁ Pencap bölgesinde XV. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Esasen, temel olarak bir Hindistan dinidir. Bu dinin takipçileri Sih olarak bilinir.
⦁ Sihizm’in kurucusu Guru Nanak Dev Ji (1469–1539)’dir. Guru, “öğretmen” ya da “lider” anlamındadır
⦁ Guru Nanak Hindistan’daki Müslümanlarda gördüğü bazı olumsuz tespitler kadar kendisini kuşatan Hindu inanç ve pratiklerinin çoğunu reddetmiştir.
⦁ Sihizm’in temel inançları oldukça açıktır. Sihler dinin amacının özellikle dua ve meditasyon aracılığıyla Tanrı ile yakın ve sevgi içeren bir ilişki kurmak olduğuna inanır.
⦁ Sihlerin anavatanı kuzey batı Hindistan’da yer alan Penjab bölgesidir
⦁ Sihizm’in kurucusu Nanak Dev Ji, günümüzde Pakistan sınırları içinde yer alan Lahor yakınlarındaki Talwandi köyünde doğmuştur
⦁ Sih inancı yaklaşık olarak MÖ. 1500’lerde Guru Nanak tarafından kurulmuştur.
⦁ Guru Nanak’ı ardından gelen dokuz guru takip etmiş ve Sihizm on guru sayesinde inanç ve toplum düzenini tesis etmiştir.
⦁ Sihlerin kutsal kitabı olan Adi Granth’ı derlemiştir
⦁ Sihizm devlet tarafından bir tehdit olarak görülmüş ve inancından dolayı 1606 yılında idam edilmiştir.
⦁ Sihler inançları adına pek çok savaşa taraf olup savaşmışlardır.
⦁ Bu savaş dönemlerinden sonra Sihler, kendilerine İslam dinini kabul etmeye zorlayan Moğol imparatoru Aurangzeb’in iktidarına kadar politik idarecilerle nisbeten daha barışçıl bir ortamda yaşamışlardır. Aurangzeb bu süreç içerisinde dokuzuncu guru Guru Tegh Bahadur’u yakalayarak 1675 yılında idam ettirmiştir.
⦁ Onuncu guru Guru Singh, Moğol baskıları nedeniyle erkek ve kadın Sihlerden oluşan askeri bir topluluk oluşturmaya girişti. Sihlerin inançlarını ebediyen savunmalası kastıyla
⦁ 1699 yılında kurulan bu topluluğa “hasla” adı verilmiştir. Gobind Singh aynı zamanda dine kabul ritüelini ve “beş k” öğretisini tesis etmiştir. Gobind Singh Sihizm’in onuncu ve son gurusudur. Sihler onuncu gurudan sonra günümüze kadar kutsal kitaplarına göre davranmaktadırlar.
⦁ Gurular döneminden sonra Sihlerin ilk askeri liderleri Banda Singh Bahadur’dur.
⦁ 1799 yılında Ranjit Singh, Lahor’u ele geçirmiştir ve 1801 yılında Penjab bağımsız bir devlet olarak kurulmuştur.
⦁ 1845-6 yıllarında Britanya ordusu Sih ordusunu yenmiş Sih bölgesini ele geçirmiştir. Bu tecrübeden sonra Nanak pek çok seyahatler yapmış ve dini bir öğretici veya guru olarak şöhret kazanmıştır
⦁ Nanak toplumu en yüksekten en düşük seviyeye kadar sınıflayan Hindu kast sistemine de karşı olmuştur. Nanak’a göre fakir insanlara yiyecek vermek Tanrı’ya kurban sunmaktan daha kutsal bir davranıştır. Aynı zamanda Nanak, tıpkı Müslümanlar gibi bir olan Tanrı inancına güçlü bir iman içindedir ve Tanrı’yı bilmeye götüren yegane yolun dua ve meditasyondan geçtiğine inanmaktadır. Çünkü Tanrı bütün evreni doldurmuştur. “Sonsuzluk Tanrı’nın eylemidir, sonsuzluk Tanrı’nın merhametidir” cümlesi Sih dualarında yer almaktadır.
⦁ Sih inancının ilk gurusu olan Nanak 7 Eylül 1539’da ölmüştür. Guru Nanak’ı dokuz guru takip etmiştir
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

