Beni ve kendini gözünde büyütürken,
karakalemle çalış, renk müsrifliği yapma.
TV karşısında ilahi aşktan söz ederken,
hangi kanalda ne var diye sorma, külahları değişiriz,
kendini bir anda Manhattan’da bir Çin mahallesinde
herşeye Fransız bir uzaylı gibi hissedersin.
Söverken bile nazik ol. Örneğin İngilizce küfür et,
üzerime alınmam, so what der geçerim.
Hadi, ne duruyorsun, maziye ilk adımı sen at.
Madem beni sevdiğini düşünüyorsun,
beni sevildiğimi düşünmeye sürükle.
Çabuk ikna olmam, ama kısmetse neden olmasın.
Yine de n’olur kendine yabancı olduğun kadar
yabancı olma bana,
biraz daha hümanist sev beni,
ınsan hakları genelgesi doğrultusunda.
Terör estirirken arada amnesty uygulamayı unutma,
ki tekrar savaşayım uğruna.
Tanrım, ne hoş olacak. Şimdiden görür gibiyim:
Herkes aşkı Bestseller olsun diye daha yüksek sesle,
daha hunharca sevme yarışındayken,
sen bana fısıldarcasına ‘bebeğim’ diyeceksin.
Bir sürü, nurtopu gibi süt kokan düşlerim olacak.
Telefon, fax, internet, handy, wap map, falan feşmekan,
her an, her yerde kime ait olduğumu anımsatacak mesajlar alacağım.
Bana sunduğun dijital cennette sayısız elektriklenmeler yaşatacaksın.
Evet, herşey mükemmel olacak.
Benim için özel olarak hazırlayacağın uçurumlar poetik,
kendine kuracağın tuzaklar dramatik,
vereceğin hüzünler melodik,
küsmelerimiz trajik,
hele hele çöküşlerimiz mega muhteşem.
Aramızda oluşacak mesafe pek şık olacak.
Sayende dünya biraz daha anlamlı kararacak.
Hadi, ne düşünüyorsun, burdan buyur.
O gördüğün güvercin değil,
dam üstünde saksağan.
:roll: