Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.
O merakla, sordu dedesine: yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. Onlar dedi, benim için iki simgedir evlat. Neyin simgesi diye sordu çocuk. İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları. Çocuk, sözün burasında mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi: peki dedi. Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi.
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
Hangisi mi evlat,
Ben hangisini daha iyi beslersem !.
Benim hayatımı yargılamadan önce, Benim ayakkabılarımı giy ve Benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç.
Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve Aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin...!
3 çeşit insan vardır.
Kimi ekmek gibidir, her aradığında bulursun...
Kimi ilâç gibidir, ihtiyacın olduğunda ararsın ama, bulamayabilirsin...
Kimi de mikrop gibidir. Sen aramasan da olur, çünkü o seni her zaman bulur...
Hayatın ciddi gerçekleriyle karşı karşıya olan biri olarak, fuzuliden hayatıma burnunu sokmak isteyenlere;
"Sen pinokyo olabilirsin ama ben masal değilim" dercesine güler geçerim