31

Monday, 12.10.2015, 20:27

SİHİZM -Temel inanç esasları
⦁ Sihizm’in temel inancı yalnızca bir Tanrı olduğu inancıdır.
⦁ Bu inanç Sih kutsal metni Guru Granth Sahib’de açıkça ifade edilmektedir: “Sadece bir yüce Tanrı vardır; başka tanrı yoktur.” Sihlerin tanrısı sonsuz ve sınırsızdır ve bu nedenle ancak sınırsız sayıdaki isim, sıfat ve niteliklerle tanımlanabilir.
⦁ Evrendeki her şey Tanrı tarafından yaratılmıştır. Yine kutsal metin Granth Sahib bu durumu şöyle açıklar: “gezegenleri, güneş sistemini ve yer altı dünyasını o yarattı. O gizli olanı açığa çıkardı. O dünyayı kendi istediği zamanda yarattı.
⦁ Herhangi bir desteğe ihtiyaç duymaksızın evreni idare etti.”
⦁ Boş dini ritüeller ve hurafelerin herhangi bir değeri yoktur.
⦁ Sihler insanoğlunun doğum-yaşam-ölüm ve yeniden doğum döngüsü içinde olduğuna inanmaktadır. Sihizm’in benimsediği bu inanç Hinduizm, Budizm ve Caynizm gibi Hind bölgesinin diğer dinleri tarafından da paylaşılmaktadır.
⦁ Sihizm’in ikinci temel inancı her varlığın bir ruha sahip olduğudur. Bu ruh ebedidir ve onun görevi bedenden özgürleşmektir. Sihler reinkarnasyon, samsara ve karma gibi temel
⦁ Hindu inançlarını paylaşırlar.
⦁ Sihizm’in son inanç esası bir kimsenin yaşamını nasıl sürdüreceği üzerinedir.
⦁ Sihler iyimserliği, olumlu düşünmeyi ve Tanrı’nın her zaman yardımını sunacağının bilinmesi gerektiğini savunur
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

32

Monday, 12.10.2015, 20:30

SİHİZM
Kutsal metin
⦁ Beşinci guru Arjan Dev, 1603 yılında Sih kutsal metni Granth Sahib ya da Adi Granth’ı derleyen kişidir
⦁ kitap ilahileri ve başta Nanak olmak üzere Sihizm’in ilk beş gurusunun yazılarını içermekteydi. Aynı zamanda metin Müslüman ve Hindu ermiş/velilerin yazılarını da içermektedir. Takip eden yıllarda Granth Sahib daha sonraki guruların yazılarını
⦁ içerecek şekilde güncelleştirilmiştir. Metin toplam olarak altı gurunun çalışmasını içerir:
⦁ Nanak, Angad, Amar Das, Ram Das, Arjan Dev ve Tegh Bahadur.XVIII. yüzyılın başlarında yaşayan son guru Gobind Singh, bütün metinleri derleyerek Granth Sahib’in güncelleştirilmiş versiyonunu hazırlamıştır.
⦁ Granth Sahib 5,894 ilahi ve 15,000 kıtadan oluşmaktadır. Metnin önemli bir kısmı, derleniş döneminde Penjab bölgesi diyalektiğinde kaleme alınmıştır
Sih ibadetleri
⦁ Sihler tek Tanrı’ya ibadet ederler. Hind bölgesindeki diğer dinlerin üyelerinden farklı olarak Sihler Tanrı’yı soyut formu içinde tasavvur ederler ve Tanrı’yı resim ve heykel şeklinde tanımlamazlar
⦁ Sihler bireysel olarak ibadet edebilmekle beraber cemaat olarak yerine getirilen
⦁ ibadetin kendilerine daha fazla erdem sağladığını düşünmektedirler
⦁ Gurdvara, Sihlerin bir araya gelerek topluca ibadet ettikleri mekânın ya da Sih tapınağının adıdır. İlk Gurdvara 1521-2 yıllarında Guru Nanak tarafından Kartarpur’da inşa edilmiştir.
⦁ Penjab dilinde “gurdvara” kelimesinin anlamı “Guru’nun ikamet ettiği yer” ya da “Guru’ya götüren kapı” demektir.
⦁ Guru Granth Sahib olarak isimlendirilen Sih kutsal kitabıdır.
⦁ Gurdvara kelimesi “Guru’nun ikamet ettiği yer” olarak aynı zamanda “Tanrı’nın ikamet yerini” de işaret ediyor gibi görünse de esasen Sih inancında Tanrı’ya herhangi bir mekân atfedilmez. Guru Arjan Dev zamanından önce Sihlerin dinsel ritüellerini sergiledikleri yerler “iman yeri” anlamında Dharamsala olarak isimlendirilmiştir.
⦁ Gurdvara’da yenilen ortak yemek öğünene verilen isimdir.
1. Sihizm adını =Mürit/öğrenci
2. Sihizm=16 yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.
3. Sihizmin kurucusu=Guru Nanak
4. Sihlerin kutsal kitabı=Granth Sahib
5. Guru, “öğretmen” ya da “lider” anlamındadır
6. Sihlerin anavatanı kuzey batı Hindistan’da yer alan Penjab bölgesidir.
7. Sihlerin cemaatle gerçekleştirdikleri ibadetler Gurdvara denilen Sih tapınaklarındayerine getirilmektedir
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

