
Bir hoparlörün kısık düğmesine basar gibi bastım yine tuşlara
Masamda duran radyonun hazan sarısı rengi cam tabağımda ki şekerlere
İç geçirmesi gibiydi her şey
Cüzdanımın kirli beyazlığına dem vuruyordu içindeki kimliğim
Altında Sunay Akının altmış iki tavşanı anı defterime bir şeyler anlatıyor gibiydi
Boş sigara paketimin üzerine düşen kağıt mendil kadar silemiyordum kablolara takılan
Sükunetimi, önümdeki explorer yeni bir sahneye hazırlarken kendini
Ben sigaradan rengi değişmiş perdemi ne zaman yıkadığımı düşünüyordum
Ve buzdolabımın üzerindeki parmak izlerimin geçmişteki kaç anıya parmak bastığını
Sigaramın kaçıncı kendini tüketişiydi ellerime değmeden, onu bilmiyorum
Mutfak masamın tepesine iliştirdiğim çatallı saat nedendir bilmem
Yorgunluğunu gizler gibi 12. 45 te kalmıştı. Bir duman daha çekerken içime
Kahve bardağımın yüzeyinde topak topak olmuş süt keskinliğini fark ettim,
Ömrümün atılacak ne çok şeyi varmış meğer
Her gün bıkmadan baktığım çiçeğin yapraklarından yine aşk sözcükleri sarkmıştı
Sulamayı unutmuştum sanırım.
Hani haykırılası bir oyuncaktan beter bir çaresizliğin içine düşmüş,
Yüreğim kanamıştı.
Günler ne kadar hızlı kayıyor masamdan dedim
Bense ekoselerine bir çizik atamadığım cam kağıda hayatımı karalıyordum
Karaladığım onca duman rengi yüreğin umutlarına yelken açamayacak kadar
Yorgundum da
Gece şehrin tüm ışıkları kendini bitirirken dolaştığım çatı da
Tek bir pençeye odaklanmış gözlerime kararlar yazıyordum üstelik
Önümde dimdik heybetiyle bana meydan okuyan caminin kaderine boyun ey
Sözlerine ise kulaklarımı çoktan tıkamıştım.
Elimdeki bira bardağından anılarımın terlerini buz gibi yudumlarken
Ayağımın yağmur sularını süpürmesi için yapılan boruya takılarak
Uçacağım çatıdan bir intiharı bile düşlemiştim.
Sonra camı kapatılan bir odanın, karanlık mahsenine bile yürüdüm
Oysa hala çatıdaydım ve üzerime giydiğim beyaz şortun paçalarına kadar yoğun
Bir duygu bileklerimi kesiyordu.
Odanın ışığı kapanıyor ve yer yüzünde ki tüm hareler demir külçenin küflenmiş ve kokuşmuş
Bir derbederliğinde bana bırakıyordu yalnızlığı ve geçmişsizliği
Şimdi sinsice yumulduğum alfabe dün gecenin burukluğuna adım bile atamamıştı
Bense alnıma bir kolonya şişeşini dayayarak, bileklerime kadar kesilen bir geçmişten
Kendime yazıyordum.
Kızıyordum da üstelik, hatta kırılıyordum.
Kimliğimi içinde saklayan cüzdanım beni içine alamayan hayattan daha sadıktı
Ve kahvem içime cila saydamlığında yürüyen bir orospuydu
Kitaplarımın beynimdeki dağınıklığı toplamak istercesine üzerime sürdüğü kelimeleri
Sigara paketimden aldığım son sigaramın beni küllerine sarıp ısıtan ateşiyle savaşıyordum.
Biliyorum, hala 12.45 e takılan saat gibi değildim
Sadece kadınlığımın arasına bir kahve molası verdim…