33

Monday, 12.10.2015, 20:35

Konfüçyanizm


⦁ Çin dinlerinden Konfüçyanizm ile Taoizm’in bir din veya felsefe ya da dünya görüşü ve ahlak temeli gibi farklı çerçevelerde tanımlanması mümkündür.
⦁ Taoizm insan ile tabiat arasındaki doğal ilişki üzerinde kurgulamalarda bulunmuştur
⦁ Bir Japon dini olan Şintoizm ise Japon milli dini ve Japon geleneklerinin teolojik zeminini ifade etmektedir
⦁ Konfüçyanizm belirgin bir tanrı anlayışı ve ölüm sonrası hayata ilişkin herhangi bir öğretisi olmaması nedeniyle bir din değildir.
⦁ Konfüçyanizm’in kurucusu Kong Qiu (K'ung Ch'iu; Latinize edilmiş ismiyle K’ung Fu-tzu)
⦁ Konfüçyus daima kudretli bir idareciye danışman olmanın özlemini çekmiş ve böylesi bir idarecinin kendisinin doğru tavsiyeleriyle donanmış olarak ideal bir dünyayı tesis edeceğine inanmıştır.
⦁ Çin tarihinin önemli bir dönemi için Konfüçyanizm otoritenin değişmez hiyerarşisi ve sorgulanmayan itaat doktrinin gelişmesine temel olmuştur.
⦁ Çin toplumunda baş gösteren huzursuzluğu ve kargaşayı sona erdirerek tekrar huzuru sağlayacak bir yönetim tesis etmeye adayan Konfüçyus, insanların ahlaki karakterini üst düzeye çıkarmaları gerektiği üzerinde ısrar etmiştir.
⦁ Konfüçyus bu olgunluğun yönetici-yönetilen, baba-oğul, karı-koca, büyük kardeş-küçük kardeş ve arkadaş- arkadaş arasında kurulacak münasip sosyal ilişkilerle mümkün olacağını savunmuştur.
⦁ Ailenin üç temel sorumluluğu vardır:
1. (i) Soyun devamını sağlamak,
2. (ii) ailenin refah ve mutluluğunu temin etmek,
3. (iii) toplumda ailenin olumlu bir intibaını olmasını sağlamak.
⦁ Konfüçyus kendisinden sonra herhangi bir metin bırakmamıştır. Bununla birlikte Çin edebiyatında yer alan “Beş Klasik” ve “Dört Kitap” geleneksel olarak yazarı veya editörü olarak Konfüçyus’a atfedilir. Bu metinler içerik olarak şu şekilde tasnif edilebilir:
1-Beş Kitap
1. Yi King (Değişiklikler Kitabı):
⦁ Geleceğe dair olayları tahmin etmede yardımcı olabilecek eski bir kehanet el kitabı olup eskiye ait bir eseri eski şema ve daha sonra onlar üzerine yapılan yorumlardan ibarettir.
2. Şu King (Tarih Kitabı):
⦁ “Eski zamanlara ait belgeler” diye de adlandırılan Şu King, Çin’in en eski tarih kitabıdır. Konfüçyus öncesi dönemde Çin’de, daha önceki dönemlere ait imparatorlar tarafından yapılmış ve saray tarihçileri tarafından derlenmiş konuşmalardan pasajlar ihtiva eder.
3. Şi King (Şiirler ve Şarkılar Kitabı): Çin şiirinin en eski derlemesidir.
4. Li King (Ayinler Kitabı): Muhtemelen ilk Han Hanedanlığı döneminde yazılmıştır. Bu metin

1. krallığa ait düzenlemeler,
2. ayinin gelişimi,
3. ayinle ilgili konular,
4. kadınlar ve gençlere rehber,
5. eğitim,
6. sihir,
7. ahlaki yasaklar,
8. kurbanın anlamı,
9. cenaze töreninde giyilecek kıyafetler
gibi konuları içerir.
5. Ch’un C’hiu (İlkbahar ve Sonbahar Vakayinameleri):
Lu’da görev yapan on iki idarecinin idari dönemlerini ve o dönemlere ait olayları kapsar.

2.Dört Kitap
1. Lun Yü (Konuşmalar):
⦁ Konfüçyus’un konuşmaları, öğretileri ve yaptıkları hakkında bilgi kaynağıdır.
2. Ta Hsüeh (Büyük Bilgi):
⦁ Geçmiş sekiz yüz yıl süresince Çin’in eğitim sistemindeki temel dokümanları kapsar.
3. Chung-yung (Orta Yol Doktrini):
⦁ Ayinler kitabınının bir bölümünü içermektedir. Bu metinde insan tabiatına Gök tarafından yön verildiği, insane tabiatının gök ile uyum içerisinde bulunduğu bulunduğu, kurbanlar esnasından daima hazır bulunacakları belirtilmiştir.
4. Meng-tzu (Mensiyüs’ün Kitabı): Konfüçyus’un en meşhur öğrencilerinden olan Mensiyüs’ün Konfüçyus’un bizzat öğretileri hakkında yapmış olduğu felsefi yorumların muhtemelen öğrencileri tarafından kaydedilmiş derlemesidir.
⦁ Konfüçyanizm’in bir dinden çok bir ahlak ve hikmet yolunu ifade ettiği pek çok araştırmacı tarafından ifade edilmiştir.
⦁ Esasen Konfüçyus, bir “üstün insan”, orta yolu takip edecek ve başkalarına da her şeyde aynı itidal yolunu gösterecek kültürlü nazik insan yetiştirmeye yönelik hayat tarzını belirlemeyle ilgilenen bir ahlak öğreticisidir
⦁ Konfüçyus’un ahlak sistemi toplum ve sistem içindir. Gayesi ise halkını siyasi terbiye yoluyla saadete kavuşturmaktır
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

34

Monday, 12.10.2015, 20:36

Taoizm

⦁ Zhang Daoling’nin Taoist düşünce okulunun ilk kurucusu ve buranın manevi öğretmeni olduğu iddia edilir.
⦁ Taoizm bir dini sistem olarak ilk kez mö. IV. ve III. yüzyıllarda tanınmıştır.
⦁ Başta Tao Te Ching olmak üzere Taoizm’e ait pek çok metnin yazılıp yaygınlaşmasıyla Taoist düşünce tanınmaya başlamıştır.
⦁ Taoizm Çin’deki Tang hanedanlığı ve onun ardından gelen Song hanedanlığı dönemlerinde yarı resmi Çin dini olmuştur
⦁ Çin’deki baskı döneminde Taoizm kendisine daha büyük özgürlük alanı sağlayan Tayvan’da yayılmaya başlamıştır
⦁ Kültür Devrimi’nin (1965-1968 ) sona ermesinin ardından Komünist ideolojinin etkisi azalmış ve Çin hükümeti az da olsa dini özgürlük ortamı tanımıştır
⦁ Tao’nun bizzat kendisi Tanrı değildir. O bir tanrı olmadığından Taoistler tarafından kendisine ibadet edilmez..
⦁ Bununla birlikte Taoizm pek çok tanrıya sahiptir.
⦁ Taoist inanç anlayışlarının çoğu Çin’in farklı düşünce ekollerinde dayanmaktadır.
⦁ Dolayısıyla temel olarak Taoizm’in kendine has öğretileri ile başta Budizm olmak üzere diğer
⦁ inanç geleneklerinden aldığı öğretileri birbirinden ayırmak kolay değildir.
⦁ Konfüçyanist öğretiden farklı olarak Taoist felsefe “gök” fikri üzerine değil, yukarıda söz edilen “yol” veya daha yaygın bir tabirle “bir dizi davranış kuralı” anlamına gelen ve
⦁ kozmik bir güç olan “Tao” fikri üzerinde durmaktadır.
⦁ Dini anlamda Tao tabiat üstü güçleri insanlarla iletişime geçiren sihirli bir güçle ilişkilendirilmektedir.
⦁ Felsefi Taoizm’de ise Tao kişinin kozmik düzenin ya da düzensizliğin altındaki ilkeyle bütünleşmesi olarak ifade edilmektedir.
⦁ Taoist felsefenin görecelilik öğretisine göre iyi-kötü, doğru-yanlış, güzellik-çirkinlik, kuvvet-zayıflık, zafer-yenilgi gibi birbirine zıt gibi görünen şeyler, aslında zaman ve mekana göre değişkenlik arz etmektedir
⦁ Her şeyin kendi aslına döneceği düşüncesi de Taoizm’in en temel ilkesidir
⦁ Taoizm’e göre hayatın gayesi sükunet olmalıdır. Lao Tzu’nun ahlak anlayışı tamamen menfidir
⦁ Taoist ritüeller arındırma, meditasyon ve ilahi fügürlere takdime sunumunu içermektedir.
⦁ Önemli Taoist ritüellerden birisi chiao (jiao) adını taşımaktadır
⦁ Tapınak ritüelleri hem bireysel hem de toplumsal açıdan ch’i’yi düzenlemek ve yin ve yang akımını dengelemek için kullanılır.
⦁ Diğer ritüeller ise farklı Taoist tanrılara ibadet etmek hayatın hakikati üzerinde meditasyon yapmak ve kutsal metin ve duaları sesli ve makamlı bir tonda okumaktır.
Kutsal Metinleri
⦁ Taoizm’in temel kitabı Tao Te Ching MÖ. III. yüzyılda derlenmiştir
⦁ Taoistler Tao Te Ching’i manevi ve ahlaki yaşamı doğru şekilde sürdürmek için temel bir rehber olarak görürler.
⦁ Tao Te Ching herhangi bir yazara atfedilmez.Taoizm’in diğer önemli kutsal metni ise Chuang-tzu’dur.
⦁ Bu metnin de Çin bölgesindeki halkların tarih boyu devam eden hikmetli sözlerini ifade ettiği dile getirilir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

35

Monday, 12.10.2015, 20:42

Şintoizm

⦁ Şintoizm Japonya’ya özgü bir dindir.
⦁ Şinto sözcüğü Çince iki karakterden neşetetmiştir. Şin “tanrı”, to “yol” anlamına gelmektedir.
⦁ Bu suretle Şinto “tanrıların yolu” anlamına gelmektedir.
⦁ XIX. yüzyılın sonundan 1945’e kadar Şintoizm Japonya’nın devlet dini olmuştur
⦁ Şintoizm’in bir kurucusu ve peygamberi söz konusu değildir. Ayrıca bu din dinsel bir merkeze de sahip değildir.
⦁ Pek çok açıdan Şintoizm bir hayat felsefesi, yaşanan hayata dair bir inanç ve rehber manzumesidir.
⦁ Şintoizm’in temel inancı bütün varlıklarla uyum içinde yaşamaktır. Dinin tanrıları kami olarak isimlendirilir.
⦁ Kami,“doğanın ruhları” veya “güçlerin yaşamı” olarak tercüme edilir.
⦁ Şintoizm’de tanrılar ve ruhların sayısı hesap edilemeyecek kadar fazladır.
⦁ Bununla birlikte sayıları seksenden başlayıp sekiz yüze kadar uzanan kami’den söz edilir.
⦁ Panteonun zirvesinde Güneş Tanrıçası Amaterasu bulunur.
⦁ Panteonun diğer tanrısal unsurları olarak ise
a. ay tanrısı Tsukiyomi,
b. fırtına ve deniz tanrısı Susanowo,
c. ateş tanrısı Atago
d. gıda tanrısı Inari
örnek olarak sayılabilir. Ana kült yeri ise Kyoto’da Atago dağıdır.
⦁ Kamilere ibadet dua okumakla, pirinç ve pirinç şarabı kurban etmekle olur.
⦁ Şintoizm’de rahiplik bir miras olarak düşünülmektedir.
⦁ Şintoizm’de ibadetler genel olarak folklor, büyü ve sihir, hac, ritüel, ibadet ve ulusallığı içine alan bir dizi dini ve kültürel uygulamalardan ibarettir.
⦁ Şintoizm’de kabul edilmiş veya diğer dir deyimle resmi kutsal kitaplar külliyatı, sabit doktrinler ve ahlaki ilkeler yoktur.
⦁ Şintoizm’de mitoloji de önemli bir yer işgal etmektedir.
⦁ Sözgelimi dünyanınoluşmasıyla ilgili anlatılan mitolojik öykülerde, ezeli olarak var olan üç kami bir dizi erkek ve dişi kami yaratır. Günün birinde bunlardan erkek kami İzanagi ve dişi kami İzanami gök köprüsü üzerinde duruken İzanagi kutsal kılıcını alttaki kaos denizine düşürür ve kılcını denizden çıkarırken kılıçtan düşen su damlaları denizi pıhtılaştırır ve bu şekilde Japon adaları meydana gelir. Bu mitolojik öyküye göre hem Japon adaları hem de Japonlar ilahi bir kökene sahiptir. Bundan dolayı II. Dünya Savaşı’na kadar her Japon imparatoru Japon güneş tanrısı Amatarasu’nun oğlu olarak kabul edilmiştir.
⦁ Şintoizm’in bir devlet kültü olduğu ve hangi dinden olursa olsun her Japon bireyin bu külte dahi olabileceği iddia edilmiştir. Bununla milli hisler ve imparatorun otoritesinin kuvvetlendirilmesi istenmiştir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

36

Monday, 12.10.2015, 20:44

Tibet Budizmi (Lamaizm)


⦁ Şamanist özellikler taşıyan ilk Tibet dini Bon’un yerine VII. yüzyılda Tibet’te yayılmıştır. Hindistan’dan Vajrayana Budizmi’nin önde gelen üstatlarından Padma Sambhava bu ekolü bölgede tanıtan kişidir.
⦁ İlk keşiş tarikatı olan “kırmızı takkeliler” sihirli ve gizemli ayinleri ile XI. yüzyılda Tibet Budist hayatına girmiştir.
⦁ Tibet dini ve politik sisteminin önemli bir grup olan “sarı takkeliler” ise XIV. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Sanskritçe asılları kaybolan metinleri Tibet diline çevirerek koruyan keşişler, özellikle şuur, rüya ve şuur safhaları ile ilgili yaptıkları değerlendirmeler ile ün yapmıştır.
⦁ Lamaizm’in maddi ve manevi varlığının ve devamlılığının ifadesi olan XIV. Dalay Lama, Çin’in Tibet’i işgal etmesi üzerine 1950’de Hindistan’a göç etmek zorunda kalmıştır.
⦁ On bin civarındaki keşiş ve lama ile beraber yaklaşık yüz bin Tibetli Hindistan, Nepal, Avrupa ve Amerika’ya göç etmek zorunda kalmıştır
⦁ Mahayana Budizmi’nin Tibet kültür havzasındaki temsilcisi olan Lamaizm’in sürgündeki varlığı, anavatınıdaki varlığındna daha umut verici olarak görülmektedir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

37

Monday, 12.10.2015, 20:45

Çin Ve Japon Budizmi


⦁ Mahayana Budizmi MS. 60’lı yıllarda ilk defa Çin’e gelmiş ve hatta VI. yüzyılda Çin’in devlet dini olmuştur.
⦁ Çin Budizmi temel olarak iki mezhebe ayrışmıştır: Bu mezhepler,
⦁ Çan-tsung ve Tsing-to’dur.
⦁ Çan-Tsung (Zen) mezhebinin kökenleri, VI. Yüzyılda Hint mistiklerinden Bodhidarma’ya kadar uzanır. Bu mezhebin temel özelliği eşyanın mahiyetini tefekkür ile keşfetmektir.
⦁ Bu mezhebin kurucusu Hintli Bodhidarma 520’de Çin’e gelmiştir.
⦁ Görüşleri daha sonra Kore ve Japonya’ya da yayılmıştır. Temrinleri dik oturma, nefesin düzenlenmesi ve ruhsal konsantrasyona dayanır.
⦁ Tsing-To (Jodo) Mezhebi ise Çin Budistleri’nin yarıdan fazlasının tercih ettiği geleneği ifade etmektedir. Burada Buda, gökte saltanat süren ölçüsüz bir ışıktır. Semavî Buda, Cennetin yahut ebedi ışığın efendisi ve müminlerin kurtarıcısıdır.
⦁ Judo Mezhebi, bir rahmet dini olmak yolundadır. Buda, kendisine inanan müminlerin ölümlerinden sonra cennetine de alacaktır. Artık burada Budizm’in Nirvana Doktrini ile pek ilişkisi kalmamıştır.
⦁ Çin’deki Budist Ch’an ekolü Japonya’da Zen adıyla yaygınlık kazanmıştır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

38

Monday, 12.10.2015, 20:50


Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası. Allahü teâlânın emri ile melekler çeşitli memleketlerden topraklar getirdiler. Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular. Bu şekilde Mekke ile Tâif arasında kırk yıl yatıp "salsâl" oldu yâni pişmiş gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselâmın nûru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cumâ günü rûh verildi. Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi. Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi. Allahü teâlânın emri ile bütün melekler Âdem aleyhisselâma karşı secde ettiler. Uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis, kibirlenip bu emre karşı geldi ve Âdem aleyhisselâma karşı secde etmedi. "O çamurdan yaratıldı, ben ise ateşten yaratıldım. Ondan üstünüm." iddiâsında bulundu. İblis (şeytan) kendini üstün görüp, kibirlenerek Allahü teâlânın emrine uymayınca gadab-ı ilâhiyyeye uğradı ve Cennet'ten kovuldu. Âdem aleyhisselâm kırk yaşındayken Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü. Cennet'te bulunduğu sırada veya daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden hazret-i Havvâ yaratıldı. Allahü teâlâ onları birbirine nikâh etti. Cennet'te yerleşmelerini ve Cennet'in meyvelerinden dilediklerini yemelerini bildirdi. Fakat, Cennet'te bulunan bir ağaç için, "Bu ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin." buyurdu.Âdem aleyhisselâm ve Havvâ vâlidemiz, Cennet'te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak önce hazret-i Havvâ, sonra Âdem aleyhisselâm yedikleri için Cennet'ten çıkarıldılar. Âdem aleyhisselâm Hindistan'da Seylan (Serendib) Adasına, Havvâ ise Cidde'ye indirildi. Birbirlerinden ikiyüz sene müddetle ayrı kalan Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ bu müddet içinde ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duâları kabûl oldu. Hacca gelmeleri emrolundu.

Arafât Ovasında hazret-i Havvâ ile buluştu. Kâbe'yi inşâ etti. Her sene hac yaptı. Arafât Meydanında veya başka meydanda kıyâmete kadar gelecek çocukları belinden zerreler hâlinde çıkarıldı. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye soruldu. Hepsi; "Belâ=Evet!" dediler. Sonra hepsi zerreler hâline gelip beline girdiler. Buna "Ahd-ü-Misâk" ve "Kâlû Belâ" denildi. Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ daha sonra şam'a geldiler. Burada yirmi defâ ikiz evlâdı oldu. Bir defâ da yalnız Şît aleyhisselâm oldu. Neslinden kırkbin kişiyi gördü. Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi. Cebrâil aleyhisselâm kendisine oniki defâ geldi. Kendisine on suhuf (forma) kitap verildi. Bu kitapta; îmân edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül boy abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar, hesab, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca fizik, kimya,tıb,eczâcılık, matematik bigileri öğretildi. İbrânî, Süryânî ve Arab dillerinde kerpiç üstüne çok yazı yazıldı.

İlk insanlar,bazı târihçilerin zannettiği gibi ilimsiz,fensiz,görgüsüz,çıplak ve vahşî kimseler değildi.Bugün Asya,Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere benziyen vahşîler yaşadığı gibi,ilk insanlarda da bilgisiz basit yaşayanlar vardı.Bundan dolayı ne bugünkü,ne de ilk insanların hepsi için vahşîdir denilemez.Hazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlardı. Okuma-yazma bilirlerdi. Demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. Altın üzerine para dahi basılmış,mâden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.

Âdem aleyhisselâmın hiç sakalı yoktu. İlk sakalı çıkan Şit aleyhisselâmdır. Hazret-i Âdem çok güzeldi. Siyah saçlı ve buğday tenliydi. Onbir gün hasta yatıp, bir Cumâ günü vefât etti. Âdem aleyhisselâm vefât edince, Cebraîl aleyhisselâm bir gömlek giydirdi., Şit aleyhisselâma yıkamayı öğretti. Yıkayıp kefenlediler.

Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:

"Âdem aleyhisselâm vefât edince,melekler üç defâ su ile yıkadılar.Onu defnettiler." Sonra çocuklarına dönerek; "Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız dediler." Şit aleyhisselâm imâm olup cenâze namazını kıldırdı. Âdem aleyhisselâmın kabri; Kudüs'te, Minâ'da, Mescid-i Hîf'te veyâ Arafât'tadır. Hayatını bildiren rivâyetler birbirinden farklıdır.

Hazret-i Âdem, Allah'a ilk hamd ve ilk tövbe edendir. Seçilmişlerin ilki, yeryüzünde Allahü teâlânın ilk halîfesidir.Birçok mûcizeleri vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir:

Yırtıcı, vahşi hayvanlarla konuşurdu.
Susuz dağ ve taşlara elini vurunca,pınarlar fışkırır,temiz sular akardı.
Eline aldığı ufak taşlar,yüksek sesle Allahü teâlâyı zikrederdi.

Âdem aleyhisselâmın yaratılması,Cennet'te kalması,Cennet'ten çıkarılarak yeryüzüne indirilmesi,Kur'ân-ı kerîmde çeşitli âyet-i kerîmelerde bildirilmiştir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

39

Monday, 12.10.2015, 20:51


Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. İbrahim aleyhisselam ve ona inananlarla birlikte Nemrûd’un memleketinden hicret edip Şam’a geldikten sonra, Lut Gölü yanındaki Sedum şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dînini tebliğ etti.
İbrahim Aleyhisselamla birlikte Bâbil’den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrail Aleyhisselam gelerek Lut Gölü civârındaki Sedum bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrahim Aleyhisselamdan ayrılarak Sedum bölgesine gitti.

Bu beldede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebeb olan cinsî sapıklık) yapıyorlardı Lut Aleyhisselam onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kuran-ı kerimde Şuara Suresi 161-164. ayetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir:
“Kardeşleri Lut onlara: Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emîn, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi.”

Sedum halkı Hz Lut’un dâvetine uymadılar. İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası Hz Lut’a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti. Bu azgın ve cinsî sapıklıkla uğraşan kavim, îmân etmedikleri gibi Hz Lut’u ve ona inananları memleketlerinden kovmaya kalkıştılar. Lut Aleyhisselam bu kavme nasîhat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hattâ Hz Lut’a “Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim” dediler.

Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrail, Mikâil, Azrâil Aleyhisselam bir rivayete göre de Cebrail Aleyhisselam ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrahim Aleyhisselama uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (Hz İshak) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip Hz Lut’u buldular.

Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde Hz Lut’un evine gelince Hz Lut’un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı Hz Lut’un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar.Hz Lut onlara nasîhat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: “Ey Lut! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgûl etme. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Cebrail Aleyhisselam dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git ve içinizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir. Onların helâk zamânı sabah vaktidir.”

Azgın kavim içeriye girmek için kapıyı kırınca Cebrail Aleyhisselam;“Ey Lut kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lut Aleyhisselam kapıyı açıp geriye çekildi. Cebrail Aleyhisselam kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kuran-ı Kerim’de Kamer Suresi 44. ayette meâlen şöyle bildirilmektedir:
“Lut’tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik.”

Lut Aleyhisselam kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa’r şehrine gitti. Cebrail Aleyhisselam Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihayet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kuran-ı Kerim’in Kamer Suresi 38. ayet-i Kerimesinde meâlen; “Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi.” Ve Hicr Suresi 73-74-75. ayetlerde de; “Nihayet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlılar için ibret alâmetleri var.” buyrulmaktadır.

Lut’un Aleyhisselam kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kuran-ı Kerimde alt-üst olan memleket mânâsına gelen “El-mü’tefikât” şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lut Gölü adıyla anılmaktadır. Yahudi kaynaklarında ise bu belde (Sodom) ismiyle geçmektedir.

Lut Aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrahim’in (Aleyhisselam) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicaz’a gidip, seksen yaşında iken orada vefat etti. Kabrinin, İbrahim Aleyhisselamın kabrinin de bulunduğu Filistin’deki Halîlürrahmân’da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivayet edilir.

Kuran-ı Kerim’de yirmi yedi ayette Lut Aleyhisselamdan bahsedilmektedir.

Lut Aleyhisselamın mucizelerinden bâzıları şöyledir:
1. Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mucize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duası kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi. Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı.

2. Duası bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lut Aleyhisselamın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hz Lut kuruyan dağda ot bitmesi için dua etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mucizesi ile kırk kişi îmân etmiştir.

3. Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lut Aleyhisselam ile konuşmuşlardır. Kavminin isyânı üzerine taş parçaları dile gelip, “Kavminin îmân etmeyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk’a dua et, onları yakmak için bizi ateş eylesin.” dediler.

4. Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı.

5. Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhî emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce îmân etmiştir.

6. Lut Aleyhisselam çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca dua etti. Allahü teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi. Bunun üzerine çocuğunu soran kimse îmân etti.

Ahmed bin Hanbel ve İbn-i Mâce’nin bildirdikleri hadis-i şerîflerde, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lut kavmi hakkında buyurdu ki:
On şey vardır ki Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, (kadınlar için düğünlerde ruhsat vardır) içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır. Lut kavminin işini (livâta) yapan mel’undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lut kavminin yaptığını yapmalarıdır.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)

lale_zar

Profesyonel

  • "lale_zar" bir kadın
  • Konuyu başlatan "lale_zar"

Mesajlar: 1,830

Kayıt tarihi: Aug 12th 2015

Konum: allaturkaa

  • Özel mesaj gönder

40

Monday, 12.10.2015, 20:53


Kur’ân-ı kerîm’de ismi geçen peygamberlerden. Şit aleyhisselamın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh’tur. Kur’ân-ı kerîm’de İdrîs diye bildirildi. Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için “Müselles bin-Ni’me” (kendisine üç nîmet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet’tir. Bâbil’de veya Mısır’da Mûnif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir. Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı.
Âdem aleyhisselamdan ve Şît aleyhisselamdan sonra insanlar maddeten ve mânen bozuldular. İdrîs aleyhisselam, içinde yaşamış olduğu, Kâbil’in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi ve Allahü teâlâya kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı. Allahü teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi. Cebrâil aleyhisselam dört defâ gelerek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ etti.

İdrîs aleyhisselam, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Muhammed aleyhisselamın vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nûh Tûfânını ve Âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselamı bütün tafsilâtıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mucizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi. Bunun üzerine İdrîs aleyhisselam yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır’a hicret etti. Kendisine îmân edenlerle birlikte burada yerleşti. Allahü teâlâ ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasib etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dîne dâvet etti. Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti.

İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti. Yüz şehir kurdu. Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir. Her millet de öğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pekçok şehirler kurdu.

İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. Pekçok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allahü teâlâ ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesâb ilmini öğretti. İdrîs aleyhisselam kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allahü teâlânın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı ve zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski Yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdrîs aleyhisselamın kitâbından aldılar.

İdrîs aleyhisselam, uzun seneler insanları hak dîne dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı. Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselam, İdrîs aleyhisselamı ziyârete geldi. İdrîs aleyhisselam, Azrâil’e: “Bir anlık benim rûhumu al.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselama; “Onun rûhunu al!” diye vahyetti. Azrâil aleyhisselam rûhunu aldı. Allahü teâlâ, İdrîs aleyhisselamın rûhunu tekrar iâde etti. İdrîs aleyhisselam, Azrâil aleyhisselama; “Beni semâlara götür. Cennet’i ve Cehennem’i göreyim.” dedi. Allahü teâlâ, Azrâil’e onu semâya götürmesini, Cehennem’i ve Cennet’i göstermesini vahyetti. İdrîs aleyhisselama Cehennem gösterildi. Cennet’e götürüldü. Cennet’e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; “Niçin çıkmıyorsun?” diye sorulunca; “Allahü teâlâ, «Her nefis ölümü tadacaktır.» buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allahü teâlâ, «Herkes Cehennem’e uğrayacaktır.» buyurdu. Ben oraya uğradım. Allahü teâlâ, «Onlar oradan (Cennet’ten) çıkmayacaklardır.» buyurdu. İşte ben bunun için Cennet’ten çıkmak istemem.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil’e vahyedip, İdrîs aleyhisselamın Cennet’te kalmasını bildirdi. İdrîs aleyhisselam böylece Cennet’te kaldı. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Meryem sûresi 57. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık.” buyrulmak sûretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri âyet-i kerîmede bildirilen “yüce mekân”dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir.

Nitekim Buhârî ve Müslim’de bildirilen hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz aleyhisselam Mîrâca çıktığı zaman, hazret-i İdrîs’i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdrîs aleyhisselam diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı.

İdrîs aleyhisselam, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bî adedil-evrâk) “Ağaçların yaprakları kadar” diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini îmâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsî hâllerini açıklamasını istediler. İdrîs aleyhisselam bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için “nücûm ilmi” hazret-i İdrîs’den kalmıştır, denir. Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazîfesini, tesbihini bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar Allah’ın İdrîs aleyhisselama verdiği mucizelerdir.

İdrîs aleyhisselamın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:
“Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar.”

“Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basîret ehlini hakîr ve aşağı görür.

“Dostlar arasındaki hakîkî sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir.”

“İnsanda bulunan en fazîletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir.”

“İyi hasletlerin en üstünü; kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik, cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir.”

Kur’ân-ı kerîm’in Meryem, Enbiyâ sûrelerinde İdrîs aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir.
Herkes gibiyim ama hiç kimse gibi değilim (Lale)